Mersin Şehri Tarihi, Yerleri, Ekonomisi, Özellikleri, Hakkında Bilgi

Mersin. Akdeniz bölgesinde şehir ve bu şehrin merkez olduğu il.

Akdeniz kıyısında aynı adı taşıyan kör­fezin kenarında yer alır. Çevresinin tarihi çok eski dönemlere kadar İnmekle birlikte Mersin XIX. yüzyıldan itibaren gelişmeye başlayan ve şaşırtıcı bir hızla büyüyen ye­ni şehirlerden biridir. Yöredeki yerleşme­lerin en eskisi, 1936 yılından beri Yümük-tepe höyüğünde yapılan kazılar sonucun­da ortaya çıkarılan ve Kalkolitik döneme ait katlan da bulunan yerdir. Bu prehistorik kazı alanı günümüzden kırk-elli yıl önceki yayınlarda bile Mersin’in 3,5 km. kadar kuzeybatısında gösterilirken  bugün şehrin mahalleleri arasın­da (Demirtaş mahallesinin Alsancak mahalle­sine komşu olan kesiminde) kalmıştır.

Yümüktepe’deki kadar eski olmasa da civardaki başka bir yerleşim yeri olarak halkın Viranşehir adını verdiği, Mersin’in 7 km. kadar güneybatısında bulunan mev­kide Roma-Bizans kalıntılarına rastlanı­lan Soloi (Pompeipolis) şehrinden, nihayet bugünkü Mersin’in bulunduğu yerde ku­rulmuş olan antik Zephrium şehrinden söz edilebilir. Fakat bunların hiçbiri eski Mersin olarak addedilemez veya Mersin onların devamı olarak gösterilemez. Zira günümüzdeki Mersin, bu antik şehirlerin çeşitli sebeplerle tarih sahnesinden silinmesinden çok sonra bir köy olarak yeni bir yerleşme yeri şeklinde ortaya çıkmıştır. Buranın ne za­man kurulduğu hakkında kesin bilgi yok­tur, adına ilk defa Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’sinde rastlanır. Evliya Çelebi, 1082 ‘de (1671) bu yöreden geçerken şim­diki Mersin’in güneybatısında Mersinoğlu adlı bir Türkmen köyünde gecelediğini kaydeder. Onun bahsettiği köy Mersin’in yerinde olma­makla beraber köyün adını koruyarak yer değiştirmiş olması mümkündür. Daha sonraki kaynakların bugünkü Mersin şehrinin yerin­de Mersin adlı köyden söz etmesi yer de­ğiştirme ihtimalini kuvvetlendirir. Gerek Evliya Çelebi’nin Mersinoğlu adlı köyden bahsetmesi gerekse bunun bir boy ve oy­mak adı olarak kaynaklarda geçmesi Mersin adının Akdeniz ikli­minin simgesi haline gelmiş olan ve bu yörede çok yetişen mersin ağacıyla (myrtus) ilgili olduğu yolundaki görüşü doğrulamaz.

