Tavla (Nerd) Oynamak Haram mıdır, Neden, Hadisleri, Hakkında Bilgi

Günümüzde daha çok eğlence amacıyla oynanan tavlanın dinî hükmü konusunda ilk dönemlerden iti­baren İslâm âlimleri değişik görüşler be­lirtmiş, bazı hadislerde geçen “nerd”, “nerdeşîr” ve “kiâb” kelimelerini genelde tavla olarak anlayıp açıklamışlardır. Ko­nuyla ilgili olarak Hz. Peygamber’den nak­ledilen belli başlı hadisler şunlardır: “Nerdeşîr ile oynayan, elini domuz etine ve ka­nına batırmış gibidir” [Müslim, “ŞfT”, 10; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 56] “Nerd ile oyna­yan kişi Allah’a ve Resulü’ne isyan etmiş­tir” [el-Muvatta, “Rü’yâ”, 6; İbn Mâce. “Edeb”, 43; Ebû Dâvûd. “Edeb”, 56] “Zar (kiâb) ile oynayan kişi Allah’a ve Resulü’ne isyan etmiştir” [Şevkânî. VIII, 106] “Nerd İle oynayıp sonra namaz kılmaya kalkan kişi, irin ve domuz kanı ile abdest almış ve namaz kılmış gibidir.”[a.g.e., VIII, 107; bu konudaki diğerhadisler için bk. Âcurrî, s. 47-59] Özellikle son iki hadis, sened ba­kımından zayıflığı ileri sürülse de ilk dö­nem âlimlerinin konuya bakışını yansıt­ması açısından dikkat çekicidir.

Satrancın haramlığına dair bazı zayıf hadisler bulunmakla birlikte [a.g.e., s. 61 -66] bu oyunun daha ziyade, muhtemelen İran’ın fethinden sonra sahabe dönemin­de ortaya çıktığı, başta Hz. Ali ve Abdul­lah b. Ömer olmak üzere bazı sahâbîler onu bir tür kumar (meysir) olarak nitelen­dirirken Hz. Âişe, İbn Abbas, Ebû Mûsâ el-Eş’arî gibi sahâbîlerin mekruh, sahabe ve tabiîn âlimlerinden bir kısmının mu­bah saydıkları ve bazılarının ise nerdden daha kötü gördüğü nakledilir.[Şevkânî, VIII, 107-108]

Özetle ifade etmek gerekirse klasik dö­nem İslâm âlimlerinin çoğunluğu, yuka­rıda başlıcaları anılan hadislerin lafzî de­lâletinden ve sahâbî uygulamasından ha­reketle nerdin haram olduğunu ifade et­mişler, satranç konusuna ise daha mü­samahalı yaklaşmışlardır. Ebû İshak el-Mervezî gibi bazı âlimler nerdin haram değil mekruh olduğu görüşündedir. Zar ile oynamak da sahabe çoğunluğu tara­fından mekruh görülmüştür. İbn Mugaffel ve Saîd b. Müseyyeb, kumara vesile yapılmamak kaydıyla nerdi ve zarla oy­namayı caiz görmüşlerdir.

Genelde Hanefî âlimleri nerd ile sat­rancı aynı hükme tâbi tutmuşlar, bunla­rın kumar veya en azından faydasız oyun olduklarını öne sürerek nerd ve satranç oynamanın mekruh, bir kısmı ise haram olduğunu söylemiştir. Hanefî fakihi Kâsânî bu konuda sert bir tutum sergileyenler arasında yer alır. Ona göre eğer nerd ve satranç kumar ise, “Ey iman edenler! Şa­rap, kumar, dikili taşlar (putlar) ve şans okları birer şeytan işi pisliktir [Mâide 5/90] âyetinden ve, “Sizi Allah’ı anmaktan alıkoyan her şey meysirdir” hadisinden hare­ketle haram olmalıdır. Eğer nerd ve sat­ranç kumar değil de oyun ise bu takdirde, “Kişinin eşiyle, ok ve yayiyla ve atıyla oy­naması hariç her oyun haramdır” hadisinden hareketle yine ha­ram olmalıdır. Ancak Ha­nefî kaynaklarının çoğunda ifade edildiği şekilde tavla ve satrancın kumara vesile kılınmamak şartıyla haram olmadığı, fa­kat zamanı boşa geçirme gibi noktalar­dan hareketle mekruh kabul edildiği söy­lenebilir.

