Menzil Teşkilatı -Osmanlıda- Nedir, Tarihi, Hakkında Bilgi

Menzil. Osmanlı Devleti’nde resmî haberleşmeyi sağlayan posta teşkilâtı ve ordunun konaklama noktaları için kullanılan bir terim.

Sözlükte “İnmek, konaklamak, misafir olmak” anlamındaki nüzul kökünden tü­remiş bir mekân ismi olan menzil “ev, ko­nak; iki konak arası, bir konak yol; posta ve posta tatarları beygirlerinin bulundu­ğu mahal” mânalarına gelir. Osmanlı Dev­leti’nde daha çok resmî haberleşmeyi sağlayan posta teşkilâtını ifade eder. Ulakların, postacıların bulunduğu yere çaparhâne de denmiş ve bu tabir Farsça’ya geçerek “postahane” karşılığında kulla­nılmıştır. Ortaçağ İslâm ve Türk devletle­rinde berîd, Moğollar ve İlhanlılar’da yam adı altında görülen haberleşme teşkilâtı, Osmanlı Devleti’nde her ikisinden de fay­dalanılmak suretiyle tesis edilmiş olan menzil teşkilâtı ile yürütülmüştür.

Osmanlı Devleti’nde haberleşme İlkön­ce ulaklarla ve ulak hükmü yoluyla sağla­nıyordu. Ulaklar ihtiyaçları halinde hay­vanlara el koyabilir, geçtikleri yerlerde hayvanlarının ve kendilerinin iaşesi temin edilirdi. Hareket serbestliği olan ulakla­rın ellerindeki ulak hükmünü kullanarak halka eziyet etmeleri üzerine Kanunî Sul­tan Süleyman döneminde 946’da (1539) Vezîriâzam Lutfi Paşa menzil sistemini yeni baştan teşkilâtlandırdı. Belirli nokta­larda menzil adıyla konaklama istasyon­ları kurulup çevre ahalisi de menzilci ta­yin edilerek yeni bir haberleşme sistemi oluşturuldu. Ülkenin her tarafına ulaşan yolların merkezi İstanbul olup Anadolu ve Rumeli yönlerinde üç ana kola ayrılır­dı. Bu ana kollar da birbirine tâli yollarla bağlanırdı.

Devlet tarafından bir yerin menzil ta­yin edilebilmesi İçin normal zamanlarda ulakların sıkıntı çekmemesi ve seri haber­leşmeyi önleyecek derecede iki menzil arasının birbirine uzak mesafede bulun­ması rol oynardı. Ayrıca sefer esnasında ordunun dinlenmesi ve iaşe akışının ko­layca yapılabilmesi, menzil noktalarının tesbitinde belirleyici olurdu. Konaklama noktaları birbirine eşit uzaklıklarda olma­yıp her bir menzil coğrafî şartlara, emniyetin ve menzil ihtiyaçlarının sağlanabi­leceği yerlere göre değişik mesafelerde kurulmuştu. Menziller, ana ve tâli yollar üzerinde haberin çabucak yerine ulaştırılabilmesi İçin üç saatten yirmi sekiz saate kadar olan mesafelerde tesis edilmiştir. Doğrudan menzil tayin edilmeyen, fakat ulakların uğramak zorunda kaldıkları mahallerde ahalinin ulağın İhtiyacını karşı­lamak zorunluluğu vardı.

Menziller, başlangıçta eyaletlerin du­rumu ile serhadlerde elde edilen bilgileri devlet merkezine bildirmek ve hüküme­tin emirlerini gereken yerlere ulaştırmak için kurulmuştu. Daha sonraları ordunun sefer esnasında iaşesinin temini, özel ha­berleşmeler, şehirler arasında irtibatın ve nakliyenin sağlanması gibi amaçlara da yönelmiştir.

Fonksiyonları içerisinde en önemlisi as­kerî gaye için kullanılmaları olan menzil­ler ordunun şevki ve iaşesinin temini gibi konularda önemli rol oynamıştır. Sürekli savaş halinde bulunan Osmanlı Devleti’n­de menziller, orduların yiyeceğinin temini hususunu ana unsur olduğu gibi merkez­le olan haberleşmenin sağlanmasında da önemli bir yere sahiptir. Osmanlı ordusu sefere çıkmadan önce konaklayacağı yer­ler tesbit edilir ve oraların kadılarına gön­derilen emirle belirtilen malzeme ve yiye­ceklerin menzillere getirilmesi istenirdi. Ancak ordunun sefer esnasında kullandı­ğı yol ve konaklarla ana yollar üzerindeki menziller genelde birbirinden farklı olur­du. Bunda büyük ihtimalle haberleşme menzillerinin çoğunlukla yerleşim alanla­rında bulunması, bu yerleşim yerlerinin gerek su bakımından gerekse coğrafî yönden büyük orduların konaklamasına müsait olmaması rol oynamıştır.