XIX. yüzyılın birinci yarısı ortalarında yapılan ilk nüfus sayımında Tarsus’a bağlı birçok küçük yerin nüfusu verildiği halde Mersin’in adı geçmez. Bu durum henüz bu yıllarda Mersin’in kayda değer bir yer olmadığını gösterir. Buna karşılık 1836’ya doğru burayı ziyaret eden Charles Texier Mersin köyünün Tarsus’un iskelesi haline geldiğini söyler. Bundan sonra Mersin bir iskele yeri olarak önem kazandı ve geliş­meye başladı. XIX. yüzyılın ortalarına ge­lindiğinde Mersin artık sadece Tarsus’un değil bütün Adana ovasının başlıca İskele­si durumuna gelmişti. Eskiden Tarsus’un nehir limanı Adana ovasının iskelesi rolü­nü oynarken bu limanın önünün Tarsus (Berdan) çayının alüvyonlarıyla dolması so­nucunda XIX. yüzyılın başlarına kadar ge­miler Tarsus çayı ağzının batısında sığ bir koy kenarındaki Yeniköy önünde demir­liyordu. Bunun dışında Adana ovasının ürünlerini gemilere yüklemek için Mer­sin’in 14 km. kadar doğusundaki Kazanlı köyü ile bunun biraz batısındaki Karadu-var (Eskiçağ’daki Anchiale, günümüzde Mersin Büyükşehir Belediyesi sınırlan içi­ne alınmış olan Karaduvar mahallesi) is­keleleri de kullanıldı. Fakat Önlerindeki sulan sığ olan bu iskele yerlerinin hepsi de buharlı gemiler devreye girince kulla­nılamaz hale geldi. Bu sebeple akarsula­rın taşıdığı alüvyonlardan uzakta önün­deki deniz alanı derin olan Mersin köyü iskele yeri olarak tercih edildi. Önceleri Mersin, Adana eyaletinin Tarsus kazasına bağlı bir köy durumundaydı ve bu köy is­kelesinin başlıca etkinliği, Toros dağların­dan hayvan sırtında getirilip yelkenli ge­milere yüklenen odun ve kereste ticare­tinden ibaretti. Zamanla Adana ovasında tarımsal üretimin artmasıyla orantılı bi­çimde Mersin’de liman faaliyeti gelişti ve bunun sonucunda köy giderek büyüme­ye başladı. 1852’de Tarsus kazasına bağlı bir nahiyenin merkezi oldu. Mersin iske­lesinin artan ticarî yoğunluğu sebebiyle 13 Muharrem 1274 [2 Eylül 1857] tarihli emirle burada her hafta cuma günü pa­zar kurulması kararlaştırıldı. Bu durum Mersin’in bir köy olmaktan çıkıp kasaba haline geliş sürecini de başlatmış oldu. Amerika Birleşik Devietleri’ndeki iç sa­vaş yıllarında (1861 -1865] başta İngiltere olmak üzere Avrupa sanayi ülkeleri pa­muk ihtiyaçlarını Amerika dışından te­min etmek zorunda kalınca Adana ova­sında yerli tipler dışında yeni tohumlarla pamuk üretimi arttı. Bu pamukların dün­ya piyasasına gönderilmek üzere getiril­diği Mersin Limanı büyük önem kazandı. Yerleşme yeri büyürken idarî durumun­da da değişiklik oldu. 1864’te Tarsus’tan ayrılarak üç nahiyenin bağlı olduğu bir ka­zanın merkezi haline geldi. Bu tarihten itibaren devletin resmî kayıtlarına girip Bezmiâlem Valide Sultan vakıfları tahsi­satına aktarıldı.[Cemâziyelevvel 1282/ 16 Ekim 1865] 1875’te Mersin’e gelen İn­giliz piskoposu Davis, buranın 1800’lü yıl­ların başında birkaç kulübeden ibaret bir yer iken Kırım savaşından sonra gelişme göstererek Çukurova’nın (seyyahın deyi­miyle Kilikya) ürünlerinin ihraç edildiği bir liman şehri olduğunu yazar. Dış ticarete bağlı liman faaliyetinin gelişmesi, Mersin’de Avrupa ticaret kuru­luşları temsilcilerinin çoğalmasını (Mer­sin’deki ilk çırçır fabrikası 1864’te İngiliz­ler tarafından kuruldu) ve bir ticaret mer­kezi olmasını sağladı. Mersin’de birçok ülkenin konsoloslukları açıldı. İngiliz ve Fransız konsolosluklarını XIX. yüzyılın son on yılına gelindiğinde Amerika Birleşik Devletleri, Avusturya, Hollanda, İspanya, İtalya, Rusya ve Yunanistan konsolosluk­ları takip etti.

Mersin’in ekonomik hayatındaki diğer bir gelişme Mersin-Tarsus-Adana demir­yolunun yapılmasıdır. 19 Ocak 1884 tari­hinde temel atma merasimi yapılan bu demiryolunun döşenmesine 1885 Martın­da başlanabilmiş. Tarsus’a kadar olan kıs­mının resmî açılışı 4 Mayıs 1886’da, Ada-na’ya kadar olan tamamının resmî açılışı da 1 Ağustos 1886’da gerçekleşmişti. Mersin, 67 km. uzunluğundaki demiryo­lunun işletmeye açılmasıyla XIX. yüzyılın sonlarına doğru sadece Adana ovasının ve bütün Adana vilâyetinin değil aynı za­manda Gülek (Külek) Boğazı yolu aracılı­ğıyla İç Anadolu’nun da önemli bir bölü­münün (Konya, Niğde ve Kayseri yörele­rinin) iskelesi durumuna geldi ve ekono­mik etki alanı daha da genişledi. Bu ara­da 1888 yılında sancak merkezi oldu. Es­kiden bağlı bulunduğu Tarsus bir kaza merkezi olarak kendisine bağlandı.

