Mogadişu Tarihi, Nüfusu, Neresi, Hakkında Bilgi, Nerenin Başkenti

Makdişu. Somali’nin başşehri.

Doğu Afrika’da Hint Okyanusu sahilin­de Somali Cumhuriyeti’nin başşehri ve Benâdir eyaletinin merkezidir. Pîrî Reis’in Muğdiş dediği şehre mahallî Somali dilin­de Muqdisho, Arapça kaynaklarda Makdeşû, İtalyanca’da Mogadiscio, Türkçe eserlerde Mogadişu (Magdişu) denilmek­tedir.

Makdişu’nun kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Bazı tarihçilere göre Emevî Halifesi Abdülmelik b. Mervân za­manında (685-705), Portekizli tarihçi Joao de Barros’a göre ise İran (Basra) körfe­zinden gelen yedi kardeş tarafından 887 yılında kuruldu. Ancak X. yüzyılda Ara­bistan’ın çeşitli bölgelerinden ve özellikle Abbasî kuvvetleriyle Karmatîler arasında

şiddetli mücadelelere sahne olan Lahsâ’-dan (Ahsa) gelen Araplar’Ia İran’ın Şîraz ve Nîşâbur şehirlerinden buraya göç edenler tarafından kurulduğu genellikle kabul edilmektedir. Bu önemli sahil şehri daima iç bölgelerden gelecek yerli saldı­rılarına ve Hint Okyanusu’ndan yönele­cek deniz taarruzlarına açıktı. Makdişu’ya IV. (X.) yüzyılda yerleşen Mukrî, Cid’atî, Akabî. İsmâilî ve Afîfî gibi büyük kabileler kendi aralarında otuz dokuz küçük züm­reden oluşan bir birlik tesis ettiler ve şeh­rin idaresi için ortak bir yönetim kurdu­lar. Zamanla Mukrî ailesi şehirde üstün­lük elde etti, Kahtânî nisbesiyle bilinen bir ulemâ sülâlesi oluşturdu ve şehri yö­netecek olan kadıların ancak Kahtânîler’-den seçilebileceğini diğer zümrelere ka­bul ettirdi. Bu ulemâ sınıfının yönettiği şehir VI. (XII.) yüzyılda önemli bir ticaret merkezi oldu. VII. (XIII.) yüzyılda Ebû Be­kir b. Fahreddin burada küçük bir sultan­lık kurmayı başardı ve Mukrîler’le anlaşa­rak şehir kadılarının onlar arasından se­çileceğini bildirdi. Başşehirdeki Mescid-i Cum’a ve diğer iki büyük caminin 636 (1238), 667(1268) ve Şaban 667 (Nisan 1269) tarihli kitabelerinden VII. (XIII.) yüzyılda buradaki refah seviyesinin olduk­ça yüksek olduğu anlaşılmaktadır.

1331 yılında Sultan Ebû Bekir b. Ömer zamanında Makdişu’yu ziyaret eden İbn Battûta sultanın (şeyh) Makdişu dili ko­nuştuğunu, ancak Arapça’yı da bildiğini, bu hanedan döneminde şehrin büyük ge­lişme gösterdiğini ve çok canlı bir ticaret hayatının olduğunu belirtmekte, şehir hakkında ayrıntılı bilgi vermektedir. Makdişu’nun Mısır ve Arap yarımadasıyla ticarî münasebetleri oldukça gelişmişti. XIV. yüzyıldan itiba­ren Makdişu ülkenin kuzey pazarını elinde bulunduruyordu. XIV-XV. yüzyıllar Mak­dişu’nun tarihteki en müreffeh dönemini oluşturmaktadır.

