Mohaç Savaşı Nedir, Tarihi, Taktiği, Sonuçları, Hakkında Bilgi

Mohaç Muharebesi. Osmanlılar’la Macarlar arasında 932 (1526) yılında yapılan meydan savaşı.

XVI. yüzyıl Osmanlı ve Avrupa tarihinin sonuçlan itibariyle önemli savaşları ara­sında yer almaktadır. Macaristan’ın gü­ney sınırına yakın bulunan Mohaç (Mohâcs) ovasında yapılmış olması sebebiyle bu adla anılır. Ayrıca tarihî Macar Krallığı’nı sona erdirip Macar topraklarının parça­lanmasının ilk adımını oluşturması yanında Avrupa’da Macar tahtı veraseti mese­lesini ortaya çıkarmasıyla da dikkat çeker.

Savaşın sebepleri Avrupa’daki siyasî ge­lişmelerle yakından ilgilidir. Belgrad’ı 927’de (1521) Macarlar’dan alan Kanunî Sultan Süleyman, Orta Avrupa’ya yönelik olarak başlatacağı yeni askerî harekât için burayı bir üs, ileri karakol şeklinde düşün­müştü. Onun bir sonraki hedefinin Ma­car Krallığı olacağı biliniyordu. Fakat Ma­caristan’ı, sosyal ve askerî boyutlarını göz önüne alarak tıpkı Eflak ve Boğdan prens­likleri gibi kendisine bağlı vasal beylikler konumunda tutup Habsburg İmparatorluğu’na karşı bir ara bölge şeklinde kul­lanmak ve geride Tuna hattının doğusu­nun emniyetini sağlamak amacındaydı. Bu siyaset uzun vadeli olarak planlanmış­tı, fakat Avrupa’daki âni siyasî gelişme­ler Macar Krallığı’na yönelik politikalarda önemli değişmelere yol açtı. İmparator­luk yarışını kazanan V. Karl’a karşı müca­deleye girişen ve bir süre sonra Pavia’de yenilip [25 Şubat 1525] esir düşen Fransa Kralı I. François’nın annesi oğlunun kur­tarılması için Osmanlı padişahına başvu­runca Macaristan konusu öncelik kazan­dı. İmparatorun Fransızlar’la anlaşma ya­parak I. François’yı serbest bırakması, [14 Ocak 1526] Osmanlılar’ın aynı yılın bahar ayında düzenlemek üzere başlattıkları hazırlıkları erteletmedi. Fransız elçisi Johann Frangepân’ı kabul eden Kanunî Sul­tan Süleyman, krala hitaben yazdığı evâil-i Rebîülâhir 932 [15-25 Ocak 1525] tarihli mektupla Fransızların denizden ve kara­dan Habsburglar’a karşı sefer yapılması teklifini uygun gördüğünü bildirdi. Ortak hedef, imparatorun Fransa’yı da ele ge­çirip Avrupa’da tek güç haline gelmesini engellemek şeklinde belirlenmişti.

Seferin sebepleri hakkında, 1533’te Al­man elçileriyle görüşen Veziriazam İbra­him Paşa’nın (Makbul) ifadeleri, Osmanlılar’ın Macar seferi için siyasî yönden han­gi hususları öne çıkardıkları hakkında ipu­cu verir. Buna göre padişah tahta çıktı­ğında Macarlar’la iyi münasebetler kur­mak için babasının vefatı ve kendisinin tahta cülusunu bildirmek, böylece karşı taraftan bir tebrik alarak mevcut anlaş­maları teyit etmek maksadıyla Macar Kralı II. Layoş’a (Lajos) elçi göndermiş, fakat Macar kralı bu elçiyi ve onun ardın­dan gönderilen ikincisini hapse atınca du­rum padişah tarafından düşmanlık be­lirtisi sayılmıştı. Daha sonra Fransa kralı­nın annesi yardım talebinde bulununca kralın esaretine çok üzülmüş olmasının da etkisiyle buna bir cevap olmak ve İmparator V. Karl’a darbe vurmak için onun kız kardeşiyle evli olan Macar kralı üzeri­ne sefer yaparak hem V. Karl’ı zor duru­ma düşürmeyi, hem de barış çağrılarına karşı düşmanca davranan II. Layoş’tan intikam almayı planlamıştı. Gerek buradaki ifadeler gerek­se Mohaç’ta zafer kazanıldıktan sonraki gelişmelerden bu seferin hedefinin, âni şekilde Macaristan’a bütünüyle hâkim olmaktan çok Orta Avrupa meselelerine yön verici bir pozisyon elde etmek ve V. Karl’a rakipsiz bulunmadığını hissettir­mek olduğu anlaşılır.

