Mısır Tarihi -İslam Fethinden, Osmanlı Dönemine Kadar- Hakkında Bilgi

Fi­listin’in müslümanlar tarafından ele ge­çirilmesi artık Bizans ile karadan bağlan­tısı kalmayan Mısır’ın fethini kolaylaştır­mıştı. Câhiliye döneminde burası ile ticarî ilişkileri bulunduğu için bölgeyi tanıyan Amr b. Âs. Filistin’i İslâm hâkimiyeti altı­na aldıktan sonra Mısır’ın stratejik açıdan çok önemü olduğunu ve oraya kaçan Bizans kuvvetlerinin tekrar kendilerine sal-dırabileceğini söyleyerek Hz. Ömer’i ikna etti; emrine verilen 4000 kişilik orduyla başlattığı Mısır’ın fethini, Zübeyr b. Av-vâm kumandasındaki 5000 kişilik diğer bir birliğin de yardımıyla üç yi! içerisin­de tamamladı. İlk önce Muharrem 19’da [Ocak 640] Feremâ’yı almasının ardından Aynişems’te Bizanslılarla karşılaşan Amr b. Âs, Zübeyr b. Avvâm’la birlikte büyük bir zafer kazandı. Stratejik açıdan çok önemli olan Babilon Kalesi’nin fethiyle de (20/641) müslümanlar bölgede tutuna-bilecekleri bir mevkiyi ele geçirmiş oldu­lar ve deltanın güneyle ilişkisini kestiler. Bundan sonra Amr b. Âs İskenderiye’ye yöneldi. Direnemeyeceklerini anlayan Bi­zans kuvvetleri Şevval 21 de [Eylül 642] şehri müslümanlara teslim ettiler. Bu sı­rada İslâm ordusunun diğer kısmı Fey-yûm’u ve buradan hareketle Asvan’a kadar Yukarı Mısır’ı (Saîd) ele geçirdi. Böy­lece “Mısır fâtihi” unvanını alan Amr b. Âs eyalet haline getirilen bölgeye vali tayin edildi. Müslümanlar daha önce Irak’ta ve Suriye’de yaptıkları gibi Mısır’da da yeni yerleşim birimleri oluşturdular ve divan­larda mahallî memurları görevlendirdiler. Eyaletin merkezi, Babilon’un biraz kuze­yinde kurulan Fustatadiı karargâh-şehir-di. Bölgeye çoğunluğu Güney Arabistan’­dan getirilen çeşitli kabileler yerleştirildi. Amr b. Âs askerî faaliyetlerin yanında ida­rî ve iktisadî düzenlemeler de yaptı. Aç­tırdığı sulama kanalları sayesinde tarım üretimini arttırdı ve Mısır, Babilon ile Kızildeniz’in Kulzüm (Süveyş) Umanı’nı bir­birine bağlayan Halîcü emîri’l-müminîn adlı su yoluyla Hicaz’ı beslemeye başladı.