İmam Mâlik, “Haktan sonra geriye sa­pıklıktan başka ne kalır?” [Yûnus 10/32] âyetinden hareketle satranç ve nerdin haram, bunlarla oynamanın bir sapıklık olduğu görüşündedir. Ahmed b. Hanbel’in görüşü de böyledir. Ancak birçok Mâlikî âlimi âyetin baş tarafında, “İşte si­zin rabbinizolan Allah haktır” denildiği­ni, dolayısıyla burada davranışların değil iman ve küfrün söz konusu edildiğini ile­ri sürerek Mâlik’in bu gerekçelendirme­sine katılmaz. Mâlikî fakihi Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, buna ilâve olarak satrancı mu­bah görmenin sapıklık sayılmayacağını, bir şeyi mubahın dışına çıkarabilmek için delilin gerektiğini belirtip nerdeşir hak­kında vâki yasağın Allah’ı zikretmekten alıkoyduğu takdirde satrancı da kapsayacağını ifade eder. Mâlik’in satrancı mekruh gördüğü veya onu nerdden daha kötü ve daha oyalayıcı kabul ettiği rivayetleri de vardır.

Şâfıî nerdi kural olarak haram görür­ken kavramayı keskinleştirmesi, muha­kemeyi güçlendirmesi, savaş taktiklerine ve hilelerine alıştırması bakımından eği­tici olduğunu ve bu yönüyle atıcılık ve bi­niciliğe benzediğini ileri sürerek satrancı nerdden daha sakıncasız görmüş ve oy­namaya ruhsat vermiştir. Ancak konunun toplumsal değer yönüne dikkat çeken Şa­fiî oyun oynamanın ağır başlı ve dindar kimselere yakışmadığını, bu sebeple esa­sında bütün oyunların mekruh olduğunu da belirtir. Şâfıî, bu oyun­lardan herhangi biriyle onu helâl görerek oynayan kişinin şahitliğinin reddedilme­yeceğini, fakat oyun sebebiyle namazlar­dan gafil olunması, bu gafletin namazları kaçıracak derecede artması durumunda, tıpkı unutma veya baygınlık gibi bir du­rum olmadığı halde boş oturup namaza devam etmeyen kişinin şahitliğinin red­dedilmesi gibi namaz vakitlerini hafife aldığı gerekçesiyle bu kişinin şahitliğinin de reddedileceğini ileri sürmüştür. Şafiî fakihi Nevevî satrancın tenzîhen mekruh olduğu görüşündedir. Şîa ve özellikle İmâ-miyye, tavla ve satranç konusunda Sünnî fıkıh ekollerine göre daha katıdır ve bun­ları kumar aleti olarak gördüğünden ku­mar dışı amaçla oynanmasına da cevaz vermez.

Bu konudaki bilgilere topluca bakıldı­ğında satrancı yasaklayan açık bir nassın bulunmadığı, nerd ve satrancın dinî hük­mü ve yasaklık ölçüsünün ne olduğunun fakihler arasında tartışmalı olduğu, ayrıca nerdin mahiyetinde ve nerdeşîr adlan­dırmasının anlam ve kaynağı konusunda farklı açıklamaların bulunduğu görülür. Bir açıklamaya göre nerdeşîr. kendisiyle oynanan taşları bulunan kısa tahtadır. Bazı âlimler nerdin, insanı çalışıp kazan­mayı bırakacak şekilde yıldızlardan me­det umma noktasına getirdiği ve oyunun konuluş esprisinin davranışları yönlendir­me olduğu gerekçesiyle haram kılındığını ileri sürmüşlerdir. Fakat nerd için getiri­len açıklamaların hiçbiri günümüzde tav­la olarak adlandırılan oyunu içerecek ni­telikte ve açıklıkta değildir. Şevkânî’nin nerd ve nerdeşîrin anlamıyla ilgili olarak naklettiği açıklamalar göz önünde tutul­duğunda nerd ve nerdeşîrin günümüzde tavla adıyla bilinen oyundan biraz daha değişik bir oyun olduğu sonucu da çıka­bilmektedir. Bundan dolayı hadislerde geçen nerd ve nerdeşîr kelimelerinin günümüzdeki tav­la oyununu kesin olarak anlattığını söyle­mek pek doğru olmaz. Sonuç olarak İslâm’da kumarın yasaklandığı, maddî ka­zanç ve kaybın şansa ve bilinmez bir so­nuca bağlandığı her türlü bahis tutuşma ve talih oyununun kumar mahiyetinde olduğu, bu öğenin bulunmadığı oyunların ise doğrudan değil kumara vesile olma ve alıştırma yönüyle sakınca taşıdığı görü­lür. Böyle olunca satranç, tavla, iskambil gibi oyunlar ancak kumara alet edilmesi. Allah’a, aileye ve topluma karşı görevleri aksatmaya yol açması gibi bir sonuca gö­türmesi halinde o sonuca paralel bir dinî hüküm alır. Böyle bir ihtimal bulunmadı­ğında ise bunların diğer oyun türlerinden farklılık arzetmediği söylenebilir.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Daha yeni Daha eski