Sefer kararı alındığında Habsburg İm­paratorluğu, Fransa ile olan savaş yanın­da Alman prenslerinden kaynaklanan iç problemlerle, sosyal ve dinî hareketlen­melerle [Protestanlık meselesi] İngilte­re ve İtalyan şehir devletlerinin karşı ta­vırlarıyla uğraşıyordu. Vaktiyle papanın direktifleri doğrultusunda Osmanlılar’Ia anlaşma yenilemeyip elçileri hapse atan ve yeni padişahın cülusunu tebrik için he­yet göndermeyen Macar Kralı Ii. Layoş ise Osmanlı tehdidi karşısında güçlü mütte­fikler bulamadı. Leh kralı 1525’te Osman-lılar’la anlaşma yenilemişti. Alman prens­leri Macaristan için para harcamak ve as­ker kaybetmek istemiyorlardı. Katolik Ba­tılı hükümdarlar yardım taleplerini ses­sizlikle karşılıyorlardı. Öte yandan Maca­ristan’daki asilzadelerin bir bölümü II. Layoş’un idaresinden memnuniyetsizlik duyuyordu. Savaş meclisinde bile asilza­delerin istekleri, kralın yanındaki Almanlar’ın uzaklaştırılması ve devlet gelirleri­nin daha âdil biçimde kullanılması nokta­sında toplanmıştı. Osmanlıların çıktıkları yeni seferin hedefinin neresi olduğu ko­nusunda bile [Erdel, Budin, Hırvatistan] fikir birliği içinde değillerdi, bu meselede tam bir belirsizlik hâkimdi. Hatta Erdel Voyvodası Zapolya’nın ve dönemin meş­hur Macar kumandanı Kristöf Frangepân’ın savaşa katılmakta gecikmeleri bi­raz da bu sebeptendi. Çek yardımcı kuv­vetleri feodal alışkanlıklar yüzünden çok geç toplanabilmişti. Macarlar da maddî durumu göz önüne alıp askerlere uzun süreli para ödeyerek onları bir arada tu­tamadıklarından savaşa çok az bir zaman kala bunları alelacele bir araya getirebilmişlerdir.

II. Layoş, Türkler’in durumunu çok iyi bildiği gerekçesiyle Kaloç (Kalocsa) başpis­koposu ve Sirem (Srem) kumandanı Pal Tomori’yi Vışegrad’a çağırdı. 23 Nisan 1526’da yapılan toplantıda Osmanlılar’ın sefer hazırlıkları ve karşı tedbirler pek konuşulmadı, 1 Temmuz’da köylüler ve çe­telerden oluşan piyadelerin Tolna’da top­lanması kararlaştırıldı. 9 Mayıs’ta sona eren mecliste yaşananlara şahit olan pa­pa temsilcisi (Burgio), papanın şimdiden Macaristan’ı kaybedilmiş hıristiyan ülke­leri listesine ekleyebileceğini ifade etmiş­tir.