189Û’da Mersin Lİmanı’ndan yapılan ihracatın değeri 700.000, ithalâtın değe­ri ise 400.000 altın liraya ulaşmıştı. Bun­dan on yıl kadar sonra liman faaliyeti da­ha da hızlandı ve XX. yüzyılın başlarında Mersin Limam’na girip çıkan gemilerin sayısı 400’e, yıllık tonilatosu da 450.000 tona (ayrıca 15.000 tonluk yelkeni i gemi) yükseldi 1890’da limana girip çıkan ge­miler 200.000 ton civarında idi. XIX. yüz­yıl sonunda Akdeniz’in canlı bir limanı olan Mersin’e gemilerle gelen mallar arasın­da Hint malları, Rus petrolü, Çin pirinci, Manchester dokumaları, Fransa’dan kah­ve ve şeker, çeşitli hırdavat sayılabilir. Bu­radan hareket eden gemilere de Çukuro­va ve Anadolu’nun çeşitli tahıl ürünleri ve özellikle pamuk, yün, deri, ipek kozası, küçük ve büyükbaş hayvan, kuru üzüm, halı, bal mumu, kereste, kuru meyve yükleniyordu. 1898’de Mersin’den geçip 1902’de eserini yayımlayan bir hıristiyan hacısı da (Saint Germain) yeni yapılan is­kelelerden söz ederek gemilerin artık açıkta demirlemeyip rıhtıma yaklaştığını anlatır. 1899’da Mersin’e gelen P. Leonce M. Alishan, bu şehirde tüccar ve konso­loslar için yapılmış zarif evlerden söz ederken bu sırada Mersin’de 300’den faz­la Avrupalı tüccarın bulunduğunu belir­tir (Bilici, s. 4!, 42). Şehrin ticaret ve liman faaliyetlerinde görülen gelişme nüfusu­nu da etkiledi. XIX. yüzyılın sonlarında Vital Cuinet’in verdiği 5000’i müslüman olmak üzere 9000 nüfus XX. yüzyılın baş­larındaki tahminlere göre 12.000’i müs­lüman olmak üzere 22.000 idi.

I. Dünya Savaşı yıllarında Haydarpaşa-Bağdat demiryolunun geçtiği Toros ve Amanos tünellerinin açılmasıyla Mersin, Yenice İstasyonu’nda Cumhuriyet’in ar­dından daha da gelişecek olan Anadolu demiryolları ağına bağlandı. Böylece eko­nomik etki alanı daha çok genişledi. I. Dünya Savaşı sonunda 17 Aralık 1918’de Fransız askerleri denizden Mersin’e çı­karma yapmaya başladı. 3 Ocak 1922’de millî kuvvetler Mersin’e girerek şehri kur­tardı ve son Fransız kuvvetleri ertesi gün şehri terketti.