Yabancı devlet elçileri Osmanlı ülkesi­ne girdikten sonra menzillerde konakla-yabilirlerdi. Bu durumda masraflar dev­let tarafından ödenirdi. Osmanlı elçileri­nin yabancı ülkelere gidişinde de menzil-lerdeki giderleri menzilciler tarafından karşılanır ve bu masraflar menzilcilerin vergilerinden düşülürdü. Devlet İleri ge­lenleri ve devlet tarafından bir görevle gönderilen memurlar da menzillerden ya­rarlanırdı. Zaman zaman menziller öze! haberleşmeler için kullanılmış olsa da aslında bu yasaktı. Sivil haberleşme ge­nellikle kervanlar aracılığıyla gerçekleşti­rilirdi.

Menziller defterdarlık kalemlerinden mevkufat kaleminde yer alan menzil ha­lifeliğine bağlı idi. Bütün menzillerin de­netimi ve malî sorumluluğu menzil hali­feliğine aitti. Menzillerle ilgili meseleler mevkufat defterlerine bakılarak karara bağlanır ve ona göre hareket edilirdi. Bir yerin menzil olup olmaması, kaç beygiri bulunması gerektiği, menzilci tayin edi­len ahalinin mükellefiyetleri mevkufat defterlerine kaydedilmişti.

Buraların sevk ve idaresi menzil emini adı verilen görevli tarafından yapılırdı. Menzil eminleri menzilin bulunduğu ka­zanın ayanı, kadısı veya naibi, bazan da kale muhafızlarının arzı ve merkezin tas­dikiyle tayin edilirdi. Menzilci sayısı ihtiya­ca göre birden fazla olabilirdi. Bazı men­zillerde İse menzilin bulunduğu köy veya kasaba ahalisi doğrudan menzilci olmuş­tur. Menzilci tayin edilen ahali hizmetle­rine karşılık avarız ve nüzul vergilerinden muaf tutulurdu. Bunlara “menzilkeş” (menzili çekip çevireni veya “menzilci” adı verilirdi. Menzillerde menzil emininin ya­nı sıra menzil kethüdası, ahır kethüdası, seyis, odacı, sürücü, aşçı gibi hizmetliler de bulunurdu.

Menzil hizmeti veren palanga ve kale­lerde ise genellikle palanga zabitleri, diz­darları ve ağaları menzilci olarak görev­lendirilmişti. Menzilin usulüne göre işle­tilip işletilmediğini, odaların ve eşyaların temizliği gibi hususlar menzillerin bulun­duğu kaza kadıları, nâibleri ve muhtesibleri tarafından kontrol edilirdi. XVIII. yüzyılda bu kontrol işlemi, devlet tarafın­dan görevlendirilerek menzillere nizam vermek üzere gönderilen mübaşirler vasıtasıyla yapılmıştı. Bir menzil aynı za­manda derbend fonksiyonunu da yerine getirdiği takdirde menzilciler derbendcilik görevini de yaparlardı.

Yüksek rakamlara ulaşan menzil mas­raflarının bir kısmı devlet hazinesinden, bir kısmı ulak ücretlerinden, bir kısmı da menzilci tayin edilen ahalinin avarız ve nüzullerinden karşılanırdı. Bazan da bir mukâtaa veya gümrükten sağlanırdı. Bunların yeterli olmadığı zamanlarda ve özellikle savaş durumunda “imdâdiyye” adı altında menzile yardım olarak vergi toplanırdı.

Bu konaklama noktalarında yolun kul­lanılma durumuna göre haber getirip gö­türen ulakların faydalanması için beygir beslenirdi. Menzillerdeki her at için orta­lama 147,3 kuruş (17.700 akçe) masraf yapılmaktaydı. Bu masraf sefer esnasın­da iki kat artardı. 1124’te (1712) menzil­le ilgili masrafların toplamı 244.028,5 ku­ruştu. Savaş zamanlarında her menzilde­ki at sayısı ihtiyaç ölçüsünde arttırılırdı.

Haberleşmeyi sağlayan ulakların vası­taları genellikle beygir olmakla birlikte ellerinde tuğralı emir olanlara araba da verilirdi. Ulakların iffet sahibi, namuslu, ata binmeye ve yol meşakkatine tahammüllü olmasının yanında uzun süre ve­zirlerin dairelerinde hizmet etmiş tecrü­beli kimselerden seçilmesine dikkat edi­lirdi. I. Abdülhamid döneminde (1774-1789] bu iş için Tataran Ocağı teşkil edil­mişti.

