Kahire Mimari, Tarihi Eserleri -Memlükler Dönemi- Hakkında Bilgi

Camiler. Günümüze ulaşan en eski Memlûk camisi Meydânü’z-Zâhir’de (Karakuş Meydanı) bulunan Baybars Camii’dir. 665’te (1267) yapımı­na başlanmış ve iki yıl sonra tamamlan­mıştır.[bk. baybars I camii] el-Meli-kü’n-Nâsir Muhammed’in Kal’atülcebel’-deki camisi 718 (1318) tarihini taşıyan bir tesis kitabesine sahip olup 734-735’te (1334-1335) tâdil edilmiştir. Bu tadilât esnasında mihrap bölümünün üstü As-van granitinden on sütun tarafından ta­şınan büyük bir ahşap kubbeyle örtül­müştür. Minareler de Tebrizli ustalarca tezyin edilmiştir. İbn Tolun Camii’ndeki tamirler dışında 715’ten (1315) sonra ve kısmen de Kal’atülcebel’deki Nasır Mu­hammed Camii’nin tesisini takiben Kahi-re’de cami inşaatının önemli devri başlar. Genellikle büyük boyutlarda yaptırılan bu binalar daha çok emîrler tarafından inşa ettirilmiştir. Halen ayakta kalmış eserler arasında 719 (1319) tarihli Âli Melik el-Çûkândâr(Çevgândâr), 72S (1325) tarihli Ahmed el-Mihmândâr, 729-730 (1329-1330) tarihli Ulmâs (Yılmaz), caminin do­ğusunda âbidevî bir giriş kapısı bulunan 730 (1330) tarihli Küsün. 736-737 (1336-1337) tarihli Beştâk. büyük ve aynı za­manda sırlı mozaik çinilerle oluşturulan pencere kafesleriyle göz dolduran 739-740 (1339-1340) tarihli Aitunboğa el-Mâ-ridânî gibi örnekleri zikretmek gerekir. Aitunboğa el-Mâridânî’nin Derbülahmer’e bakan çok dikkatle tanzim edilmiş cep­hesi ve sahndan kıble revaklannı ayıran ahşap meşrebiye paravanları da dikkat çekicidir. Memlükler’in bu erken devrin­den kalmış camiler arasında zikredilme­si gereken diğer iki eser, 747-748 (1346-1347) tarihli Aksungur Camii ve Şeyhû el-Ömerî Camii’dir. Bunlardan Aksungur Camii 1O62’de(l652) MüstahfızanAğası İbrahim tarafından yaptırılan onarımı ve içinin mavi beyaz İznik çinileriyle kaplan­masından dolayı “Mavi Cami” olarak da tanınır. Boyutları değişiklikler gösteren bu camiler cepheleri açıldıkları sokakların doğrultusuna göre tanzim edilmiştir ve birkaçı türbe ihtiva etmektedir. Sultan Hasan devrinden sonra yapılan camiler sayıları az olsa da daha büyüktür. Bunla­rın en önemlisi olan 757-764 (1356-1363) tarihli Sultan Hasan Camii vakfiyesinde “bu cami-mescid ve medreseler” olarak nitelendirilmiştir. Ortasında şadırvan ve köşelerinde dört Sünnî mezhebinin her birine ayrılmış medreseler bulunan dört kollu geniş bir avludan müteşekkil plan gösteren binanın tahsil maksadıyla Hanefîler’e ayrılmış baş eyvanı mermer bir minber ve âbidevî bir mihrap ihtiva et­mektedir. Kıble eyvanının önünde ahşap kubbeyle örtülmüş olan sultanın türbesi bulunur. Ana avlunun köşelerini teşkil eden medreseler küçük bir ana avlu çev­resinde yer alan çok katlı hücrelerden müteşekkildir. İslâm âleminde Sultan Ha­san Camii genişlik, hacim ve yüksekliğiyle istisnaî bir binadır. Sultan Hasan’in ölü­müyle yarım kalan bina erken Bura Mem­lûk sultanları idaresinde hareketli bir ta­rihçeye sahip oldu. Büyük boyutları ve çok masraf gerektiren inşaat özellikleri sebe­biyle etkisi çok sınırlı kaldı [bk. sultan hasan külliyesi] Bu dönemde Kahire’de yapılmış son büyük cami olan Müeyyed Şeyh el-Mahmûdî Camii geleneksel sahn planında inşa edilmiştir. Mevcut süslemeleriyse ilk defa İbn Tolun Camii’n-de görülen ve Fatımî Halifesi Hâfiz-üdî-nillâh’ın Ezher’in avlusundaki tamir ve tadilât esnasındaki süslemelerle yaygın­lık kazanan kör kemerler ve rozetlerden oluşan tezyin anlayışının son uyarlaması-dır. Kıble duvarı geniş ölçüde çok renkli mermerlerle süslenmiştir. Türbesinde İh-şîdîler devrinden kalma beyaz mermer bir sandukanın parçaları da kullanılmıştır. Kahire’deki XV. yüzyıl sonlarına ait olan camiler. Derbüssaâde’deki el-Melikü’z-Zâhir Çakmak’ın camisi gibi sultan camileri de dahil olmak üzere genellikle çok daha küçük boyutlu eserlerdir. Bunların plan­ları, gittikçe küçük sahnli iki eyvanlı tip­teki medreselerin benzeri bir durum al­mıştır. Ahşap fenerlikli örtü sistemleriy­le dikkat çeken binaların planındaki kü­çülme camilerin geniş külliyelerin küçük birer bölümünü teşkil etmesinden kay­naklanmaktaydı. Burcî Memlükleri’nin en önemli imarcisı olan Kayıtbay başka tesis­lerle ilişkisi olmayan camiler yaptırmadı. 884-886 (1479-1481) tarihli Kaçmâs el-İshaki benzeri onun zamanından kalma camilerin başlıca ilgi odağı geniş boyut­lar ve büyüklük değil mimari problemle­rin çözümüydü. Şehir içinde boş yer bul­ma imkânsızlığı ve Kahire’nin pek çok bölgesinde yeterli sayıda cami bulunması sebebiyle Bahrî Memlükleri cami inşası­na girişmemiştir.