Mersin şehri Cumhuriyet’in başlarında aynı adlı vilâyetin merkezi oldu (o tarih­lerde merkezi Silifke olan komşu vilâyet İçel adını taşıyordu). 20 Mayıs 1933 tarih ve 2197 sayılı kanunla Mersin vilâyetiyle İçel vilâyeti birleştirilip İçel vilâyeti adını alınca Mersin şehri bu yeni vilâyetin mer­kezi oldu (bu vilâyetin adı, 20 Haziran 2002 tarihinde kabul edilen ve 28 Haziran 2002 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 4764 sayılı yasa ile yeniden Mersin’e dönüştü­rülünce Mersin şehri tekrar aynı adlı İlin merkezi oldu)- Cumhuriyet döneminin ilk Mersin’den bir görünüş nüfus sayımında nüfusu Tarsus’un biraz gerisinde bulunuyordu (2I.872’ye karşıIık21.171 nüfus). Fakat sonraki sayımlar­da Tarsus’u çok geride bıraktı. Mersin’in nüfusu 1 940’ta 30.000’i buldu. 1955′-te50.O00’İ(50.104), 1970’te 100.000’i (112.982), 1980’de200.000’i (2 16.350), 198S’te 300.000’i (314.350), 1990’da 400.000’i (422.357) geçti. Cumhuriyet devrindeki bu hızlı gelişimde Adana ova­sında başta pamuk olmak üzere tarımın gelişip çeşitlenmesi, mevcut demiryolla­rına ek olarak iyi karayollarının yapılması (Mersin-Antalya kıy; yolu, Mersin-Silifke-Mut-Sertavul Geçidi – Karaman -Konya yo­lu, Mersin -Adana-Gaziantep otoyolu gibi) ve Mersin’in mükemmel bir limana ka­vuşması (1955’teyapımına başlanan Mer­sin Limanı 196l’de tamamlanmıştır), en­düstri faaliyetlerinin artması ve çeşitlen­mesi (gıda, iplik, pamuk, bitkisel yağ, güb­re, çimento vb. sanayileri ve ATAŞ rafinerisi) önemli rol oynadı. İç turizmin gelişmesi de bunu destekledi. 1990’dan sonra şehir hızlı bir büyümeye sahne oldu. 24 Hazi­ran 1993 tarih ve 3911 sayılı yasanın ver­diği yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulu tarafından 2 Eylül 1993’te Mersin’e bü-yükşehir statüsü verildi. Mersin Büyük-şehir Belediyesi Akdeniz (2739 hektar, yir­mi beş mahalle), Toroslar (2214 hektar, yirmi üç mahalle) ve Yenişehir (3118 hek­tar, on sekiz mahalle) adlı üç belediyeye ayrılır. Bunlardan Akdeniz Belediyesi ile Toroslar Belediyesi’ni ayıran sınır Gazi-mustafakemal Bulvarı ile Çiftçiler cadde­sinden geçer. Toroslar Belediyesi ile Yeni­şehir Belediyesi’ni ayıran sınır çizgisi ise Müftü deresini izler. 2003 yılında altmış altı mahalleden oluşan Mersin şehri 8071 hektarlık bir alanı kaplamaktadır. Ekim 2000 tarihinde yapılan nüfus sayımında-ki 537.842 nüfusuyla Akdeniz bölgesinin üçüncü (Adana ve Antalya’dan sonra), Türkiye’nin ise onuncu büyük şehri du­rumundadır.

Mersin yeni bir şehir olduğundan şehir dokusu geleneksel Osmanlı şehir doku­sundan farklıdır. Bunun sebebi, yerleş­menin köyden şehir haline geçişinin Tan­zimat sonrası dönemine rastlamasıyla il­gilidir. Bu devirde çıkarılan ve yapılan in­şaatlarla açılan cadde ve sokaklarda uyul­ması gereken kuralları belirleyen “ebniye nizâmnâmeleri”, diğer Osmanlı şehirle­rinde ancak eski dokuya lehimlenme bi­çiminde gerçekleştirilirken tamamen yeni baştan kurulan şehirde çok başarılı bir şekilde uygulanmıştır. Eski şehirlerde merkeze bağlanan ve birbiriyle kesişen dar, dolambaçlı ve çıkmaz sokakların ye­rini Mersin’de limana dikey ve paralel uza­nan geniş ve ferah cadde ve sokak siste­mi almıştır. Sıkışık, bitişik ev düzeni yok­tur. Mersin şehri, şehircilik ve şehir coğ­rafyasındaki tabiriyle “ızgara planlı” bir şehir olarak kurulmuştur.

