Merzifon Tarihi, Özellikleri, Hakkında Bilgi,

Merzifon. Amasya iline bağlı ilçe merkezi.

Karadeniz bölgesinin Orta Karadeniz bölümünde Tavşan (Taşan) dağının güney eteklerinde Merzifon ovasının kenarında yer alır. Denizden yüksekliği 750 m. olup İstanbul ve Ankara’yı Samsun Limanı’na bağlayan karayolu üzerinde önemli bir tarihî şehir özelliği taşır.

Tarihi Kalkolitik çağa kadar uzanan bir yörede bulunan Merzifon’un çekirdeğini Hititler döneminde askerî ve ticarî amaç­larla yapılan, bir sınır karakolu niteliğine sahip küçük bir kalenin oluşturduğu be­lirtilir. Burası daha sonra (.ö. VIII. yüz­yıl) yöreye hâkim olan Frig, Kimmer ve İskit saldırılarıyla yıkılmıştır. Merzifon’un bir yerleşim yeri olarak tarih sahnesine çıkışı, Amasya merkezli Pontus Krallığı­nın ardından milâttan önce I. yüzyılda Roma hâkimiyeti dönemine rastlar.

Verimli Chiliokomon (Binköy) ovasının (Suluova] başladığı yerde bulunan Phazemon şehrinin yerinde kurulduğu tahmin edilen ve halk arasında Mersivan şeklinde anılan şehrin adının kökeni konusu tartış­malıdır. Bu adın buraya gelen Hun Türkleri’nden Barsevinç’ten kaynaklandığı id­diasının bir dayanağı yoktur. Farsça “yer, toprak, sınır” anlamındaki merz kelimesi ve pont kelimesinin birleşmesiyle “Pont Devleti’nin sınır şehri” anlamına geldiği görüşü de şüphelidir. Romalı kumandan Pompeius’un milâttan önce 64’te Pontus Kralı III. Mitrİdates’i yendiği sırada Fazemonid / Phazamonitis adlı bir yerleşme yeri mevcuttu. Pompeius burayı şehir ola­rak ilân etmiş ve Neapolitis adını vermiş, zamanla Phazemon Neapolis şeklinde anılmıştı. Milâttan sonra V. yüzyılda Bi­zanslı Stefan şehri Phamidzon (Famizon) olarak kaydetmiştir. Ayrıca Phamadzon, Phameidzon şeklinde de geçen bu ad ön­ce Famezon’a, ardından Mazifon, Marsovan, Mersivan’a dönüşmüş, Selçuklu kaynaklarında “Bâzimûn”, Fars kaynak­larında “Merzubân” ve Osmanlı dönemi­nin belgelerinde “Merzifon” imlâsıyla ya­zılmıştır.

Roma ve Bizans hâkimiyeti devirlerinde Amasya’ya bağlı olan ve 395-396 yılların­da Kafkasya’dan Bizans topraklarına gi­ren Hunlar tarafından yağmalanan şehir, Malazgirt Muharebesi (463/1071) sonra­sında Dânişmed emirlerinden İltegin Gazi tarafından fethedildi. Onun oğlu, Sihâ-müddevle lakaplı Hüseyin Gazi uzun süre burada İkamet etti. Hüseyin Gazi’nin kal­dığı yer Sihâmüddevle köyü  mahallesi olarak anılır ve Osmanlı dönemine ait tah­rir kayıtlarında Samadola, 1052 (1642) tarihli avarız defterinde Sehmüddevle şeklinde geçer. Bu köy günümüzde şeh­rin bir mahallesini oluşturur (Samadoiu mahallesi, daha yakın dönemlerdeki adı Buğdaylı). II. Kilıcarslan’ın tedricen Dâ-nişmendli varlığına son vermesiyle Ana­dolu Selçuklu Devleti’nin hâkimiyetine giren Merzifon, XIII. yüzyıl sonlarından iti­baren İlhanlı ve onların vârisi olan Eretnaoğulları’nın idaresi altında kalmasının ardından yörede çekişme içindeki beyle­rin mücadelelerine sahne oldu. Kadı Burhâneddin Ahmed burayı denetim altına almak için Amasya Emîri Ahmed’e karşı bazı girişimlerde bulundu. Mücadelelere

Candaroğlu emirlerinden Celâleddin (Kötürüm) Bayezid de katıldı. Kadı Burhâned-din Merzifon’u yağmaladı. 798’te (1393) tekrar buraya gelip karargâh kurdu ve Amasya’ya asker gönderdi. Olaya karı­şan Yıldırım Bayezid kalabalık bir orduyla Merzifon’a ulaşıp şehri ele geçirdi.