Normal zamanlarda gönderilen âdi tür­den bir haberi her menzil arasında bir ulak diğer menzile ulaştırırken çok önemli ve gizli haberlerde tek ulak kullanılarak çıkış yerinden varış yerine kadar haber tek ulakla götürülürdü. Bu ulaklar hususi emirle giden ulaklardı.

Menzil teşkilâtı uzun süre işlevini sür­dürdü. Viyana bozgunundan sonraki kar­gaşa döneminde 1102’de (1691) menzil sisteminde yeni bir düzenlemeye gidildi. Ancak devam eden savaşın baskısıyla sis­tem yine çöküşün eşiğine geldi ve 1108′-de (1697) menziller yeniden teşkilâtlan­dırıldı. Bu düzenleme ile menzillerin sevk ve idaresinde değişiklikler yapıldı. Görevli ulaklara “in’âm hükmü” adıyla bir berat verilip her uğrayacağı menzilden ne ka­dar beygir alacağı belirtilerek menzilci­lerden alınan beygir karşılığı saat başına 10 akçe ödenmesi kararlaştırıldı. Menzil­cilerin ağır vergi yükü sebebiyle bulun­dukları yerleri terketmeleri yüzünden menzillerin görevlerini yapamaz duruma gelmesi üzerine XVIII. yüzyılda yeni bir düzenleme yapılarak bütün menziller ki­raya verildi. Menzillerde kira usulünün asıl uygulaması ise 1191’den (1777) iti­baren oldu. Bu uygulama sırasında men­zilin idaresi menzil emini yerine aynı va­zifeleri yapan ve kiracıbaşı adını taşıyan bir kişinin uhdesine bırakılmıştı. Buna göre menzillerden kira ile menzil beygiri alınacak, gerek ulak gerekse devletin me­murları aldıkları beygirin ücretini nakden kiracıbaşına vereceklerdi. Menzile inen ulakların yem ve yiyecekleri ise uygun ücretle kendi keselerinden ödenecekti. Menziller ilk defa III. Selim zamanında (1789-1807) vakıf geliri olarak da kayde­dilmiştir.

Menzil teşkilâtının iyi işlememesi ve ortaya çıkan aksaklıklar üzerine birçok defa ıslahı hususunda düzenlemeler ya­pıldı. Bunda sık sık yapılan seferlerin yanı sıra ulakların ve menzilcilerin suistimalleri de rol oynamıştır. Ulakların, ellerin­deki hükümlerin üzerinde değişiklik ya­parak veya tarihsiz ulak hükmü kullana­rak birden fazla seyahat gerçekleştirme­leri menzil teşkilâtına büyük bir darbe vurmuştu. Ulaklar sahtekârlık yaparak aldıkları beygirlerle tüccarların mallarını taşıyorlardı. Yük hayvanı olmayan beygir­lerin çoğu bu yüzden telef olmakta ve mükellefiyetlerini yerine getiremeyen menzilciler yerlerini bırakmaları sonucun­da menziller boş kalmaktaydı. Menzilcile­rin menzil nizamına ve prensiplerine uy­mamaları da menzil teşkilâtının bozul­masına yol açan önemli etkenlerdendi.

Menziller bir süre de iltizama verilerek idare edilmişti. Menzilhâneler sancak ida­recileri tarafından kadı, ayan, müftü ve diğer eşraftan kimselerin uygun gördü­ğü, çoğunlukla şehrin ileri gelenlerinden birine bir yıl süreyle iltizama verilirdi. Menzilin bir yıllık masrafı bölge halkı ta­rafından vergi olarak iki taksitle menzilci seçilene ödenirdi. Ancak menzilciler için önceden belirlenmiş masrafların dışında menzil ianesi, menzilciye ikramiye veya menzilcinin telef olan beygirlerinin ba­hası gibi adlarla başka paralar istenmesi sürekli olarak şikâyete sebep oluyordu. Bunun üzerine Sadrazam Galib Paşa za­manında bütün menzillerde kira yöntemi bir defa daha uygulandı. 1824-1829 yıl­ları arasında kiraya verilen menziller bir bakıma Özelleştirilmişti. Çözüm için yapı­lan ıslah çalışmalarının neticesiz kalması yüzünden menziller arzu edilen ölçüde hizmet veremeyecek hale geldi ve 1834″-te posta sistemine geçilmesi amacıyla bir teşebbüs yapıldı. Araba ile haberleş­menin sağlanması için yapılan posta yolu bozulunca tekrar eski sisteme dönüldü. Ancak 1839’da posta teşkilâtı kurularak menzil sistemi tamamen yürürlükten kaldırıldı.

TDV İslam Ansiklopedisi

Yorum ekle...

Konu hakkında yorum ya da düşüncelerini paylaş...

Daha yeni Daha eski