Gerekli hazırlıkları tamamlayan Kanu­nî Sultan Süleyman, yanında vezîriâzam ve aynı zamanda Rumeli beylerbeyi olan İbrahim Paşa olduğu halde İstanbul’dan 11 Receb 932’de [23 Nisan 1526] hareket etti. Edirne’den Filibe’ye gelindiğinde İb­rahim Paşa. Rumeli askeri ve maiyetine verilen 2000 tüfekçi yeniçeri, 150 topla bir konak ileriye sevkedildi. İkinci vezir Mustafa Paşa. üçüncü vezir Ayaş Paşa ve Anadolu Beylerbeyi Behram Paşa padi­şahla birlikte asıl kuvvetler onları takip ediyordu. Sürekli yağan yağmurların yu­muşattığı ağır arazi şartlan, kabaran de­reler ve sellerle boğuşan, bu yüzden çok yavaş ilerleyen ordu güzergâh planını de­ğiştirmek zorunda kaldı; Semendire (Smederevo) yolu yerine Alacahisar (Kruşevac) yolu tercih edildi. Daha sonra İbrahim Pa­şa ile buluşularak yol üstünde önemli bir kale olan Petervârad’ın [Petrovaradin / Varadin] kuşatılması kararlaştırıldı. Morova suyunu geçen padişah Belgrad’a ulaş­tı ve ramazan bayramını burada geçirdi. İbrahim Paşa’nın kuvvetleri ise Petervârad’ı kuşatma altına almıştı.[4 Şevval /14 Temmuz] Bu sırada Osmanlı ordugâhına Tomori’nin 2000 askerle Petervârad ya­kınlarında olduğu, kralın ise henüz Budin’den ayrılmadığı haberi geldi. Kralın Avusturya arşidükü Ferdinand’dan yar­dım isteğini 1S Temmuz 1526 tarihli mek­tupla tekrarladığı ve Türkler’in Petervâ-rad’ı hedeflediklerini, burasının düşmesi halinde hem Macar hem de bütün impa­ratorluk topraklarının tehlikede olacağını bildirdiği sırada Osmanlı kuvvetleri kaleyi kuşatmış bulunuyordu. Belgrad’-da iken Tuna’dan 29 Ramazan’da 9 Temmuz çoğu ufak tipte ve köprü yapı­mında kullanılacak olan 800 kadar gemi ulaşmıştı. Bu gemilerden bir kısmı, top ve tüfekli asker yerleştirilerek Peter­vârad Kalesi’nin Tuna yönündeki surla­rını kuşatmak üzere oraya sevkedildi. Ba­zı Osmanlı kaynaklarında kuşatma sıra­sında Tomori’nin 2000 askeriyle Tuna’-nın hemen öte yakasında mevzilendiği, gemilerin içindeki tüfekçi askerlerin ve topların bunlara karşı harekete geçirildi­ği, yoğun ateş sonucu Tomori’nin mevzi­lerini bırakıp geri çekildiği belirtilir. Kale alındıktan [17 Şevval / 27 Temmuz] iki gün sonra padi­şah hedefin Budin olduğunu açıkladı. 29 Şevvai’de (SAğustos) Ka­lesi düştü. 13 Zilkade’de [21 Ağustos] Drava nehri üzerinden gemilerle oluşturulan seyyar köprüden kademe kademe bütün ordu geçirildi. Köprüyü yıkmakla görev­lendirilen Tomori, Osmanlı ordusunu bu bölgede durdurmak istiyordu, fakat da­ha önce Bâthori gibi o da arkadan her­hangi bir takviye alamayınca geri dönüp kralın ordugâhına gitti. II. Layoş ise 24 Temmuz’da Tolna’ya gelmiş, burada top­lanacak askerleri beklemeye başlamıştı. Yarısı köylülerden oluşan, diğer yarısını Estergon, Istolni Belgrad ve diğer Macar bölgelerinden gelen süvarilerle Leh, Bo­hemya, Alman askerlerinin oluşturduğu 20.000 kişiyle 15 Ağustosta Osmanlı or­dusunun karşılanacağı Mohaç sahrasına hareket etmiş, dört gün sonra burada ordugâhını kurmuş, askerlerini yerleştir­mişti. Bu sırada gelen takviyelerle asker sayısı giderek artıyordu, savaş sırasında sayı 40-50.000 dolayına ulaşmıştı. 19 ve 20 Ağustos’taki savaş meclisinde kuman­danlar Osmanlı ordusunun Mohaç’ta kar­şılanıp karşılanmaması hususunu görüş­müşler, ayrıca orduya henüz katılmamış olan Zapolya ve Frangepân’ın askerleri­nin beklenmesi, bunlar gelmeden savaşın hemen başlatılması ve padişahtan barış istenip haraç vermeye razı olunması gibi konuları tartışmışlardı. Macar asilzadelerinin çoğu bir süvari hü­cumuyla Osmanlı ordusunun dağıtılabi­leceği inanandaydı. Kendilerinden daha kalabalık Osmanlı ordusunun (yaklaşık 80.000 kişi) araziyle boğuşmasını ve kı­sım kısım ilerlemesini fırsat bilerek âni bir saldırıyla doğrudan padişahın bulun­duğu yere ulaşmanın, böylece zaferi ka­zanmanın mümkün olacağı kanaati hâ­kimdi. Macar ordugâhı ovanın en uygun yerinde bulunuyordu, Osmanlı ordusu­nun ovaya ulaşacağı güzergâh sürekli ya­ğan yağmurlarla bataklık haline gel­miş, ağır Osmanlı ordusu yürüyüş düze­nini bozmak ve yavaş hareket etmek mecburiyetinde kalmıştı. Buna rağmen Macarlar zorlanan ve kıtaları arasındaki bağı kopan Osmanlı ordusu üzerine yü­rümekte geciktiler.