Merzifon Osmanlı döneminde dikkat çekici bir gelişme gösterdi, pek çok ba­yındırlık eseri vücuda getirildi. 926’da (1520) Merzifon kasabasında yirmi se­kizinde müsiümanların, altısında gayri müslimlerin oturduğu toplam otuz dört mahalle vardı ve tahminî nüfusu 5-6000 kadardı. [786 müslüman, 239’u gay­ri müslim toplam 1025 hâne]Bu mahal­lelerden günümüze kadar gelenler şun­lardır: Câmi-i Atîk (bugün Eskicami], Câ-mi-i Cedîd (Camicedit), Hacı Balı, Harmanlı Mescidi (diğer adı Atpazarı /bugün Har­manlar), Hoca Süleyman, Kadı Mahbub (bugün Gazimahbup), Mahzen, Neccar, Sofular (öteki adı Molla]. Diğer müslü­man mahalleleri ise Bakkal Süleyman, Çilehâne-i Halîfe, Hacı Ahmed, Hacı Ali, Hacı Âdil Mescidi, Hacı Rahat, Halil Bey Mescidi, Han, İmaret, Küçek, Mescid-İ Anî Bahtiyar, Şeydi Bölüğü, Şeydi Çelebi Mescidi, Surmasud. Sütçü. Şatırvan, Ta­rakçı, Tepecik, Tuzpazan adlarını taşı­maktaydı. Gayri müslim mahalleleri ara­sında kalabalık nüfus barındıranları Bo-zahâne, Erzincani, Kaplan ve Kilise mahalleleriydi.

Mahallelerin adlarıyla anıldıkları şahıs­ların XIV.-XVI. asırlarda yöre ileri gelenle­rinden olduğu düşünülebilir. Bu dönem­de Merzifon kasabasında ticarî ve sınaî nitelikteki vergilerden tahminî yıllık 82.000 akçelik bir gelir padişah haslarına tahsis edilmişti. XVI. yüzyılın sonlarında 1783 nefer (yetişkin erkek) nüfusa sahip bulunan Mer­zifon’un yine tahminen 5-6000 kişilik bir nüfusu vardı. Bir önceki sayıma göre hâ­ne sayısı azalmış, fakat bekâr erkek sayısı artmıştı. Müslüman nüfusu 781, Ermeniler’den oluşan hıristiyan nüfusu 175 hâ­ne idi. XVII. yüzyıl ortalarına doğru yapı­lan, avarız hâne tesbitine yönelik bir baş­ka sayımda ise Merzifon’da toplam yirmi sekiz mahallenin varlığı tesbit edilmişti. Dört mahallede sonradan dışarıdan gelen hıristiyanlar(zimmî bîrûnî]er) mevcuttu. Bu da XVII. yüzyılın ilk yansında şehre yöne­lik gayri müslim göçünü açıkça gösterir. Şehirde toplam 957yetişkin (dul kadınlar da dahil] kayıtlıdır. Bunların 137’si vergi muafiyeti olan gruplardan oluşuyordu. Sivil nüfus 797 hâne ve yirmi bekâr erkek­ten ibaretti. Defterde kayıtlı nüfus üze­rinde yapılan hesaplamalar Merzifon’un aslında 625’İ müslüman, 300’ü hıristiyan olmak üzere toplam 925 haneden oluş­tuğunu ortaya çıkarmıştır. Bu defterdeki bilgiler Muharrem 1058’de [Şubat 1648] buraya gelen Evliya Çelebi’nin verdiği kırk dört mahalle, 4000 ev gibi rakamların abartılı olduğunu gösterir.