Medreseler. Ezher ve onunla bağlantısı olan 709 (1309) tarihli Taybarsiyye. 739-740 (1338-1339) tarihli Akboğaviyye, 774 (1372-73) tarihli Gannâmiyye ve 844 (1440) tarihli Cevheriyye medreseleri dı­şında Memlûk Kahiresi’nde medreseler hiçbir zaman Osmanlı İstanbulu’ndaki benzerlerine tekabül edecek bir rol oyna­mamıştır. Medreseler genellikle, banisi­nin hemen ölümünden önce eklediği tür-besiyle bir tür mezar anıtı olarak da hiz­met vermiştir. Gerçekten de büyük bir türbenin yapılması için medreselerin in­şası bir bahaneteşkil ederdi. X11I-X1V. yüzyıl Memlûk ulemâsı arasında türbe İnşasına karşı bir ön yargı mevcuttu. En azından sultanların tesis ettiği medrese­lerde en önemli bölüm tercihen binanın kıble yönünde bulunan ve sokağa bakan türbeydi. Burcî Memlükleri devrinde mey­dana gelen canlanma ve ihtimam yanlış yönlendirilmiş binaların düzeltilmesini zo­runlu hale getirmişti. Ancak uzlaşmaz durumlarda mezar anıtlarının yola bakan cephelerine verilen önem önceliği haizdi. Burcî Memlükleri döneminde yapılmış ba­ğımsız ve mezar anıtı-medrese ilişkisini göstermeyen medreselerin istisnaî olu­şu her ikisi de Kayıtbay tarafından tesis edilen Kal’atü’l-kebş’teki 880 (1475) ta­rihli bina ve 896’da (1491) tamamlanan Ravza adasındaki diğer bir örnek tarafın­dan gözler önüne serilmektedir. Bu tip medreselerin ayakta kalabilen iki örne­ğinden biri olan Ravza adasındaki yapı önem taşıyan tek eser olup bazı tarihî kaynaklarda cami şeklinde de belirtilmiş­tir. Kahire medreselerinin mezar anıtı-medrese olarak tesis edilmesi bunların banilerinin başka mezar anıtları ve tür­beler yaptırması için bir engel teşkil et­miyordu. Bu şahıslar kurdukları bu bina­lar dışında başka türbeler ve ebedî istira-hatgâhlarını içine alacak başka binalar da yaptırıyor ve Kahire içinde veya dışındaki diğer şehirlerde de defnedilebiliyordu. Geç Memlûk devri Kahire’sinde medrese ve hankah çok farklı şeyler değildi. Kahi­re’deki Memlûk medreselerinin büyük kısmı iki eyvaniı tiptedir. Bu tip medrese­lerin planları tamamen büyük Kahire ev­lerinin kabul salonlarından gelişmiştir. Kitabelerinde evlerden dönüştürüldüğü­nü gösteren iki medrese de mevcuttur. Bunlar, 774 (1372-73) tarihli Gannâmiy­ye Medresesi ve 768 (1366-67) veya 778 (1376-77) tarihli Taştimured-Devâdâr’ın eski sarayı Hoşkadem el-Ahmedî Medre-sesi’dir. Medreseye çevrilme tarihleri geç olup ilkinin827 (1424). ikincisinin 891’de (1486) medrese olarak kullanılmaya baş­landığı anlaşılmaktadır. Dört eyvanlı med­reselere gelince bunların Eyyûbîier dev­rinden kalma bir Örneği mevcut değildir. Bu dönemde medreselerin Şafiî ve Hanefî mezhepleri için yapılanlarını temsil eden iki eyvanlı medrese örnekleri bile çok az­dır. Kahire’de I. Baybars tarafından inşa ettirilen ilk dört ey­vanlı medrese olan Zâhiriyye dört mezhe­bin hepsi için yaptırılmamıştı. Bu binanın türbe-medresetipi dışında kalmış ol­ması da ilgi çekicidir. Çünkü Baybars tür­besini burada değil Şam’daki Zâhiriyye Medresesi’nde yaptırmıştır. Kahire’de dört mezhep için inşa edilen dört eyvanlı plana sahip ilk medrese, Ketboğa tarafın­dan yapımına başlanan ve el-Melikü’n-Nâsır Muhammed tarafından tamamla­nan medresedir. Diğer iki örnek ise Sultan Hasan Camii ve 811 (1408) tarihli Emîr Cemâleddin Yûsuf el-Üstâdâr Medrese-si’dir. Bu plan medreseler kadar camiler için de kullanılmış olup özellikle yan ey­vanlar küçültülmüş ve kıble eksenindeki iki eyvan büyütülmüştür. Medrese planı bîmâristanlarda da uygulanmıştır. Bîmâ-ristanlann ayakta kalmış örnekleri 683 (1284) tarihli Kalavun Bîmâristanı ve 821-823 (1418-1420) tarihli olup 825’te (1422) camiye çevrilen Müeyyed Bîmâristanfdır.