Yâkütel-Hamevî, İbn Mâcid. İdrîsî, İbn Saîd el-Mağribî, İbn Battûta ve Pîrî Reis gibi İslâm coğrafyacıları Makdişu’yu, Zen­ci ülkesi de denilen Hint Okyanusu sahil-leriyle iç bölgelerinin kendi dönemlerin­deki en büyük şehirleri arasında zikret­mektedir. Yâküt el-Hamevî ayrıca Mak­dişu halkının Berberî asıllı olduğunu, an­cak bunların Mağrib’deki Berberîler’den farklı bir kavim olup Habeşliler’le Zenci­ler arasında ayrı bir ırka mensup bulun­duğunu ve nüfusun tamamının başka yerlerden gelen göçmenlerden oluştuğu­nu kaydeder. Aynı şekilde İbn Battûta, Makdişu’yu ziyareti sırasında görüştüğü Sultan Ebû Bekir b. Ömer’in Berberi asıllı olduğunu söyler. XVI. yüzyılın ba­şında sadece şehrin değil Habeş de deni­len ülkenin isminin Makdişu olduğunu ve burada yaşayan halkın Makdişu dili ko­nuştuğunu Pîrî Reis belirtmektedir. Ayrıca şehirde altın bol olup buraya uğrayan Portekiz ge­mileri altın, sırmalı kumaşlar, fildişi, aba­noz ve güzel kokulu amber alıyorlardı.

XV. yüzyılın sonuna doğru Makdişu’nun durumunu sarsan olay, Ümit Burnu üze­rinden Hint Okyanusu sahillerine seferler düzenleyen Portekiz ve İspanyol donan­malarının buraya gelişidir. Her ne kadar 1499’da Hindistan’dan dönüşünde Vasco da Gama donanmasıyla Makdişu’ya bir saldırı düzenlemişse de şehri işgal ede­memişti. 1507’de gerçekleştirilen saldı­rılar da başarısızlıkla sonuçlandı. 1532′-de Vasco da Gama’nın oğlu Estevâo da Gama gemi satın almak amacıyla buraya gelmişti. XVI. yüzyılda Makdişu’da yöne­tim Muzaffer sülâlesinin eline geçti. Bu sırada Somali asıllı göçebe Heviye kabile­si, yine Somali asıllı olup Makdişu Sultan­lığı ile ittifak yapan mahallî Acurân Sul-tanlığf nın topraklarını İşgal ederek Mak­dişu’nun ekonomik açıdan geri kalmasına sebep oldu.

1585’te Emîr Ali Bey, Hint Okyanusu sahillerini iki kadırga ile dolaşarak önce Makdişu’yu, ardından Mombasa’ya kadar diğer sahil şehirlerini Portekiz saldırıla­rından kurtarıp Osmanlı Devleti’ne bağ­ladı. İki yıl sonra Portekizliler tekrar böl­geye geldilerse de Makdişu’ya saldırma­dılar, Faza’da büyük bir katliam yaparak 10.000 hurma ağacını kestiler. Bunun üzerine Ali Bey beş gemiyle tekrar böl­geye gelip bu sahillerin Osmanlı hâkimi­yetinde olduğunu ilân etti (1589). Fakat henüz Mombasa’da iken Portekizlilere yenilerek esir alındı ve Lizbon’a götürül­dü. XVII. yüzyılda Osmanlı deniz akınları Afrika’nın doğu sahillerinde son bulsa da Makdişu’da en az on ayrı Osmanlı padişa­hı adına, üzerinde tuğra bulunan ve Os­manlı topraklarında kullanılanlara ben­zetilen bakır paraların bastırılmasına de­vam edildi. Ayrıca bu dönemde Uman ve Portekiz ile ticarî münasebetler oldukça gelişmişti.

1698 yılında Uman Sultanı Seyf b. Sul­tân, Mombasa’yı Portekizliler’den alınca Makdişu ve diğer Somali sahil şehirleri de Umanlılar’ın eline geçti. Fakat Uman buradaki birliklerini geri çektiği zaman yeni bir idarî boşluk oluştu. 1700’de bir İngiliz deniz filosu günlerce Makdişu önünde karaya asker çıkaramadan bekle­di ve sonunda geri dönmek zorunda kal­dı. Bu gelişmeler Makdişu’yu her yönden iyice zayıflattı ve şehir Hamarven ve Şan-gani adıyla ikiye bölündü. Somali etnik grubu yavaş yavaş eski Arap şehrine gir­meye başladı. 1752’de Uman Sultanlığı adına Makdişu’dan Afrika’nın güneyin­deki Cap Delgado’ya kadar olan sahiller Arap bölgesi ilân edildi ve Portekiz hâki­miyetine son verildi. Ancak Makdişu şehri bir başka Somali asıllı kabile olan Daran-dolle’nin eline geçti. İmam unvanı taşıyan reisleri karargâhını Şangani’de kurdu. Başlangıçtan itibaren Kahtânîler’in elin­deki kadılık imtiyazlarına ise dokunul­madı.

