Mekke Tarihi -İslam Fethinden Sonraki Dönem- Hakkında Bilgi

Fetihten sonra Mekke’de köklü bir dinî hayat başladı. Sikâye ve hicâbe dışında Câhiliye devri mü­esseselerini lağveden Hz. Peygamber Attâb b. Esîd’i Mekke valiliğine getirdi, Saîd b. Saîd’i çarşıyı kontrolle görevlendirdi. Muâz b. Cebel’e de yeni müslüman olan­lara İslâm dininin esaslarını öğretme ve imamet işini verdi. Temîm b. Esîd’i Mek­ke Haremi’nin sınır taşlarının onanlıp ye­nilenmesiyle vazifelendirdi. 9. yılda (631) müşriklerin Mescid-i Harâm’a yaklaşamayacaklarının âyetle bil­dirilmesinin ardından 10. yılda (632) Resûl-i Ekrem’in öncülüğün­de düzenlenen hac için Mekke’ye sadece müslümanlar geldi. Daha sonra Mekke’ye hâkim olan halife ve hükümdarlar, bizzat kendileri hacca giderek yahut hac emîri tayin ederek her yıl Mekke’de hac mera­simlerinin düzenlenmesini sağladılar.

Mekke, Hz. Peygamber dönemiyle Hulefâ-yi Râşidîn’in sonuna kadar Medine’­den gönderilen valiler tarafından yöne­tildi. Hz. Osman’ın şehid edilmesinin ar­dından yeni halife Hz. Ali’ye karşı Cemel Vak’ası’yla sonuçlanan ilk muhalefet ha­reketinin hazırlıkları Mekke’de yapıldı. Hz. Ali’yi halife olarak tanımayan ve Hakem Vak’ası’ndan sonra muhalefetini açığa vu­ran Muâviye b. Ebû Süfyân’ın bütün çaba­larına rağmen  Mekke halkı hilâfeti süresince Hz. Ali’ye bağlı kaldı. Mekke, Emevîler dev­rinde genellikle Medine’ye tâbi olarak Ümeyyeoğulları’na mensup valiler tara­fından yönetildi.

Muâviye’nin ölümünün ardından Hz. Hüseyin ve Abdullah b. Zübeyr, Muâvi­ye’nin oğlu Yezîd’e biat etmeyerek Medi­ne’den Mekke’ye gittiler. Yezîd’in, Medi­ne valisinden İbnü’z-Zübeyr’in faaliyetle­rini engellemesini istemesi üzerine Mek­ke’ye İbnü’z-Zübeyr’in aralarında anlaş­mazlık bulunan kardeşi Amr’ın kuman­dasında bir ordu gönderildi. İki taraf ara­sında Zûtüvâ’da cereyan eden savaşı Ab­dullah b. Zübeyr kazandı ve Amr Mek­ke’de hapsedildi. Abdullah b. Zübeyr, Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da şehid edilmesin­den (61/680) sonra Emevîler’e karşı açık­tan muhalefet etmeye başladı. Yezîd ta­rafından gönderilen Suriye ordusu Medi­ne’deki Harre Savaşı’nın ardından Mek­ke’ye yönelerek şehri kuşattı.[26 Muhar­rem 64 / 24 Eylül 683] Yaklaşık iki ay sü­ren, Mekke halkının çok sıkıntılı günler geçirdiği ve Kabe’nin mancınıklarla taşlandığı kuşatma Yezîd’in ölüm haberi ula­şıncaya kadar [1 Rebîülâhirö4/27 Kasım 683] devam etti. Şam ordusunun kuman­danı Husayn b. Nümeyr’in muhasarayı kaldırdıktan sonra birlikte Suriye’ye gidip orada biat alma teklifini geri çeviren İbnü’z-Zübeyr hilâfetini Mekke merkez ol­mak üzere Hicaz’da ilân etti. Abdülmelik halife olunca Mekke’ye Haccâc b. Yûsuf kumandasında bir ordu gönderdi. Taife ulaşıp karargâh kuran Haccâc Mekke’ye giden yollan keserek gıda sevkıyatını en­gelledi ve küçük müfrezelerle şehri yıp­ratmaya yönelik faaliyetlerde bulundu. Üç ay sonra beklediği 5000 kişilik yardım­cı kuvvet gelince Mekke’yi kuşattı.[Zilka­de 72/Nisan 692] Yedi aya yakın bir süre devam eden kuşatmada mancınıklarla ta­şa tutulan şehirde yaşanan gıda sıkıntısı İbnü’z-Zübeyr’in taraftarları arasında çö­zülmelere sebep oldu. İbnü’z-Zübeyr’in bir huruç harekâtı sırasında öldürülme­sinin ardından Mekke Emevî hâkimiye­tine girdi.[14 Cemâziyelevvel 73 / 1 Ekim 692] İbnü’z-Zübeyr’in dokuz yıl yirmi iki gün süren iktidarına son veren Haccâc Mekkeliler’den Abdülmelik adına biat al­dı. Emevîler’in sonlarına doğru ortaya çı­kan Hâricîler’in İbâzıyye koluna mensup Ebû Hamza eş-Şâri’nin isyanı Mekke ve Medine’ye sıçradı. 7 Zilhicce 129’da (19 Ağustos 747) 1000 kişilik bir kuvvetle Mekke’ye girip şehri kontrol altına alan Ebû Hamza burada okuduğu meşhur hutbesinde Hâricîler’in fikirlerini anlattı. İS Cemâziyelevvel 130’da (21 Ocak 748) Vâdilkurâ’da Emevî kuvvetlerine yenilen Ebû Hamza otuz kadar yakınıyla birlikte Mekke’ye kaçtı. Medine’yi Emevî hâkimi­yetine sokan Abdülmelik b. Atıyye Mek­ke’ye yöneldi ve Ebû Hamza ile taraftarlarını öldürerek şehri yeniden Emevî idaresine bağladı.