Türbeler. Memlûk devrinin en görkemli türbeleri Kalavun, el-Melikü’n-Nâsır Mu­hammed, Berkuk, Ferec ve Kayıtbay gibi sultanların büyük tesislerine dahil olan binalardır. Bu dönemden kalma küçük türbeler de vardır. Bunlar arasında, 747-748 (1346-1347) tarihli Aksungur Camii’-ne dahil 746 (1345) öncesine ait küçük türbesi mihrabı olmamasıyla dikkat çeki­cidir. Özbek el-Yûsufî Türbesi, 900 (1494-95) tarihli iki eyvanlı medresesine da­hil olup orta kısımdan ahşap bir meşre-biye kafesiyle ayrılmış yan nişlerden bi-rindedir. Doğu mezarlığındaki 913 (1507) yılı sonrasına tarihlenen Kubbetü Asfûr’a bir sebil eklenmiştir. 909-910(1503-1504) tarihli Kansu Gavri Türbesi bağımlı birim­lerden hemen hemen tamamen ayrılmış­tır ve sokaktan kıble duvarına doğru sağ­da bulunur. Hayır Bey Türbesi 908 (1502-1503) tarihli sarayına yakın olup aradaki boşluk kıbleden 28 derece sapan bir mih­rap ve bir cami veya musalla ile doldu­rulmuştur. 764 (1362) tarihli Tenkizboğa ve çölde el-Melikü’1-Eşref Barsbay Hanka-hı içindeki anonim türbe gibi çardak tür­belerin az sayıda Örneği teşhis edilmek­teyse de Memluk türbelerinin çoğu kub­beli yapılardır. Mezarlıklardaki mezar âbideleri genellikle çok abartılı yapılmış­tır. En dikkat çekici örnek Korkmaz Veliy-yüddin’in Receb 913 (Kasım 1507) tarihli türbesidir. Bu durum, biraz daha güney­deki Sultan el-Melikü’l-Eşref İnal’ın Re­ceb 860’ta (Haziran 1456) tamamlanmış medrese-türbesine de uzanır. Türbe, ca­mi, hankah, medrese ve sebil-küttâba ilâveten baninin ailesi türbesini ziyarete geldiğinde konaklaması için 917 (1511) yılında bir de kasır inşa edilmiştir.