Şehrin çekirdeğini meydana getiren mahalle Camiişerif mahallesidir. Burada bulunan Bezmiâlem Valide Çeşmesi’nin kitabesinde bu kesimin kumluk olduğunu belirten satırlar yer almaktadır. Bazı ki­şiler, Mersin İskelesi’nin çok yakınındaki kumluk kesime dükkân ve ev yapmak için başvuruda bulunmuş, ticaretle ilgili bü­tün yapılar da burada yoğunlaşarak ma­halle gelişmiştir. Mahallenin doğusundaki Çakmak caddesi o dönemde Mersin’in do­ğu sınırını meydana getiriyordu. Bu sını­rın doğusunda sadece 1886’da açılan de­miryolunun istasyon binası bulunuyordu. Şehir söz konusu çekirdek mahallenin ku­zeyine ve batısına doğru büyümeye baş­ladı. Mesudiye, Mahmudiye, Nusretiye, Kiremithane. Hamidiyeve İhsaniye, Cum­huriyet öncesi ortaya çıkan mahallelerdir. Şehrin bugünkü Çakmak caddesinin yani tren istasyonunun doğusuna doğru bü­yümesi (Yenimahalle ve Üçocak mahal­lesi) Cumhuriyet döneminde olmuştur. 1949’da sadece on mahalleden oluşan şehir 196O’lı yıllara gelinceye kadar Akdeniz kıyı şeridiyle kuzeyde Gazimustafakemal Bulvan’nm kuşattığı yarım daire şekilli alan içinde kalıyor, batıda da Müftü dere­sinin batısına geçmiyordu (yalnız Tevfik Sırrı Gür Stadı Müftü Köprüsü ile aşılan Müftü deresinin batısında bulunuyordu). O tarihlerde on dört mahalleyi içeren bu iskân alanı içinde sonraki yıllarda dolacak olan geniş boş sahalar ve portakal bah­çeleri yer alıyor, bugünkü adı Atatürk caddesi olan Kışla caddesinin kuzeyinde portakal bahçeleri sıralanıyordu. Şehrin günümüzde en merkezî kısımlarında yer alan Bahçe mahallesinin adı da yakın dö­nemlere kadar şehir içinde bahçelerin yer aldığını hatırlatır. Şehir 1960’tan sonra batıya doğru büyüyerek Müftü deresini geçti ve burada eski bahçelerin bulundu­ğu kesimde yüksek blokların yer aldığı Pozcu semti doğdu (İnönü veDumlupmar mahalleleriyleGazi mahallesinin batı bö­lümünü içerir). Gazimustafakemal Bul­van’nm kuzeyine doğru ya yeni mahal­leler kurularak(Güneykent, Çağdaşkent, Komkent gibi) ya da eski köylerin mahal­le haline dönüştürülüp belediye sınırları İçine alınmasıyla (Osmaniye köyünün Os­maniye mahallesine dönüşmesi gibi) şehir kuzeye doğru büyüdü ve Toroslar’ın öncü­leri olan tepelere kadar dayandı. Doğuya doğru büyüme ATAŞ Petrol Rafinerisi’ne ve serbest ticaret bölgesine yöneldi. Bu arada Karaduvar köyünün mahalle sta­tüsünde belediye sınırları içine alınma­sıyla Deliçay’a kadar ulaştı. Bu suretle 1941 yılında 3 kmz’lik bir alanı kaplayan Mersin 2003 yılına ait rakamlara göre 81 km2’lik bir alana yayılarak yirmi yedi kat büyüdü.

Mersin yeni bir şehir olduğundan fazla tarihî esere sahip değildir. 1870’te Eski-cami, 1884’te Müftü Camii Hamidiye Ca­mii olarak da bilinir 1898’de Avniye Camii ve Abdullah Mığrıbî Camii, 1899’da iba­dete açılan İhsaniye Mescidi şehrin en es­ki camileridir. 1977yılında inşa edilen şimdiki Mersin Ulucamii’nin yerinde 1908’de yapılan Serdavî Camii vardı.

Mersin şehrinin merkez olduğu Mersin ili Antalya, Karaman, Konya, Niğde ve Adana illeriyle kuşatılmıştır, güneyinde de Akdeniz bulunur. Merkez İlçesinden baş­ka Anamur, Aydıncık, Bozyazı, Çamlıyayla, Erdemli, Gülnar, Mut, Silifke ve Tarsus adlı dokuz ilçeye ayrılmıştır. 15.485 km2 genişliğindeki Mersin ilinin sınırları içinde 2000 yılının sonuçlarına göre 1.267.253 kişi yaşıyordu. Nüfus yoğunluğu ise 107 idi.

Diyanet İşleri Başkanlığı’na ait 2002 yılı istatistiklerine göre Mersin’de il ve ilçe merkezlerinde 317, kasaba ve köylerde 958 olmak üzere toplam 1275 cami bu­lunmaktadır. Şehir merkezindeki cami sayısı 113’tür.

TDV İslam Ansiklopedisi

Yorum ekle...

Konu hakkında yorum ya da düşüncelerini paylaş...

Daha yeni Daha eski