XVIII. yüzyılda bir önceki asırdaki duru­munu devam ettiren Merzifon’da önemli olaylar cereyan etmedi. Tanzimat dönemi başlarında 1840’larda yapılan temettüat sayımlarına göre Merzifon şehrinde on üç mahallede [Hacı Hasan, Harmanlar, Hacı Bâlî, Bozacı, Surmasud, Hacı Rahat, Alaca Minare, Câmi-i Cedîd, Sofular, Hacı Ah­med Fakın, Gazi Mahbub, Seyyid Bölük, Câmi-i Atîk] 929 vergi mükellefi hâne ka­yıtlıydı. Mahallelerden Alaca Minare ve Harmanlar müslüman ve hıristiyan nüfusundan oluşan karma yerleşme yerle­riydi, fakat defterde aynı mahalle adı al­tında bu iki grup ayrı ayrı yazılmıştı. Söz konusu kayıtlarda kişilerin mesleklerine bakıldığında nüfusun önemli bir kısmının tekstil sektörü olarak adlandırılabilecek iş ve zenaat kollarında çalıştığı anlaşılır. Bu önemli pazar şehri XIX. yüzyıl boyun­ca nüfusu ve fizikî yapısıyla sürekli geliş­meye sahne olmuştur. Yüzyılın ortaların­da 10.000 dolayında tahmin edilen şehir nüfusu asrın sonlarında 20.000 kadardı. Vital Cuinet şehirde 13.380 müslüman, 5820 Ermeni, 800 kadar da Rum’un yaşa­dığını belirtir. Bu son dönemlerinde şeh­rin karşılaştığı en dikkat çekici olay Er­meni ve Rum azınlıkların faaliyetleridir. II. Abdülhamid devrinde Hmçak ve Taşnak cemiyetleri Merzifon’da da faaliyet gösterdi ve bu faaliyetler zamanla komitacı­lık şekline dönüştü. Hükümetin tedbirle­riyle bastırılan Ermeni komitacı hareket­lerini XX. yüzyılın başlarında, Merzifon’da bulunan Amerikan Koleji içinde örgütle­nen Rumlar’ın Pontusçu hareketleri takip etti. Önce kulüpler şeklinde ortaya çıkan ve zamanla Pontus Cemiyeti adını alan bu Örgütlenme Amasya, Samsun, Ordu, Giresun, Gümüşhane ve Trabzon’u kapsayan alanayayıldı. Millî Mücadele başladığında şehirde İngiliz işgal kuvvet­leri bulunuyordu. Bunlar Anadolu’daki ha­reketin etkili hale gelişi üzerine 28 Eylül 1919’da buradan çekildiler. Merzifon yö­resinde 1920 sonuna kadar çıkan olayla­rın çoğu Rum çetelerince düzenlenmiştir. Buna karşı yerli müslüman ahali de teş­kilâtlanmış ve Millî Mücadele döneminde bu faaliyetler etkisiz hale getirilmiştir.

Merzifon, Dânişmendliler’den başlaya­rak tipik bir Türk-İslâm şehri görünümü kazanmıştır. Medreseleri, camileri, mescidleri, tekke ve türbeleriyle, çeşitli hayır kuruluşlarıyla bezenen şehir, aynı zaman­da Bedesten’i ve Taşhan’ı ile ticaret açı­sından da önemli bir konumdaydı. Antik iç kale şehrin ortasındaki tepelik mevkide bulunuyordu. Dış kale ise tepenin etek­lerinde olup bugüne ulaşmamıştır. Mer­zifon’da en eski âbide günümüzde kita­besi, iki kanat kapısı ve minberi kalan Muînüddin Pervane Süleyman Camü’dir Ulu-cami 663 (1265) tarihli kitabesi bulunan ve 1904’te yanan bu caminin bugünkü Yokuşbaşı semtinde Eskicami sokağı ba­şında bulunduğu tahmin edilmektedir. Câmi-i Cedîd mahallesindeki Çelebi Sul­tan Mehmed Medresesi (817/1414), İma­ret mahallesinde 822 (1419) yılında Çe­lebi Mehmed’in annesi ve Germiyaniı Sü­leyman Şah’ın kızı Devlet Hatun”un bir cami ve zaviye ile birlikte yaptırdığı ima­reti, Çelebi Sultan Mehmed Camii olarak bilinen, fakat aslında II. Murad tarafından yaptırılan

TDV İslam Ansiklopedisi

Yorum ekle...

Konu hakkında yorum ya da düşüncelerini paylaş...

Daha yeni Daha eski