Zaviye, Hankah ve Ribâtlar. Memlûk Kahiresi’nde çok sayıda zaviye, hankah ve ribât inşa ediimiştir. Belirli bir standart planı olmayan zaviyeler şeyhin arzusuna göre tanzim ediliyordu. Bunların en ilgi çekicilerinden olan yaklaşık 683 (1284) tarihli Zâviyetü’l-Abbâr biri sonradan ilâ­ve edilmiş iki kubbeli bir türbeden oluşur. Tarihi tartışmalı olan Zâviyetü Aydemir el-Behlevân (747/1346’dan önce) medre­se olarak inşa edilmiş olmalıdır. Kaynak­larda başka zaviyelerden bahsedilmek-teyse de bunların bir revak ihtiva ettik­leri dışında bilgi bulunmamaktadır. Be­lirli bir dönemde şeyh olan kişinin tale­biyle şekillenmeyen ve çalışmaları vakfj-yeleriyle tayin edilen hankahlar bazan dört mezhep için hazırlanmıştı ve fıkıh da dahil olmak üzere eğitim vermekteydi. Mısır’daki en erken döneme ait hankah, Eyyûbîier devrinde Müstansir-Billâh’ın azatlı kölesi Saîd es-Suadâ’nın sarayında açılandır (569/1173-74). Memlükler dev­rindeki hankahların en önemlisi ise ei-Me-likü’n-Nâsir Muhammed b. Kalavun tara­fından yaptırılan ve el-Halîcü’n-Nâsırî ka­nalıyla şehre bağlanmış olan şehir dışın­daki Siryâküs’ta bulunmaktadır. Mu­hammed b. Kalavun’un 723-725’te (1323-1325) yaptırdığı bu tesis bir saray, bir cami, üç ribât, bir hamam, bir aşhane ve Muhammed b. Kalavun’un kendisi için yaptırdığı türbeyi ihtiva etmektedir. An­cak Muhammed Kahire’nin merkezinde­ki Kalavun Türbesi’ne gömülmüştür. Ka­yıtlarda sık sık hankahlardan bahsedil-mekteyse de tesis yazılarında hankah of-duğu belirtilen yedi bina tesbit edilmek­tedir. Bunlar 706-709 (1306-1309) tarihli II. Baybars el-Çâşnigîr, 736 (1355) tarihli Emîr Şeyhû el-Ömerî, 757 (1356) tarihli Nizâmeddin İshak. 797-798 (1394-1395) tarihli Mukbil ez-Zimâm ed-Dâvûdî ve do­ğu mezarlığındaki 803-813 (1400-1410) tarihli Ferec b. Berkuk, vakfiyesinin tarihi 840 (1436) olan el-Melikü’l-Eşref Barsbay ve 854-858 (1450-1454) tarihli el-Meli­kü’l-Eşref İnal’dır. Tarihî kayıtlarda han­kahların sayıları hususunda büyük farklar görülmektedir. Burcî Memlükleri devrin­de hankahlar inşa kitabelerinde medrese veya cami olarak gösterilirken vakfiyeler­de meşîhat-i tasavvuf veya meşîhat-i sû-fiyyeye atıfta bulunulması bir temayüldü. XV. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren şehir içinde yer kalmaması veya sûfîlerin bu­lunmaması sebebiyle hankah yapımı öne­mini kaybetmiştir. Son Burcî Memlükle­ri, hankahlan mezar âbidelerine bağımlı olup günlük olarak belirli saatlerde ifa edilen zikirlerin yapılması için bir zikir ca­misi şeklinde kıble istikametinde geniş bir salon biçimini almıştır. 909-910 (1503-1504) tarihli Sultan Kansu Gavri’nin eseri bunun en güzel örneğidir. Kahire’de ki­tabelerinde ribât olarak belirtilen yapılar Burcî Memlükleri devrinden kalma olup 856 (1452) tarihli Zeynüddin Yahya b. Abdürrezzâk, 854-860 (1450-1456) tarihli çöldeki türbesine ilâve olarak yapılmış olan ve Kahire içinde Hurunfiş’te 857-865 (1453-1461) tarihli olmak üzere iki tesisiyle el-Melikü’l-Eşref İnal’ınkilerdİr. Bu tesislerin erken İslâm ribâtlarının mücahidlere hizmet verme özellikleriyle alâ­kası olmadığı kabul edilirken İnal’ın ribâtındaki ikinci bir tesis kitabesi binayı han­kah olarak belirtmektedir.