Yönetimi merkezîleştirmek isteyen Hz. Osman, Mısır’da yarı bağımsız hareket eden Amr b. Âs’ı görevden alarak yerine Abdullah b. Sa’d b. Ebû Serh’i tayin etti (27/648). Yeni vali 34 (654)yılında Zâtü’s-savârî savaşında Bizanslılar’ı yenen do­nanmayı kurdu. Ancak Abdullah b. Sa’d b. Ebû Şerh, Bizanslılar’a ve Nûbeliler’e karşı gösterdiği başarıları iç politikada gösteremedi. Başşehirde vergileri arttır­mak amacıyla yaptığı düzenlemeler ve bölgeye yerleşmeye devam eden Arap kabilelerinin baskıları sonucunda valinin Medine’de bulunduğu Receb35’te [Ocak 656] büyük bir isyan çıktı. Bu isyanın Hz. Osman’ın şehid edilmesine yol açması o dönemde Mısır’ın taşıdığı hayatî önemin bir göstergesidir. Şehâdet haberinin Fus-tat’a ulaşmasının ardından Hz. Osman’ın taraftarları ile muhalifleri arasında başla­yan çatışmaları [Ramazan 36/Mart 657] onun taraftarları kazandı. Hz. Ali döne­minde Mısır önemli bir muhalefet merke­zi konumundaydı. Bölgedeki Emevî yan­lılarına karşı sert tedbirler alınması üze­rine Muâviye b. Ebû Süfyân Amr b. Âs’ı gönderdi. 38 (658) yılında yapılan savaşı kazanan Amr ömrünün son dört yılında bölgeyi sükûnet içinde yönetmiş, onun ardından Muâviye’nin ölümüne kadar (60/ 680) bu sükûnet devam etmiştir. Mısır’­daki Haricîler, 64 (683) yılında Mekke’­de halifeliğini ilân eden Abdullah b. Zü­beyr’in tarafını tutunca Cemâziyelevve! 65’te (Aralık 684) Fustat’a giren I. Mer-vân tekrar Emevî hâkimiyetini sağladı ve oğlu Abdülazîz’i buraya vali olarak gön­derdi. Abdülazîz’in yönetiminde bölge uzun bir istikrar dönemi yaşadı. Abdülmelik b. Mervân zamanında (685-705) di­vanlarda Kıptîce yerine Arapça’nın kulla­nılmaya başlanması, Mısır’ın idarî ve kültürel alanda dönüşümünün sağlanması için önemli bir adım teşkil etti. İslâm top­raklarının merkezindeki siyasî ve mezhebi çatışmalar Mısır’da yankı buldu ve Sün-nîler’le Şiîler arasındaki mücadeleler bu­raya da sıçradı. Ayrıca Kıptîler özellikle vergilerin ağırlığı sebebiyle birkaç defa ayaklandılar. Eyaletten alınan haracın arttırılması 107 (725) yılında büyük bir İsyanın çıkmasına sebep oldu. İsyan sonu­cunda Suriye’den getirilen yeni Arap ka­bilelerinin yerleştirilmesiyle sağlanan is­tikrar. Halife Hişâm b. Abdülmelik’in Ölü­münün (125/743) ardından tekrar bozul­du ve Emevî hâkimiyetinin son yıllan Kays kabilesi mensupları ile cündler ve Hafsiy-ye arasındaki çeşitli nüfuz mücadeleleriy­le geçti.

Emevîler’in son halifesi II. Mervân’ın Yukarı Mısır’daki Bûsîr mevkiinde meyda­na gelen savaşta Abbasî birlikleri tara­fından öldürülmesinin (132/750) ardından Mısır’da yeni bir dönem başladı. Abbasî­ler, yönetimlerinin ilk yıllarında bölgeye daha çok Horasanlı valiler göndermekle birlikte Emevîler’in memurlarını istihdam etmekte sakınca görmediler: ancak yeni valiler çok sık değiştiriliyordu. Abbasîler tayin ettikleri valilerden yollayacakları ge­lir için garanti veren senetler (daman) aldı­lar. Fakat Mehdî-Billâh zamanında (775-785) vergileri arttırma çabaları çeşitli is­yanlara yol açtı. Emevîler’e mensup Dih-ye b. Mus’ab’ın başlattığı isyanı bastıra­mayan Vali İbrahim b. Salih geri çağrıldı. Yerine gönderilen yeni valinin vergileri tekrar yükseltmesi öldürülmesine sebep oldu. Bölgede düzen ancak ertesi yıl Su­riye birliklerinin yardımıyla sağlanabildi. Yirminin üstünde valinin tayin edildiği Hârûnürreşîd döneminde de 786-809 aynı politikanın sürdürülmesi yine çeşitli isyanların baş göstermesine sebebiyet verdi; bunlar da yeni valilerin beraberle­rinde getirdikleri birlikler tarafından bas-tınlabildi. Hârûnürreşîd’in özellikle son yıllarında bölgede gerginlik arttı ve çıkan isyanlar yüzünden zaman zaman Mısır’ın Suriye ve Irak’la ilişkisi koptu.

