Metavile / Mütavile Şiileri Kimdir, Özellikleri, Hakkında Bilgi

Metavile. Lübnan’daki İmâmî İsnâaşerî Şiîleri’nin mahallî adı.

Mütâvile, mitvâlî, mütevelli veya Lüb­nan’da konuşulan dilde metavleh şeklin­de de söylenen bu ismin kökü tartışmalı­dır. Bazı müellifler metavile kelimesinin velâ, velayet, müvâlât (sevmek, dost edin­mek) kökündenmütevâlînin (seven, dost edinen) çoğulu olup “Hz. Ali’yi ve Ehl-i beyt’i sevenler” anlamını taşıdığını belir­tir. Tevâlî (birbi­rini takip etmek) kelimesinden geldiğini ileri sürenlere göre Cebeliâmil ahalisi nesiller boyu Ehl-i beyt sevgisini birbirinden tevarüs ettiği için bu isimle anılmıştır. Metâvilenin mütevellî (seven, dost edinen) isminin çoğulu oldu­ğu dikkate alındığında bunun yukarıda belirtilen mânalarla ilgisi bulunduğu or­taya çıkar. Muhsin el-Emîn’in Muhammed Abduhtan naklettiğine göre bu zümre, yaptıkları savaşlar esnasında bir tür paro­la olan “mut veliyyen Alî” (Ali’yi severek öl) şeklindeki sözlerinden dolayı mütevâlî (çoğulu metavile) adını almıştır. Metavile ismi çoğul olarak ilk defa XI. (XVII.) yüzyıl sonlarında Benî Mü-tevâl şeklinde, daha sonraları ise yukarıda belirtilen biçimde kullanılmıştır. Bu ismin XII. (XVIII.) yüzyıl başlarında görülmeye başlandığını belirten Muhammed Kürd Ali. Muhibbî gibi daha önceki tarihçilerin anılan bölgelerdeki Şiî ahaliden bahseder­ken Râfizî ismine yer verdiklerini, buna karşılık Murâdî’nin XII. (XVIII.) yüzyıl rica­linden söz ederken Cebeüâmil’de bulunan Şiîler’i Metavile olarak andığını nakletmek­tedir. Xli. (XVIII.) yüzyıl sonlarına doğru Lübnan’ı ziyaret eden Avrupalı seyyahların da Metâvile’den bahsettiği görülmektedir. Bu dönemde Kıbrıs ve Lübnan’ı gezen Mariti, reislerine, hâkim veya kumandanlarına sevgi besle­melerinden dolayı bölge insanlarına Me­tavile veya Benî Mütevâi dendiğini ifade eder.

1820’de Suriye’ye gelen Fransız seyyahı Constantİn François Volney burada Meta­vile diye anılan bir topluluk bulunduğunu ve onların İranlılar gibi Hz. Ali taraftan ol­duğunu kaydeder. Daha sonra Lüb­nan ve Suriye’de araştırmalar yapan Re-nan, Lortetve Lammens gibi Batılı âlimler de Metâvile’den söz etmişlerdir. Büyük ihtimalle sözü edi­len isim ilk kullanıldığında Cebeliâmil, Ba’-lebek ve Kuzey Lübnan’daki Şiîler’i ifade ediyordu. Ardından kısmen Lübnan emir­lerinin idaresinden bağımsız olarak Ce-beliâmil’de Âl-i Nassâr, Kuzey Lübnan’da ÂI-i Hamâde meşâyihi ve Ba’lebek’te Benî Harfuş’un emri altına giren ve siyasî varlık kazanan gruplar için bu isim yaygın biçim­de kullanılmaya başlanmıştır. Sonraları Lübnan’dan Şam’a göç eden İsnâaşerî Şiîleri’ne Metavile denmesine rağmen Halep, Humus. Hama ve Suriye’nin diğer yerlerinde önceden yerleşmiş bulunan İsnâaşeriler bu ismi benimsememiştir.