Saraylar. Kahire’deki saraylar ve önemli kişilerin ikametgâhlarının planı, temelde medreselerde de rastlanan alçak merkezî bir avluya açılan iki eyvan ve bunların et­rafında bulunan bölümlerden oluşmak­tadır. Birçok binada eyvanlardan birinin duvarında bulunan bir selsebilden akan suların toplandığı bir merkezî havuz or­tadaki alçak kısımda yer almaktadır. Ha­valandırma, gece rüzgârlarını toplamak için kuzeye bakan cephede yer alan bir teşkilâtla sağlanmıştır. Bina teşkilâtında eyvanlı mekân düzeninin zemin kat yeri­ne zeminin üstüne gelen kısımda da bu­lunduğu örnekler vardır. Bu eyvanlı katın üstünde de özel daireler yer aldığı için Ka­hire’nin büyük evleri ve sarayları genellik­le yüksek binalar olarak dikkat çekmiştir. Sarayların sokağa açılan âbidevî kapıları dikkat çekicidir. 748(1347) yılı öncesin­den Mencek el-Yûsufî es-Silâhdâr ve Şâ-riussüyûfiye’deki 753 (1352) tarihli Emîr Tâz b. Kutgay en-Nâsırî bunun örneğidir. 880 (1476) tarihli kitabesinden son ola­rak Emîr Yüşbek tarafından tâdil ettiril­diği anlaşılan diğer bir bina, Sencer’in sa­rayının kısmen bir uzantısı olarak 738’de (1337-38) Küsün tarafından yaptırılan, fakat onun gözden düşmesiyle 742’de (1341) yağmalanan yapı ahırlar, kışla ve ikametgâh olarak teşhis edilmektedir. Kalıntı. el-Melikü’n-Nâsır Muhammed ta­rafından 741’de (1340) Yelboğa el-Yah-yâvî ve bundan az önce tamamlanan Al-tunboğa el-Mâridânî için iki saray olarak kullanılmıştır. Yüşbek’in 887’de (1482) ölümünden sonra sarayı Kayıtbay Emîr Âkberdî’ye vermiştir. 904’te (1498) ölen Emîr Âkberdî burada oturan son kişi ola­rak kaydedilmiştir. Bina planını hemen hemen tam biçimiyle günümüzde de ko­rumaktadır. XIV. yüzyılın ortalarından iti­baren eski saray binalarını yeni binaları içine almak veya ilâve binalarla kuşatmak geleneği başladı. Günümüzde Beytü’l-kâ-dî olarak bilinen 901 (1496) tarihli Seyfeddin Mâmây’ın sarayı böyle bir örnektir. XVII. yüzyıl yapısı olan Bâbüzüveyle yakı­nındaki Rab’u Rıdvan Bey ve İbnTolun Ca-mii’ne komşu olan Beytü’l-Kiritliyye erken mimari unsurlar ihtiva etmektedir. Aynı şey, Derbülahmer’de 890 (1485) tarihli ilâve bir köşk ve iskân birimi ihtiva eden Kayıtbay’ın XV. yüzyıla dahil sarayı için de geçerlidir. Memluk saraylarının ilgi çekici bir örneği olan Kal’atülcebel’deki Kasrü’l-Ablak. adını Sultan I. Baybars”ın yaklaşık 665-668’de (1266-1269) Şam’da yaptır­dığı aynı isimli saraydan almış olup ana eyvanlı mekânın kemerlerini teşkil eden iki renkli ablak işçiliğinden bir yansıma­dır. Beytü Yûsuf Selâhaddin olarak da bi­linen bina 1824’te büyük Ölçüde tahrip olmuştu. Kaynaklarda binanın 715 ve 734 (1315, 1334) tarihleri arasında inşa edildiği kaydedilmektedir. Saray, büyük bir eyvan ve yan eyvanları düz çatılı mer­kezî bir eyvanlı düzenlemeden müteşek­kil olup merkezî kısmın pandantifler üze­rinde bulunan ahşap bir kubbeyle örtülü olduğu anlaşılmaktadır. Kalede bulunan bir diğer eyvanlı bina olan dârüladl elçi ka­bulü için bir salon, harem ve çeşitli küçük bölümlerle birlikte ahırlar ve hipodrom veya polo sahası olarak kullanılmış kısım­ları ihtiva etmektedir. Kalenin güney ta­rafında bulunan emîr sarayları artık ta­mamen ortadan kalkmış olup artaka­lan şeyler Mehmed Ali Paşa’nın 1229’da (1814) Cevher Sarayı’nın inşası sırasında yok edilmiştir. Memluk iskân mimarisi­nin bu alışılmış tipleri dışında kalan bü­yük bir tuğla kubbeden müteşekkil Kahi­re’nin kuzeyinde Matariye’deki el-Kubbe-tü’l-Fedâviyye Zilkade 881 “de [757] Yüşbek b. Mehdî tarafından inşa ettirilmeye başlanmış, fakat onun ölü­münden sonra Ramazan 886’da (Kasım 1481) Kayıtbay tarafından açılmıştır. Tür­be, hankah. medrese, sebil, havuz, son Memlûk sultanları ve Osmanlı valileri ta­rafından elçi kabulünde kullanılan yüksek bir geçitten müteşekkildir. Köşelerde üç­lü kemerler üstüne oturan trompları Bulak’taki Sinan Paşa Camii için bir örnek olmuştur.