Emevî ailesi ve taraftarlarını cezalandır­makla başladı. 226’da (841) hac için Mek­ke’ye gelen hâcib ve başkumandan Eşnâs et-Türkî’nin Halife Mu’tasım-Billâh tarafından şehrin emirliğine atanması ve ikisi adına birlikte hutbe okunmasının ardından hutbelerde halifenin yanında ikinci bîr isim zikredilmeye başlandı. Ab­basîler, Emevîler’in aksine Mekke’ye tayin ettikleri emîrlerde Dâvûd b. Ali gibi bazı istisnalar dışında akrabalık şartı arama­dılar ve Abbasî bürokrasisinde görev ya­pan bazı Türkler de Mekke emirliğini üst­lendiler.

Mekke, Abbasîler devrinde özellikle Hz. Ali’nin soyundan gelenlerin öncülüğünü yaptığı muhalif hareketlerin merkezi ol­du. Hz. Peygamber’in torunları Hz. Hasan ve Hüseyin’in soyundan gelen şerif ve seyyidler, hilâfetin Abbâsîler’e geçmesin­den itibaren Hicaz’da hâkimiyet kurmak için girişimlerde bulundular. Medine’de 266’da (879-80) Hasenîler ile Hüseynîler arasında mal anlaşmazlığı yüzünden çı­kan ihtilâf silâhlı çatışmalara sebep olun­ca Hasenîler Mekke’ye gitmek zorunda kaldı. Mekke, İhşîdîler zamanına kadar bazı kısa dönemler dışında Abbâsîler’e bağlılığını sürdürdü. Karmatîler, 317 (930) yılında hac mevsiminde Mekke’ye baskın düzenlediler ve çok sayıda hacıyı katlederek Hacerülesved’i beraberlerin­de götürdüler. Mekke’de sürekli olarak güçlenen Hasenîler. Karmatîler’in çekil­mesinden (339/950-5!) ve 331-358 (943-969) yılları arasında Abbasî halifeleriyle birlikte adlarına hutbe okunan Ihşîdîler’in sukutundan sonra şehrin idaresini ele ge­çirmek için çaba göstermeye başladılar. Hz. Hasan’ın dokuzuncu kuşaktan toru­nu Ca’fer b. Muhammed’in Mekke’yi hâ­kimiyeti altına alıp hutbeyi Fâtımîler adı­na okutmasıyla (358/969) şehir Abbâsî­ler’in kontrolünden çıktı. Ca’fer’in Mek­ke’ye hâkim olmasından itibaren halife­nin yanında Mekke’nin yerel yöneticileri olan şeriflerin adının hutbelerde anılması âdet haline geldi.

Abbâsîler’in ikinci devrinden itibaren İslâm dünyası artık tek bir devletin ida­resi altında değildi. Yeni kurulan devlet­ler de Mekke’ye hâkim olarak İslâm dün­yasının liderliğini üstlenmek istiyorlardı. Hicaz hâkimiyeti için yapılan rekabetten en iyi şekilde yararlanan Hasenîler, İkti­darlarının devamına imkân veren devlet­lerle birlikte hareket edip Mekke’deki hü­kümranlıklarını pekiştirdiler. Bu dönem­de ekonomik yönden bağlı bulunduğu Mısır’a siyasî olarak da bağlanan Mekke, Mısır’a hâkim olan devletlerle İslâm dün­yasında kurulan diğer devletlerarasında rekabet konusu haline geldi. Fâtımîler, Abbâsîler’le doğrudan çatışmaya girmek yerine -fiilî hâkimiyet Haremeyn’de adına hutbe okunan kimseye ait olduğundan-Hicaz’a hâkim olmanın yollarını arıyorlar­dı. 368-462 (978-1070) yılları arasında Mekke’de hutbeler Fâtımîler adına okun­du. Bazı Yemen hüküm­darları da Mekke üzerinde hükümranlık talebinde bulundular. 6 Zilhicce 455’te (30 Kasım 1063) Mekke’yi ele geçiren Yemen Suleyhî Hükümdarı Ali b. Muhammed şehre çok miktarda erzak sevkederek halka ihsanlarda bulundu ve hutbe­leri Fatımî Halifesi Müstansır-Billâh ile kendi adına okuttu. Suleyhî’nin öldürülmesinden sonra (459/1067) Mekke yeniden Abbâsîler’e bağlandı. Fâtımîler’in Mekke hâki­miyetiyle birlikte ezan başta olmak üzere şehirde Şîa mezhebinin alâmetleri yay­gınlaştı ve ilk defa bu dönemde Mekke’­ye gelen hacılardan vergi alınmaya baş­landı. Zaman zaman kaldırılan bu vergiler Mekke’yi yöneten şeriflerin en önemli gelir kaynaklarındandı.