Halife Emîn ile Me’mûn arasındaki ik­tidar mücadelesi Mısır’da kabileler için­de esasen mevcut olan rekabeti arttırdı. Endülüs Emevî Hükümdarı I. Hakem’in 15.000 aileyi Mısır’a sürgün etmesi duru­mu daha da gerginleştirdi. Bu arada Vali Ubeydullah b. Serî vergisini merkeze gön­dermemiş ve bağımsız davranmaya baş­lamıştı. Bunun üzerine Me’mûn21 l’de (826) Abdullah b. Tâhir’i büyük bir kuv­vetle Mısır’a yollayıp düzeni sağladı. 213  (828) yılından itibaren valiler batı bölge­lerinden sorumlu eyalet valileri tarafın­dan tayin edilmeye başlandı. Bu uygula­ma Abbâsîler’İn parçalanmasına yol açan adem-i merkeziyetçi yönetimin ilk işare­tiydi. Devletin batı eyaletleri ve dolayısıy­la Mısır, 213 (828) yılından halife olduğu 218’e (833) kadar Me’mûn’un kardeşi Mu’tasım-Billâh tarafından yönetildi. Ma­hallî idarecilerin iktidardan uzaklaştırıl­dığı bu dönem ağır vergiler ve baskılarla kendini gösterir. Bilhassa Delta bölgesin­de yerleşik kabilelerin sık sık haraç öde­meyi reddetmesiyle başlayan ve güçlükle bastırılan isyanlar ortaya çıktı. Mu’tasım-Billâh halife olunca Eşnâs et-Türkî’yi Mı­sır valisi tayin etti böylece Mı­sır tarihinde Türk valilerin hâkim olduğu yeni bir dönem başladı. Eşnâs’ın ölümün­den sonra yerine İnak et-Türkî getirildi. 235 (849) yılına kadar bu görevde kalan İnak eyaleti vekilleri vasıtasıyla yönetti. Türk emirlerinin nüfuzunu kırmak İste­yen Mütevekkil-Alellah. İnak’ı geri çağırıp yerine kendi oğlu Müntasır-Billâh’ı gön­derdi. Eyalet valilerinden herhangi birinin Mısır’da oturduğu, hatta orayı ziyaret edip etmediği konusunda bilgi bulunma­maktadır. Bu dönemde bölgenin siyasî açıdan ikinci planda kaldığı söylenebilir. Mu’tasım’ın Araplar’a verilen ataları kal­dırması Mısır’da da etkisini gösterdi ve burada fetihten itibaren hâkim olan cünd sistemini çökertti.

Mısır’ın Arap kökenli son valisi Anbese b. İshak döneminde (852-856) sahil böl­geleri tekrar Bizans saldırılarına mâruz kaldı ve çok sayıda esir verildi. Halife Müntasır-Biilâh’ın iktidarda bulunduğu yıl (861-862) Şiîler’in çıkardığı isyan diğer kesimler tarafından da desteklendi ve kı­sa sürede bütün delta bölgesine yayıldı. Vali Yezîd b. Abdullah et-Türkî, isyanı an­cak Müzâhim b. Hâkân kumandasında Irak’tan gönderilen Türk birliklerinin yar­dımıyla bastırabildi. Daha sonra valiliğe tayin edilen Bayık Beg’İn yerine vekili sı­fatıyla Ahmed b. Tolun’un gelmesi (254/ 868) Mısır’da Önce otonom, ardından ba­ğımsız devletler kurulması sürecini baş­lattı. Ahmed b. Tolun elindeki geniş im­kânları Mısır’ı otonom bir devlete dönüş­türmekte kullandı. Onun zamanında Ab­basî halifesinin, isminin hutbelerde okun­masından ve Bağdat’a bir miktar vergi gönderilmesinden başka bir nüfuz belir­tisi kalmadı.