Sebiller. Memlükler devrinden kalma sebiller içinde yaşayan en eski örnek. Sul­tan Kalavun’un tesislerinden sorumlu Emîr Akkuş’un adını taşıyan ve külliyenin girişinde yer alan eserdir. Sebilin eleman­larının birçoğu ayakta kalmamıştır. Kay­naklarda 726 (1326) tarihi verilmekle bir­likte daha sonra tamir ve tâdil edildiği açıkça belli olup üstüne bir küttâb da (Kur’an okulu) eklenmiştir. Bahrî Memlükleri devri sebilleri içinde ayakta kalan ve bağımsız olarak duran bir eser Bâbül-vezîr Mezarlığında bulunmaktadır ve ba­nisi Emîr Şeyhû’dur. 758 (1354) tarihli bu sebilin küttâbı bulunmamaktadır. Fakat erken Burcî Memlükleri devrinde ilâve bir yapı eklenmeye başlanmış ve özellikle iki veya üç taraftan ulaşılabilecek düzenle­melerde köşelerde sebiller yer almıştır. Geç Burcî Memlükleri devrinde iki yolun kesiştiği yerlerde bulunan sebillerin sebil-küttâb olarak inşa edildiği görülmek­tedir. Bunun en güzel örneği 884 (1479) tarihli Kayıtbay’ın eseridir.