Abbâsîler’in zayıflaması ve Fâtımîler’in Haremeyn’e hâkim olması üzerine Sel­çuklular, Mekke emirlerini kendilerine bağlamak ve şehri yeniden Sünnî hâki­miyetine sokmak için mücadele ettiler. Bu çabalar sonucunda Mekke Emîri Ebû Hâşim Muhammed b. Ca’fer. 462 (1069-70) yılında oğlunu ve elçisini Sultan Al­parslan’a yollayarak hutbenin Fâtımîler adına okunmasına son verip Abbasî Ha­lifesi Kâim-Biemrillâh ile kendisi adına okuttuğunu bildirdi. Bunun üzerine Al­parslan Mekke emîrine kıymetli hil’atler ile 30.000 dinar gönderdi, ayrıca yıllık 10.000 dinar tahsisat bağladı. Sultan Me-likşah zamanında da Mekke’deki Sünnî hâkimiyeti kesintilerle devam etti.

Mekke, Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin karde­şi Turan Şah’ın gayretleriyle Fatımî hâki­miyetinden çıktı ve hutbe 569 (1174) yı­lından itibaren Abbasî halifelerinin yanı sıra Nûreddin Mahmud Zengî adına okun­maya başladı. Eyyûbîler devrinde Şafiîlik Mekke’­de hâkim mezhep haline geldi ve ilk defa “hâdimü’l-Haremeyn” sıfatını kullanan Selâhaddin adına kardeşi Tuğtegin b. Eyyûb tarafından sikke bastırıldı. Ayrıca Selâhaddin hac için Mekke’ye gelenlerden kişi başına alı­nan 7,5 Mısır dinarı vergiyi kaldırdı. Mek­ke emîrine her yıl daha fazla yardım gön­dererek Mısır ve Yemen’de iktâlar oluş­turdu. Mekke’de Eyyûbî hâkimiyeti, bazan Yemen hükümdarları adına hutbe okunması veya Mekke şeriflerinin ba­ğımsız hareket etme arzuları yüzünden kesintiye uğramakla birlikte 650 (1252) yılına kadar sürdü.

I. Baybars’ın, Moğol istilâsıyla ortadan kaldırılan Bağdat Abbasî hilâfetini Mı­sır’da yeniden kurmasıyla Mekke Emirli­ği Memlükler’e bağlandı. Mekke emîrleriyle iyi ilişkiler kuran Memlûk sultanları, Mekke’de hâkimiyetlerini pekiştirince hutbelerde bazan aralarında dostluğun geliştiği Altın Orda hanlarının isimlerinin kendilerinden sonra zikredilmesine izin veriyorlardı. Babası Olcaytu’nun ardından İlhanlı tahtına çıkan Ebû Said Bahadır Han’ın Memlükler ile yaptığı antlaşmanın şartlan arasında İlhanlı hacılarının Mek­ke’ye girmesine izin verilmesi, hac mev­simlerinde şehirde her iki hükümdarın sancağının dikilmesi ve hutbede İlhanlı sultanının adının Memlûk sultanından sonra zikredilmesi bulunuyordu.

Memlükler devrinde her yıl Mekke’ye gönderilen yardımlar artarak devam etti. Kıtlık veya güvenlik sebebiyle yardımın ulaşmaması fiyat artışlarına sebep olu­yordu. Memlûk sultanları Mısır, Suriye ve Anadolu’da bulunan birçok arazi ve köyü Haremeyn halkına vakfederek buralardan elde edilen mahsulü “zahire” adıyla Mekke ve Medine’ye gönderdiler. Vakıf­lara bakan Dîvânü’l-ahbâs’ın üç bölümün­den biri olan el-evkâfü’l-hükmiyye Mek­ke ve Medine emlâkini idare etmekle gö­revliydi. Ayrıca Memlûk sultanları, beytülmâle Mekke için Özel tahsisat ayırarak Mekke emirlerinin hacılardan aldıkları vergilerin kaldırılmasını sağlamaya çalış­tılar. Kabe’ye 664 (1266) yılında ilk defa mahmil ve örtü gönderen I. Baybars’tan sonra Muham­med b. Kalavun ve Sultan Kayıtbay hac için Mekke’ye gidip buradaki halka çeşitli ihsanlarda bulundular.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Daha yeni Daha eski