Ahmed b. Tolun öldüğünde (270/884), on beş yılı aşan iktidarı boyunca Mısır ve Suriye’yi Abbâsîler’den almayı ve Tolunoğulları adıyla anılan otonom devleti kur­mayı başarmıştı. Ardından oğlu Humâ-reveyh halifenin onayını almadan tahta oturdu. Onun ölümünden (282/896) son­ra çıkan olaylar sırasında Abbasîler, Mı­sır’da kaybettikleri otoriteyi tekrar ele geçirdilerse de karışıklıkların önünü ala­madılar. İçerideki İsyanların yanı sıra İfrî-kıye’de hâkimiyetlerini kurmuş olan Fâ-tımîler de Halife Ubeydullah el-Mehdî ve Kâim-Biemrillâh devirlerinde çeşitli fetih denemelerinde bulundular. Bunun üze­rine Abbasîler idareyi sert yöntemleriyle tanınan Dımaşk Valisi Muhammed b. Tuğç’a verdiler; onun tayiniyle bölge tek­rar Ahmed b. Tolun zamanındaki huzur ve istikrar günlerine kavuştu. Halife Râzî-Billâh, 326 (938) veya 327 (939) yılında Muhammed b. Tuğç’a ataları olan eski Fergana Türk hükümdarlarının kullandı­ğı “ihşîd” unvanını tevdi etti, böylece Mı­sır’da İhşîdîler dönemi başladı.

357’de (968), bir süreden beri devletin gerçek yöneticisi olan ve bu durumu so­nunda halifeye de onaylatan Ebü’1-Misk Kâfur öldüğünde Mısır kuraklık sebebiyle meydana gelen kıtlığa ve siyasî boşluk­tan kaynaklanan karışıklıklara mâruz kal­dı; ayrıca veba salgını baş gösterdi. Du­rumdan yararlanan Cevher es-Sıkıllî ku­mandasındaki Fatımî ordusu savaşmak-sızın Mısır’ı ele geçirdi.[17 şaban 358 / 6 Temmuz 969] Fâtımîler’in Mısır’ı istilâsı yönetimin el değiştirmesinden ibaret ba­sit bir hareket olmayıp çok derin etkileri görülecek dinî, siyasî ve İçtimaî bir inkı­lâp demekti. Cevher, Muiz-Lidînülâh’ın emriyle Fustat’ın kuzeydoğusuna Kahi-re’yi kurdu; ortasına da büyük bir saray ve cami yaptırdı. Para birimi ıslah edile­rek değerli dinarlar bastırıldı ve eskileri iptal edildi. Ertesi yıl ileride Şiî davetinin merkezi olacak Ezher Camii’nin inşasına başlandı ve 361 (972) yılında tamamlandı. Muiz-Lidînillâh 362′-de (973) İfrîkıye’den gelerek Kahire’yi başşehir yaptı; böylece burası Bağdat ve Kurtuba gibi Önemli bir hilâfet merkezi oldu. Şiîliği yaymak isteyen Muiz-Lidînil­lâh gemilerle tahıl getirtip açlık çeken Mı­sır halkını rahatlattı; birkaç yıl içerisinde veba ve kıtlıktan eser kalmadı. Fâtımîler’-le birlikte bir eyalet ve otonom devlet ol­maktan imparatorluğa dönüşen Mısır ve başşehri Kahire Azîz-Billâh devrinde (976-996) en parlak günlerini yaşadı. Müstansır-Billâh döneminde de (1036-1094) özellikle Kahire’de büyük imar faa­liyetleri gerçekleştirildi.

