Malayani Nedir, Ne Demek, İle İlgili Ayetler, Hakkında Bilgi

Mâlâyanî. Kişinin dinî ve dünyevî hayatı bakımından fayda sağlamayan gereksiz söz ve davranışları ifade eden bir tabir.

Sözlükte “kişi için bir anlam ve değer taşımayan, onu ilgilendirmeyen” mânasındaki mâlâyanî tabiri “insanın yap­maması halinde günah işlemiş olmaya­cağı, şahsının veya malının zarar görme­yeceği davranışlar kişinin ihtiyaç duymadığı, kendisi için gerekli olmayan, fayda sağlamayan işler, fuzûlî sözler olarak açık­lanmıştır.

Kur’ân-ı Kerîm’de mâlâyâni tabiri geç­memekle birlikte abes (boş, amaçsız, ge­reksiz iş) [Mü’minûn 23/115] lağv (boş ve mânâsız söz) [Mü’minûn 23/3; Kasas 28/55] lehv ve la’b (oyun ve eğlence) kelimeleri mâlâyâniye yakın anlamlarda kullanılmıştır. Ayrıca insanların hayatla­rını din ve dünyaları için hayırlı, yararlı işlerle zenginleştirmeleri gerektiğini ifa­de eden pek çok âyet vardır. Hadislerde ise mâlâyâni tabiri geçmektedir. Buhârî’nin el-Câmicu’s-sahîh’inde bir bab, çok soru sormanın ve kişinin kendisini il­gilendirmeyen (mâlâyanî) işler yapma­ya kalkışmasının mekruh olduğuna dair hadislere ayrılmıştır. Hz. Peygamber, İslâm ahlâk kültüründe mâlâyâninin terim halini almasına kaynaklık eden bir hadisinde, “Kişinin mâlâyâniyi terketmesi müslümanlığının güzelliğindendir” demiştir. Bu hadis, başta kırk hadis literatürü olmak üzere daha çok ahlâka dair hadislerin top­landığı eserlerde “İslâm’ın merkezî ilke­leri” (medârü’l-İslâm), “ahlâkın temel pren­sipleri” (usûlü’l-edeb) ve “iyi davranış ku­rallarının özeti” (cimâu âdâbi’l-hayr) sayılan dört hadisten biri olarak gösterilmiştir (diğerleri şunlardır: “Allah’a ve âhiretgü­nüne iman eden kişi ya hayır söz söylesin ya da sussun “Kendisine öğütte bulunmasını isteyen bir kişiye Resûl-i Ekrem, ‘Öfkene hâkim ol’ buyurmuştur. Kişi kendisi için sevip istediği bir şeyi din kar­deşi için de istemedikçe İman etmiş ol­maz. Hz. Lokman’ın, ahlâk ve erdemde bulunduğu düzeye ulaşmasını doğru sözlü olmasına, emane­te riayet etmesine ve mâlâyâniyi terketmesine borçlu olduğunu belirttiğine dair Mâlik b. Enes’in aktardığı rivayet  İslâm kültüründe bu davranışların evrensel ahlâk normları ola­rak tanındığını göstermektedir.

Kaynaklarda hadislerde geçen mâlâyâ­ni tabiri, açıkça haram kılınmış veya ha­ram olup olmadığı şüpheli söz ve davra­nışların yanında mekruhları, hatta yapa­nına göre gereksiz olan mubahları da kapsayacak şekilde açıklanmıştır. Hz. Peygamber’in mâlâyâniyi terketmeyi kişinin müslümanlığının güzelliğinden sayması, bir davranışın mâlâyâni olup olmadığının şahsî isteklere göre değil İslâmî ilkelere ve bu ilkelerle uyuşan aklî ve örfî hüküm­lere göre belirlenmesi gerektiğini göster­mektedir. Bu ilkelere ve hükümlere göre insanların dünya ve âhiretleri için yararlı olan söz ve davranışlaramâyâni faydasız olan­larına da mâlâyâni denilmiştir.

Birçok âyet ve hadise göre kişinin yakın ve uzak çevresine, topluma ve İnsanlığa yararlı olan sözleri ve davranışları aynı za­manda kendisine de sevap kazandırdığın­dan bunlar onun için mâyâni, zararlı olan­ları ise kendisini günahkâr yaptığından mâlâyâni sayılır. Hatta genel olarak canlı ve cansız tabiata karşı sorumluluk doğu­ran davranışları da bu çerçevede düşün­mek gerekir. Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadis­lerde çeşitli örnekleri görülen emir ve ya­saklar insanlarda hayatın oyun ve eğlen­ceden ibaret olan [En’âm 6/32; Hadîd 57/20] bu sebeple de mâlâyâni kapsamı­na giren yönüne bilinçsizce kapılıp gitmek yerine gerek bizzat işleyeni gerekse baş­kaları için iyiliği ve yararı kalıcı olan, dola­yısıyla Allah katında sahibine hayırlı kar­şılıklar kazandıracak olan [Kehf 18/46; Meryem 19/76] faaliyetlerle hayatı zen­ginleştirme sorumluluğunu geliştirmeyi amaçlamaktadır. Mâlâyâniyi terk tasav­vufta daha da önem kazanıp mâsivâyı terk olarak anlaşılmış, dünya ile sırf dün­yalık elde etmeye yönelik bir irtibat kurul­ması mâlâyâni ile uğraşma olarak kabul edilmiş ve kınanmıştır.[bk. Mâsivâ]

Eğitim ve öğretimle ilgili klasik İslâmî eserlerde mâyâni ve mâlâyâni ölçüleri eğitime de uygulanmış, genel olarak kişi­lerin dinî hayatı ve uhrevî kurtuluşu için gerekli olan bilgilere öncelik verilmesi ya­nında eğitim ve öğretim sürecinde her öğrencinin yaşına, yeteneğine ve diğer özel durumlarına göre ilmî konular ara­sında onu ilgilendirenle ilgilendirmeyen, hemen ilgilendiren veya ileride İlgilendi­recek olan yönleriyle bir öncelik sırasının izlenmesi gerektiği üzerinde önemle du­rulmuştur.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Sitede Ara