Dönemin Osmanlı kaynaklarından Kemalpaşazâde ve olayı ondan özetlediği an­laşılan Matrakçı Nasuh, Macarlar’ın beklemeyip Osmanlı ordusunu Drava’nın ba­taklık arazisinde ve geçit yeri yakınların­da karşılamaları halinde durumu lehlerine çevirebileceklerini ve Osmanlı ordusu­nu güç durumda bırakacaklarını belirtir. Son askerî grubu 14 Zilkade’de 22 Ağus­tos köprüden geçen ve bataklık arazide yağmur altında Mohaç’a doğru ilerleyen Osmanlı ordusu 19 Zilkade’de 27 Ağus­tos Baranyavâr mevkiinde ordugâh kur­du ve ertesi günü savaş olacağı ilân edil­di. 20 Zilkade’de [28 Ağustos; bu tarih sa­vaşın çarşamba günü yapılması sebebiyle 29 Ağustos’a denk düşer] sabahleyin ön­de İbrahim Paşa’nın Rumeli sipahileri ve tüfekçi grubunun bulunduğu kuvvetler olduğu halde yürüyüşe geçen ordu ancak ikindi vaktinden biraz önce Mohaç ovası­na hâkim yüksekliklere ulaşabildi. Bura­dan Macar ordugâhının karaltısı görüle­biliyordu. Arkadaki kuvvetler ise gecikmişti. Akşamın yaklaşması sebebiyle sa­vaşın ertesi günü yapılması kararlaştırıl­dı, bunun üzerine ordunun ağırlıkları ve malzemelerinin indirilip çadırların kurul­ması emri verildi. Bu işler yapılırken sü­variler Macarlar’ın hareketlerini dikkatle takip ediyorlardı. Tam bu sırada Macar alaylarında bir hareketlenme oldu ve âni Macar saldırısının başladığı anlaşıldı.

Osmanlı askerî heyeti âni saldırı karşı­sında önceden kararlaştırılan planı uygu­ladı. Yapılan görüşmelerde Semendire Beyi Yahyâpaşaoğlu Bâlî Bey, Macar ağır zırhlı süvarilerinin birbirine zincirlerle bağlanarak yapacakları sert saldırılara karşı öndeki Rumeli askerinin yanlara ay­rılarak onlara geçit vermesini ve ardın­dan yan cepheden hücum edilmesini tav­siye etti. Ancak önde bulunan ağırlıkların bu plana engel olacağı düşünüldüğünden ordunun ağırlıklardan ayrılması ve bunla­rın geride indirilmesi gerektiği üzerinde duruldu. Öte yandan saldıran Macarlar, Rumeli askeri ikiye ayrıldığında birden­bire bunların arkasındaki top arabaları, zincirle bağlanmış toplar ve tüfekçi yeni­çeri birliklerinin oluşturduğu duvara çar­pacaklardı. Ayrıca akıncı beyleri [Bâlî ve Bosna Beyi Hüsrev] Macar kuvvetlerini ar­kadan sarmak için pusuya yatırıldı.