Müstansır-Billâh devrinden itibaren daha ziyade vezirler tarafından yönetilen Mısır, ordudaki farklı etnik gruplar ara­sında gelişen kanlı mücadelelere sahne olmaktaydı. Güney bölgesi zenci birlikle­rin, kuzey bölgesiyle başşehir Türk birlik­lerinin elindeydi. 457’de (1065) başlayan ve yedi yıl süren kuraklık, ayrıca veba bü­tün zenginliğin yitirilmesine yol açtı; sa­raylar ve kütüphaneler yağmalandı. Akkâ Valisi Bedr el-Cemâlî’nin Mısır’a gelme­siyle ülkede otorite tekrar kuruldu (466/ 1074). Olaylar sırasında Kahire harabeye döndüyse de Vezir Bedr el-Cemâlî’nin başlattığı imar faaliyetiyle kısa sürede es­ki güzelliğine kavuştu. Cemâlî’den sonra­ki Fatımî tarihinin karakteristiğini güçlü vezirlerle halifeler ve ordu kumandanları arasındaki bitmek tükenmek bilmeyen mücadeleler oluşturur. Halife Müsta’lî-Billâh ve veziri Efdal b. Bedr el-Cemâlî dö­neminde halifenin ağabeyi Nizâr taraf­tarları (Nizârîler) önemli bîr muhalefet olarak ortaya çıktılarsa da başarı kazana­madılar. Son güçlü vezir Talâi” b. Rüzzîk devrinde (1154-1161) huzur ve sükûn geri geldi. Ancak onun ölümünün ardından başlayan mücadele ve Haçlı tehlikesi kar­şısında Halife Âdıd- Lidîniilâh’ın Nûred-din Mahmud Zengîden yardım istemesi devletin sonunu getirdi. Zengî’nin Ese-düddin Şîrkûh el-Mansûr kumandasında gönderdiği birlikler Kahire’ye hâkim oldu. Fatımî vezirliğine tayin edilen Şîrkûh’un iki ay sonra ölmesi üzerine askerin zoruy­la vezirliğe getirilen yeğeni Selâhaddîn-i Eyyûbî 567 (1171) yılında yönetime el ko­yarak Fatımî Devleti’ni ortadan kaldırdı. Eyyûbî idaresi Mısır tarihinin en önemii safhalarından biridir. Haçlılar’la mücade­le ve İsmâiliyye mezhebine ait müessese­lerin kaldırılarak bölgenin yeniden Sün-nîleştirilmesi bu dönemde gerçekleşti. Selâhaddîn-i Eyyûbî hutbeyi Abbasî hali­fesi adına okuttu. Daha sonraki yıllarda bazı ayaklanmaları bastırıp iktidarını sağ-lamlaştırınca köklü reformlara girişti. Ön­ce ülke topraklarını tahrir ettirerek hiz­met karşılığında askerlerine dağıttı (ik-tâ); böylece Mısır’da Fatımî malî nizamı yerine Zengîler’in Selçuklulardan aldığı Türk sistemini yerleştirdi. Arkasından Mısır’ı tekrar bir ilim merkezi konumuna getirmek amacıyla Şâfıî, Mâlikî, Hanefî ve Hanbelî fıkhının okutulduğu Sünnî med­reseleri ve dârülkur’ân, dârülhadis gibi değişik eğitim müesseseleri kurdu.-Onun başlattığı ilim hayatı ile Kahire Eyyûbîier dönemi boyunca Bağdat’ı gölgede bırak­tı. Kahire Kalesi’ni (Kal’atülcebel) inşa et­tirdi; şehir bundan sonra bu kalenin etra­fında gelişti. Selâhaddin döneminde bü­tün Mısır imar faaliyetlerine sahne oldu; bu arada onun ikinci adına nisbetle Bah-rü Yûsuf denilen kanallar açıldı. Eyyûbî sanatı Mısır’ın sanat geleneklerine de te­mel teşkil etmiştir. Bu sanat Fatımî an­layışından farklı olarak Suriye üslûbunu sürdürmüş ve daha çok Zengî sanatının etkisi altında kalmıştır. Haçlıİar’a karşı ekonomik olarak da mücadele eden Se­lâhaddîn-i Eyyûbî, Uzakdoğu’dan Kızıl-deniz yoluyla Mısır’a gelen ve buradan hem İslâm topraklarına hem Avrupa’ya yönelen baharat ticaretini yahudi ve hı-ristiyanların tekelinden kurtararak müslü-man tüccarlarına verdi. Selâhaddin’in kardeşi el-Melikü’1-Âdil ve oğlu el-Melikü’I-Kâmil