1823 yılında Makdişu ismen Uman Sul­tanı Seyyid Saîd b. Sultân’a bağlandıysa da buranın idaresi yine Somali yerli reis­lerinin elinde kaldı. 1843’te Makdişu’ya ilk defa Umanlılar tarafından Somali asıllı bir vali tayin edildi. Vali mensubu olduğu kabilesiyle birlikte ülkenin iç kesimlerine çekildiği için görevinden ayrıldı. Bû Saîdî hanedanından Zengibar Sultanı Bergaş b. Saîd Makdişu’yu 1871 ‘de doğrudan idaresine aldı. 1905 yılına kadar buraya tayin edilen valiler sayesinde Makdişu Zengibar’a bağlı kaldıysa da 1889’da dö­nemin sultanı Halîfe b. Bergaş tarafından limanı İtalya’ya kiraya verildi. Ardından Barave, Merka ve Vanşeyh şehirleriyle be­raber Makdişu 1892 yılında 160.000 rupi karşılığında aynı ülke tarafından kiralandı ve buraları İtalyan himayesindeki kıyılar olarak ilân edildi. Yayılmacı bir politika izleyen İtalyanlar gözlerini Habeşistan’a
diktiklerinden 1897’de Somali-Habeşis­tan sınırını çizmek için bir antlaşma yap­maya teşebbüs ettiler. Bu amaçla Mak­dişu Limanı’nın bulunduğu Benâdir’de düzenleme yapıldı. Zengibar Sultanlığı, İtalya’nın Benâdir bölgesindeki hâkimi­yetini 1902’de kabul etti. Zengibar Sul­tanı Seyyid Ali b. Hamûd 190S’te Makdi­şu’yu, 1906’da Somali sahilinde Zengi­bar’a ait bulunan bütün toprakları İtal­ya’ya sattı. 1911 yılında İtalya Somali’yi sömürge ilân ederek Makdişu’yu başşe­hir yaptı.

1938’de İtalya’nın Etiyopya ile yaptığı savaş esnasında S0.000 kişinin yaşadığı şehirde nüfusun % 4Q’ım İtalyanlar oluş­turuyordu. II. Dünya Savaşı sırasında İtal­ya’nın Somali sömürgesi İngilizler tara­fından işgal edildiyse de şehrin idaresi geçici olarak tekrar İtalya’ya bırakıldı.

199O’lı yıllardaki iç savaş esnasında Makdişu büyük ölçüde tahrip edildi, 1991’den itibaren iç savaşın merkezinde yer alan şehrin kuzeyi Ali Mehdî’nin, gü­neyi General Muhammed Ferah Aydid’in idaresine geçti. 1991 yılı Ocak ayında dev­let başkanı Siyad Barre’nin Makdişu’yu terketmesinin ardından Mayıs ayında ül­kenin kuzeybatısı Somaliland adıyla Mak­dişu merkezli idareden ayrılarak müsta­kil devlet olduğunu ilân etti. Bunu takip eden yıllarda Amerika Birleşik Devletle-ri’nin öncülüğünde Birleşmiş Milletler, Somali’de devam eden açlığı önlemek ve barışı yeniden tesis etmek amacıyla 1993’te “Restore Hope” ve 1994’te “Unosom” adı verilen iki başarısız mü­dahalede bulundu. Somali, 1998 yılı Tem­muz ayında kuzeydoğusundaki Puntland eyaletinin merkezden ayrı müstakil bir devlet olduğunu ilân etmesiyle iyice par­çalandı. Bilhassa başşehir Makdişu’nun idarî boşluğa düştüğü bu dönemde çe­şitli Arap ülkelerinin desteğiyle dinî ce­miyetler geçici emniyeti sağlayıp eğitim ve sağlık hizmetlerini gönüllüler vasıta­sıyla yürüttüler. Yaklaşık on yıl boyunca iç savaşın ve her türlü yıkımın sürdüğü Makdisu’da havayolu ve Maan Limanı uluslararası ulaşıma açık tutularak dış dünya ile bağlantısı muhafaza edildi. Di­nî cemiyetler, iş adamları ve gönüllü ku­ruluşlar 2000 yılı Mart ayında Cibuti’nin Arta şehrinde düzenlenen barış konfe­ransına 2800 delege göndererek 24S üyeli geçici millet meclisinin açılmasına karar verdiler. Bu kararlar kısa zamanda hayata geçirildi ve Makdisu’da nüfusun çoğunluğuna sahip Hâviye kabilesine mensup Abdülkâsım Salâd Hasan 2000 yılı Ağustos ayında devlet başkanlığına seçildi.

