Parayla / Ücretle Kuran Öğretmek, Caiz mi, Hakkında Bilgi

Kur’an okuma ve dinlemenin faziletine dair hadis­lerin yanı sıra bir hadisinde Hz. Peygamber, “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir” buyurmuş Kur’an’ı ezberleyen ve onunla amel eden hafızların Allah’ın seçkin kulları ol­duğunu belirtmiştir. Sahabeden Ubâde b. Sâmit, Suffe ehlinden bazılarına Kur’an öğrettiğini ve onlardan birinin kendisine bir yay verdi­ğini, durumu Resûl-i Ekrem’e arzettiğinde onun, “Eğer kıyamet gününde boynu­na ateşten bir halka takılmasını istersen onu kabul et” dediğini nakleder Kur’an’ın geçim vasıtası yapılmasını ya­saklayan hadisler de vardır. Kur’an okuma gibi öğrenme ve öğretme faaliyeti de esa­sen ibadet nitelikli bir davranış olduğun­dan aslolan, bunların hiçbir maddî karşı­lık gözetilmeden sırf Allah’ın rızâsını ka­zanma amacıyla yapılmasıdır. İslâm’ın ilk dönemlerindeki uygulama da hep bu yön­de olmuş, ancak İslâm coğrafyasının ge­nişleyip bu hizmetlerin ifasının ayrı bir meslek olmaya başladığı ve buna İhtiyaç duyulduğu ileri dönemlerde Kur’an’ın üc­ret karşılığı öğretilmesinin cevazı tartışıl­maya başlanmıştır.

İslâm âlimleri, vaktini Kur’an öğreti­mine ayırmış kimselerin bu hizmetleri karşılığında hazineden malî yardım ve maaş almasının cevazında görüş birliği halindedir. Tartışma, Kur’an öğreten kim­senin icâre akdi çerçevesinde karşı taraf­la ücret anlaşması yapmasının ve ondan ücret almasının cevazı hususundadır. Üc­ret anlaşması olmaksızın Kur’an okuya­nın sonradan hediye kabulü ise bu hedi­yenin mûtat ve zimnî ücret niteliğinde olup olmamasına göre farklı hükümler alır. Hz. Peygamber ve dört halife döne­minde Kur’an öğretimiyle meşgul kimse­lerin maişetlerinin beytülmâlden karşı­landığı bilinmektedir. Bundan dolayı Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf, İmam Muhammed gibi ilk dönem Hanefî müctehidleriyle Hanbelîler, Kur’an öğretimiyle meşgul olan kimselerin devlet bütçesi dışında üc­ret almasını caiz görmemişlerdir. Ancak daha sonra Belhli Hanefî fakihleri Kur’an öğretmenlerine devlet yardımının kesil­mesi veya azaltılması, bu tür işlere ilgi­nin zayıflaması, din hizmetlerinin gevşe­mesi gibi olumsuzluklar sebebiyle mez­hebin genel kuralından ayrılma gereğini hissetmiş ve ücretle Kur’an öğretmenin istihsanen caiz olduğunu savunmuşlardır. Mezhepte de bu görüş fetvaya esas ol­muştur. İmamet, müezzinlik gibi diğer din hizmetlerinin ücretle ifası bu çerçe­vede temellendirilir. Hanbelîler’in dışın­daki diğer mezhep fakihlerinin görüşü de ücretle Kur’an öğretmenin caiz olduğu yönündedir. Bu cevaz birçok kaynakta Resûl-i Ekrem’in, “Karşılığında ücret aldı­ğınız şeylerin en haklı olanı Allah’ın kita­bıdır” hadisine veya rukye hadisine ya da bir sahâbîyi bir kadınla mehir olarak ona Kur’an öğ­retmesi karşılığında evlendirmesine dayandırılır. Fakat bu­nu istihsan, maslahat, feth-i zerâi’ gibi delillerle veya Hanefîler’in yaptığı şekil­de Kur’an öğretmenin vesile türünde ve başkasına yarar aktaran bir ibadet oluşuyla ve bu yönden akde konu olabilmesiyle açıklamak daha isabetli görün­mektedir.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Daha yeni Daha eski