Hafif yükseltili, yağmur sebebiyle yu­muşamış taraçalan yaran vadilerden ve taraça üzerinden aşağıya inen Rumeli kuvvetlerine yapılan Macar saldırısı öğle­den sonra ikindi vaktine doğru başladı. Plan uyarınca Rumeli askeri iki yana açıl­dı, Macar kuvvetleri karşılarında topçu ve tüfekçileri buldular. Toplar pek etkili ol­madıysa da yerlerinde disiplin içerisinde duran ve atış için uygun zamanı bekleyen yeniçeri tüfekçileri birkaç grup halinde kademeli ve seri ateşle Macar süvarileri­ni dağıttı. Osmanlı kaynaklarında Macar kuvvetlerinin üçe ayrıldığı, padişah çadı­rının ve ordugâhının savaş mahallînden uzakta kurulduğu, evvelâ öncü askerle­rin (çarhacı} çarpıştığı, ardından Macar ordusunun sağ kolundaki kuvvetlerin akıncılara karşı yollandığı, soldakilerin yerinde bırakıldığı, kralın ise İbrahim Pa­şa üzerine saldırdığı, ikiye ayrılan Rumeli askeri arasından geçip tüfek ateşiyle kar­şılaşınca sola döndüğü, bu kesimdeki Os­manlı sipahileriyle çatışarak saflarını yar­dığı, ancak yetişen kuvvetlerle etrafları­nın çevrilip imha edildiği, sol kolda duran Macar kuvvetlerinin ise Anadolu sipahi­leri üzerine yürüdüğü, fakat bunların için­de sıkıştıkları, yeniçerilerin yetişip Ma-carlar’ı dağıttığı, padişah tarafına yönelenlerin de tamamıyla yok edildiği belir­tilir.

Macar ordusunda bulunan ve kendisi de savaşa katılan episkop ve kançılar Bro-darics de bazı farklılıklarla benzeri bir tablo çizer: Öncelikle Osmanlı kuvvetleri­nin Macar ordusunu çember içine alma­ması için geniş bir alana yayıldıklarını, en kalabalık kısmı oluşturan sağ kanadın ba­şında Hırvat banı Franjo Batthyany, Tomori’nin de bulunduğu sol kanada Peter Perenyi’nin kumanda ettiğini, yayaların bu süvarilerin ortasına yerleştiğini, ikinci safta ise kralın kuvvetlerinin yer aldığını, pusuya yatırılan Osmanlı akıncılarının ha­reketlerinin farkedildiğini ve üzerlerine Râskay’ın kumandasında 400 süvari yol­landığını, saldırı sırasında Osmanlı ordu­sunun ikiye ayrıldığını, Macar süvarileri­nin karşılarında birden top ve tüfekçileri bulduğunu ve dağıldıklarını, bozgunun yaygınlaştığını, Macar ordugâhına soku­lan Osmanlı kuvvetlerinin burayı yağma­layıp tahrip ettiklerini söyler.