dönemlerinde Avrupa ile olan tica­ret hacmi genişledi. XIII. yüzyıl başların­daki kuraklık ve kıtlık el-Melikü’l-Âdil’in aldığı önlemlerle fazla zarar görmeden geçiştirildi. Aynı devirde Franklar deniz­den saldırdılar. el-Melikü’l-Kâmil, 616’da (1219) V. Haçlı Seferi sırasında kaybedi­len Dimyat’ı Haçlılar’dan geri almayı ba­şardı (618/1221). el-Melikü’s-Sâlih Eyyûb, VII. Haçlı Seferi’nde Dimyat’ın tekrar kay­bedilmesinin (1249) hemen ardından öl­dü. Ancak Haçlılar, onun kurduğu Türk kökenli memlûk birliklerinin Bahrî Mem-I tikleri 1 başarısı karşısında ertesi yıl Dim­yat’ı teslim etmek zorunda kaldılar, el-Melikü’s-Sâiih’in ardından tahta çıkan Tu­ran Şah’ın kısa süre sonra memiük emîrleri tarafından Öldürülmesiyle Eyyûbî dö­nemi sona erdi.

Efendileri el-Melikü’s-Sâlih Eyyûb’un Türk asıllı dul eşi Şecerüddürr’ü tahta ge­çiren Bahri Memlûk emirleri, onun sek­sen gün sonra kendi aralarından İzzeddin Aybek et-Türkmânî ile evlenip kocasının lehine tahttan çekilmesi üzerine döne­min kaynaklarında ed-Devletü’t-Türkiyye adıyla geçen Memlûk Devleti’ni kurmuş oldular (648/1250). İlk yıllarda Suriye’den kaynaklanan Eyyûbî muhalefetini bastı­ran ve 658’de (1260) Moğollar’a karşı ka­zandıkları Aynicâlût zaferinin ardından durumlarını sağlamlaştıran Memlükler daha sonraki otuz yıl içerisinde bölgeyi Haçlılar’dan temizleyerek halkına, kültü­rüne ve diline yabancı oldukları bu ülke­de meşruiyetlerini kabul ettirdiler. Bağ­dat’ın 656’da (1258) Moğollar tarafından işgalinin ve Abbasî halifesinin öldürülme­sinin ardından Mısır’da hilâfetin ihyasıy-la Kahire İslâm dünyasının dinî ve siyasî merkezi haline geldi. Devletin gerçek ku­rucusu sayılan I. Baybars ülke toprakları­nı iktâ bölgelerine ayırarak memlûk emîrlerine dağıttı ve halkı rahatlatacak imar projeleri gerçekleştirdi. Bu dönem, özel­likle kendine has mimari üslubuyla yapı­lan medrese ve hayır müesseseleriyle ta­nınır. Memlûk Devleti’nin Türk kökenli yöneticileri, idarî ve askerî bürokrasinin büyük kısmını ülkeye getirdikleri Türk memlüklerinin emirlerine vererek askerî bir nizam ihdas ettiler. Suriye’deki Haçlı-lar’a ve Moğollar’a karşı yürütülen müca­delenin yanı sıra ticaret yollarını açık tutmak maksadıyla Güney Mısır’a ve Nûbe’-ye karşı da akınlarda bulunuldu. Kalavun ve onun halefleri zamanında halk Memlükler devrinin en müreffeh günlerini ya­şadı. Özellikle ei-Meükü’n-Nâsır Muhammed b. Kalavun’un Mısır’a istikrar getiren üçüncü saltanatı boyunca (1310-1341) ekonomik genişleme Memlûk dönemin­deki en yüksek düzeyine ulaştı. Bu devir­de halka yüklenen haksız vergilerin bü­yük bir kısmı kaldırıldı. Aldığı tedbirlerle iktisadî yapıyı yeniden nizama sokan, kıt­lıklara ve pahalılığa karşı önlemler alan sultanın yanı sıra emirler de ülkenin ima­rına, bilim ve sanatın gelişmesine büyük katkıda bulundular. el-Melikü’n-Nâsır Mu-hammed’in uzun süren yönetiminin ar­dından siyasî istikrarsızlıkla birlikte orta­ya çeşitli ekonomik ve sosyal problemler çıktı. 1347-1349 veba salgını yüzünden yaşanan nüfustaki hızlı düşüş büyük sıkıntılara yol açtı. 1365’te Kıbrıs Kralı I. Peter İskenderiye’ye saldırdı. Altın sıkıntısının doğurduğu malî meselelerin yanında Mısır’ın uluslararası ticarette önemi azaldı.