Hanlar, Hamamlar, Evler. Memlûk ev­leri, hamamları ve hanlarının mevcut ör­neği azdır. Birkaç vakıf evinin dışında ha­mamların en önemli örnekleri arasında, 742 (1341-42) öncesine tarihlenen Emîr Beştâk Hamamı’nın girişi ve Müeyyed Şeyh Camii’nin iratlarından biri olarak te­sis edilmiş bir hamamın merkezî salonu zikredilebilir. Aynı şekilde Bahrî Memlük­leri devrinden kalan yegâne han örneği, Cemâliye mahallesindeki bir giriş kısmıy­la temsil edilen Küsûn’un eseridir. Kayitbay tarafından kurulan iki han korun­muştur. Tarihî kayıtlarda vikâle (vekâle) olarak adlandırılan, ancak kitabelerinde han olarak adı geçen bu eserler 882 (1477) tarihli, yanında bir sebil-küttâb bulunan Ezher’deki bina ve surların tam içindeki 885 (1480) tarihli Bâbünnasr daki binadır. Bu tip binaların en iyi korun­muş örneği 910’dan (1504) hemen son­rasına ait, Kansu Gavri’nin kartuşlarını ta­şıyan Vıkâletü’n-nahle’dir. Bu bina, âbi­devî bir girişten ulaşılan avlu etrafındaki depolar ve dükkânlar üstünde yer alan ikamet etmek için odaların bulunduğu iki kattan müteşekkildir. Geç Memlükler devri eserleri arasında Kansu Gavri’nin yaptırdığı ve bugün Hânü’l-Halîlî olarak bilinen Kayseriye de ilginç bir binadır. Te­sis 791’de (1389) Emîr Çerkez el-Halîlî tarafından kurulmuş olduğu için Kansu Gavri’nin sadece bir tamirat faaliyetinde bulunduğu kanaati varsa da Gavri’nin adı­nı taşıyan tamamlanmamış kuruluş kita­besi bunun yeni bir tesis olduğuna şüphe bırakmamaktadır.

Kaleler. Kahire’de önemli bir Memlûk kalesi bulunmamaktadır. Ravza adasın­daki Kal’atü’r-Ravza Baybars devrinde ta­mir edilmiştir. Ayrıca Fustat harabeleriyle Kahire’yİ birleştirmek için Selâhaddîn-i Eyyûbî devrinde yapımına başlanan, fa­kat bitirilemeyen sur içinde kalacak şe­kilde Nil ile kaleyi bağlayan yeni bir su ke­meri inşası ve düzensiz güney tahkimatlarını kaleye bağlayan bir duvar tesisini gösteren el-Melikü’n-Nâsır Muhammed’in tamirat kitabeleri mevcuttur.

  • Kahire Mimari, Tarihi Eserleri -Osmanlı Dönemi-
  • Kahire Mimari, Tarihi Eserleri -Eyyubiler Dönemi-
  • Kahire Mimari, Tarihi Eserleri -Erken, Tolunoğulları, Fatımi Dönemi-
  • Kahire Şehri Mimarisi, Kahire Mimari
  • Kahire Şehri Tarihi

TDV İslâm Ansiklopedisi

Yorum ekle...

Konu hakkında yorum ya da düşüncelerini paylaş...

Daha yeni Daha eski