Lübnan’da daha çok şehirlerde bulu­nan Sünnî unsurun aksine Metavile Şiîleri genellikle şehirden uzak bölgelere yerleş­miş, XX. yüzyıla gelinceye kadar Bikâ’ va­disinin güney ve kuzey kesimlerinde yo­ğunlaşmıştı. Özellikle güneyde Lübnan Şiîliği’nin merkezi olan Sur ve Sayda şe­hirlerinin doğusunda ve Nebatıye’nin merkezindeki Cebeliâmil’de yerleşen bu topluluk daha çok ziraat işçiliği yapan bir köylü sınıfıydı. Lübnan Devleti kurulduk­tan sonra Metavile, 1926’da resmî ma­kamlara müracaat ederek kadıları ve mahkemeleriyle birlikte müstakil bir mezhep olarak tanınmalarını istediler. Bundan sonra muhtelif vesilelerle kendi­lerinin diğer cemaatlere göre ayırıma tâbi tutulduğunu ve yaşadıkları bölgelere ye­terli ölçüde devlet hizmeti ulaşmadığını belirttiler. Bunun yanında Lübnan’da Şiî siyasî şuurunun uyanması ve gelişmesi İran Şîası’nın da desteğiyle bölgedeki iç savaşın ardından ortaya çıkmıştır. Bu hu­susta İmam Mûsâ Sadr’ın etkisi olduğu görülmektedir. Başlangıçtan beri büyük İhtimalle kendi isimlerini bir şeref unvanı olarak kabu! eden Metavile Sünnî, Dürzî ve hıristiyanlar gibi unsurların bulundu­ğu Lübnan’da zamanla bu ismin olumlu bir anlam ifade etmediğini farketti. De­deleri Cebeliâmil’den gelip İran’a yerleşen Mûsâ Sadr, 1959 yılında Lübnan’da dinî liderliği üstlendikten sonra buradaki Şiî­ler arasında dayanışma sağlayarak medenî ve sosyal seviyelerinin yükselmesine önemli katkılarda bulundu, ayrıca siyasî şuurun uyandırılmasına vesile oldu. 1967’de kurulan Şiî Yüksek Millî İslâmî Konsili’nin başkanlığına seçilmesinin ar­dından 1969 yılında aktif siyasete giren Mûsâ Sadr, 1970’te Güney Lübnan bölge­si ve özellikle Cebeliâmil’in geliştirilmesi için devletten büyük meblağlar sağlamayı başardı. 1974’te devlet vaadlerinin Şiî böl­gelerine intikal etmemesi üzerine Güney Lübnan ve Bikâ’ vadisindeki Şiîler’i hükü­mete karşı örgütlü gösterilere sevkeden Mûsâ Sadr, hıristiyanlara çağrıda buluna­rak Şiîler’in statüsünün yeniden gözden geçirilmesini istedi. Bu sırada Sadr ta­raftarlarınca kısmen siyasî ve askerî hüvi­yet taşıyan Emel örgütü kuruldu. 1978′-de Libya’ya yaptığı seyahat esnasında es­rarengiz bir şekilde kaybolan Sadr’ın Bikâ’ vadisindeki başarısı Cebeliâmil ve çevre­sine göre daha azdır. Bu dönemden itiba­ren Metavile adıyla anılan Lübnan Şîası kendi mezhebî şahsiyetini kazanarak di­ğer unsurlarla aynı haklara sahip olduğu şuuruna ulaşmıştır. Günümüzde Lübnan’da nüfusları hızla artan Metâvile’nin mevcudu 1 milyonun üzerindedir.

Lübnan’da İsnâaşeriyye’nin varlığı Me-tâvile isminin ortaya çıktığı dönemlerden çok daha önceden beri mevcuttu. Şiî mü­ellifleri, bu bölgede Ali taraftarlığının başlangıcının Ebû Zer el-Gıfârî’nin Bilâdüşşam’a geldiği tarihte başladığını ifa­de etmektedir. Hür el-Âmilî’ye göre Me­dine’de mahsur kalan Aii taraftarı bir ce­maat dışında kendilerinin Ali taraftarlığı diğer yerlerde yerleşmiş olan bütün Şiî-ler’den önceki zamanlara dayanmaktadır. Bölgedeki Şia’nın XVI. yüzyıl başlarından itibaren İran’da resmî mezhep olarak kabul edilen Şiîlik’-ten etkilenmediği hususu Metavile ara­sında yaygın bir kanaattir. Bununla birlik­te Metâvile’nin oturduğu Cebeliâmil böl­gesi Necef, Kerbelâ, Kâzımeyn ve Meşhed seviyesinde oimasa da asırlar boyu Şîa’-nın ilmî merkezlerinden birini teşkil et­miştir. Önceki asırlarda yetişen Şehîd-i Evvel. Şehîd-i Sânî, Hür el-Âmilîve Bahâeddin el-Âmilî gibi âlimler yanında Arif ez-Zeyn, Muhsin el-Emîn, Muhammed Cevâd Muğniyye ve Abdullah Ni’me, Me­tavile arasında yetişen çağdaş âlimler­dendir.

TDV İslam Ansiklopedisi

Yorum ekle...

Konu hakkında yorum ya da düşüncelerini paylaş...

Daha yeni Daha eski