Savaşa çok önem veren Macar tarihçi­liğinde Osmanlılar’a saldıran sol kanadın Rumeli askerini bozduğu, bu sırada yağ­maya daldığı için zaman kaybettiği, yeti­şen tüfekçi yeniçerilerin bunları dağıttığı üzerinde durularak savaşın kaybı buna bağlanır. Önceden yapılan planlar ve Osrnanlı kuvvetlerinin belirlenen taktiğe uy­gun hareket ettiği göz önüne alınmaz. Âni hücumla saldıran Macar kuvvetleri­nin başarı şansı pek yoktu, üstelik saldırı sırasında arkadaki kuvvetlerle olan bağ­lan kopmuştu, gerideki yayalar ise bun­lara yetişememişti. Bunda biraz da yan­dan çevirme hareketi etkili olmuştu. Ay­rıca yine ümitsizce çarpışan Macar kuv­vetleri ordugâhın tahrip edildiği haberi gelince tamamıyla kuşatıldıklarını düşün­müşler ve bu da savaşın kaybında Önem­li bir rol oynamıştı, Öte yandan pusudaki akıncılar, üzerlerine yollanan Râskay’ın müfrezesini dağıtmış, süratle Macar ordugâhına yönelip burayı ateşe vermiş ve Macar ordusunun arka tarafında kontro­lü sağlamıştı. Macarların durumuna nisbetle oldukça zor arazi şartlarıyla boğu­şan ve yavaş hareket eden Osmanlı kuv­vetlerinin âni saldırı karşısında tam ola­rak savaş düzenine geçemediği, hatta bir bölümünün hiç savaşa girmediği hesaba katılırsa sonucu, bütün bu olumsuz fak­törlere rağmen asker sayısı bakımından üstünlüğünden ziyade taktik, düzen ve âni değişime hazır bir savaş disiplini içe­risinde bulunmasının tayin ettiği söyle­nebilir.

Çatışmanın yaklaşık iki saat sürdüğü Mohaç Meydan Muharebesi neticesinde Macar Kumandanı Tomori, Borza deresi yakınlarında hayatını kaybetti. Kral II. Layoş kaçarken akşam karanlığının da tesi­riyle Csele deresinde boğuldu. İki başku­mandan, altı başrahip ve Macar ileri ge­lenlerinden 300 kişi savaş meydanında kaldı. Sefer sırasında tutulan rûznâmeye göre meydanda kalan Macar ölüleri or­tada bırakıl m ayarak gömüldü, bu sırada 20.000 piyade, 4000 süvari cesedi sayıldı. Esir alınanların sayısı ise 10.000’e ulaşıyordu. Rûznâmede Osmanlı kaybı bir is­tinsah hatası değilse elli-altmış kişi ola­rak gösterilir. Celâlzâde Mustafa Çeiebi bu rakamı 150’ye çıkarır. Ancak sayının bunların epeyce üstünde olduğu açıktır. Savaşın sona ermesinin ardından padişah bir gün Mohaç ovasında kaldı ve hiçbir mukavemetle karşılaşmaksızın Budin’e doğru hareket edip şehre girdi [4 Zilhic­ce/ 11 Eylül] İki hafta sonra Osmanlı or­dusu şehri boşaltıp geri döndü.

Savaş Macar Krallığı’nın bir bakıma so­nunu hazırladı. Her ne kadar Osmanlılar, Budin merkezli olmak üzere Zapolya’nın krallığını, kendilerine bağlı olmak kaydıy­la, kabullendilerse de bu durum geçici bir süre içindi. II. Layoş’un ölümü, V. Karl’ın kardeşi Avusturya ve Bohemya tarafları­nın idarecisi Arşidük Ferdinand’ın akra­balık bağı dolayısıyla Macar tahtı verase­tinde hak iddiasına ve Macaristan’ın bir bölümünde hâkimiyet kurmasına yol aç­tı. Ortaçağ Macar Krallığı’nın eski toprak­ları üçe taksim edildi. Bu durum Maca­ristan topraklarında Osmanlılarla Habsburglar arasında 150 yıl sürecek olan mü­cadelenin de ilk adımını oluşturdu, öte yandan Avrupa’daki siyaset arenasında Osmanlılar’ın ağırlıklarını hissettirecekleri yeni bir devir bu zaferle başlamış oldu.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Yorum ekle...

Konu hakkında yorum ya da düşüncelerini paylaş...

Daha yeni Daha eski