Tarih boyunca başşehir Makdişu Soma­li’nin en büyük şehri, başlıca limanı ve birinci derecede ticarî merkezi oldu. Bu­radaki limandan yurt dışına başta canlı hayvan, muz ve deri ihracatı iç savaş dö­nemine kadar devam etti. Şehirdeki ikti­sadî faaliyet balık ve et gibi gıda sektö­ründe, deri sanayii, marangozluk ve teks­til alanlarında yoğunlaştı. Şehrin etrafı­na Benâdir bölgesinin ziraî ürünlerini iş­lemek üzere fabrikalar açıldı.

Makdişu’nun en önemli tarihî eserleri, kitabesinde Hacı b. Muhammed b. Ab­dullah adıyla 27 Şaban 667 (1 Mayıs 1269) tarihi yer alan Mescidü Fahreddin, Kululah b. Muhammed b. Abdülazîz adı yazı­lı, XIII. yüzyıla ait olan ve cuma camisi olarak bilinen Mescidü’ş-Şeyh Abdülazîz ve Hüsrev b. Muhammed eş-Şîrâzî adıyla 667 (1268-69) tarihi kayıtlı Erbaa Rükün Camii’dir. XIX, yüzyılda Zengibar sultanı tarafından inşa edilen Garesa Sarayı millî müzeye dönüştürüldü. Müze tarafından hazırlanan katalogda bilhassa Makdisu’­da bulunan, çoğu XIII-XIV. yüzyıllara ait mezar taşı kitabeleri ve diğer eserlere ait kitabeler bulunmaktadır. 1954’te eğiti­me başlayan Somali Millî Üniversitesi dı­şında endüstri ve eczacı-doktor yetişti­ren yüksek okullar bulunmaktaydı.

Tarih boyunca ülkenin İslâmlaşmasında kuzeyde Zeyla’ın, iç bölgelerde Harar’in merkezî konumunu güneyde Makdişu’­nun temsil ettiği görülür. Bölgedeki tari­katlardan Rifâiyye yaygındır. Şeyh Sûfî adıyla bilinen Abdurrahman b. Abdullah eş-Şâşî. Kutbü’l-Benâdir ismiyle meşhur­dur ve Makdişu’daki kabri önemli ziyaretgâhlardan biridir. 26 Aralık 1964 tari­hinde VI. Dünya İslâm Kongresi Makdi-şu’da toplanmıştır.

Sömürge döneminde resmî dairelerin ve Avrupalıların oturduğu mahallelerin inşa edildiği Makdişu, günümüzde birbi­rini dikey olarak kesen düz çizgi halindeki yollarıyla modern bir şehir görünümün­dedir. Yalnız iki ayrı semt halindeki (kı­yıda Şingani ve kıyıdan içeride bulunan Amaruinî semtleri) sömürge öncesi dö­nemden kalan eski kesim şehrin Avrupaî görünüşlü kesimiyle tezat teşkil ederek Arap kültürünün izlerini taşır. Makdişu 2003 yılına ait tahminlere göre 1.030.876 nüfusa ulaşmıştır.             

TDV İslâm Ansiklopedisi

Sitede Ara