784 (1382) yılından itibaren tahta Çer­kez kökenli memlükierin çıkmasıyla Mısır ve Suriye’de Burcî Memlükleri dönemi başladı. Bu devirde ülkede pek çok yeni düzenlemeye gidildi. Güney Mısır’daki Araplar’ı kontrol altında tutabilmek için Hevvâre kabilesi bu bölgeye yerleştirildi. İktâlarda yapılan değişikliklerle iktisadî vaziyet düzeltilmeye çalışıldı. Ancak 1403’teki kuraklık ve kıtlığı takip eden yeni bir veba salgını ekonomik yapıyı tek­rar sarstı. Çıkan iç karışıklıkları bedevi ka­bilelerinin isyanları takip etti. XV. yüzyıl başlarında yaklaşık on beş yıl süreyle bil­hassa Güney Mısır’da devlet hâkimiyeti ortadan kalktı. Bu durum tarıma büyük zarar verdi, enflasyon arttı, para sistemi çöktü. 1415’lerde Mısır tekrar eski gücü­ne kavuşmaya başladı. Berkuk dönemin­de bedevileri kontrol altına almak maksa­dıyla Behnesâ, Üşmûneyn, Kûs, Asvan, Bilbîs gibi küçük valiliklerin üzerinde bir nevi eyalet valiliği olan kâşiflikler kuruldu. Barsbay devrinde (1422-1438) dış geliş­meler, Mısır-Kızıldeniz-Hint Okyanusu ticaret yolunu devlet tekeline alınan ba­harat ticareti İçin en güvenli rota haline getirdi. Sultan Kayıtbay’ın uzun iktidarı sırasında (1468-1496) devlet İstikrar içe­risindeydi. Bu dönemde bedevî kabileleri kontrol altına girdi; Güney Mısır’daki dü­zensizlik alınan zecrî tedbirlerle halledildi. Buna bağlı olarak Memlûk Devleti uzun zamandır yoksun kaldığı bir ekonomik ge­nişleme gösterdi. Kayıtbay devrinde Ka-hire’de inşa edilen yapılar bunun açık de­lilini oluşturmaktadır.

XV. yüzyılın son çeyreğinden itibaren ülkede tekrar anarşi ortaya çıktı. Osmanlı baskısı sonucu ordu sınır boylarında dur­duğundan iç düzeni sağlamak güçleşti ve bedevî kabileleri üzerindeki kontrol ta­mamen ortadan kalktı. Orduya yeni as­kerlerin alınması fiyatların artmasına ve paranın değerinin düşmesine yol açtı. Ka-yıtbay’ın 901’de (1496) ölümünün ardın­dan beş yıl süren bir anarşi dönemiyle ve­ba salgını yaşandı. Kansu Gavri zamanın­da (1501-1516) siyasî düzen kurulmakla birlikte Avrupalı devletlerin Hint Okyanu­su ve Akdeniz üzerindeki baskısı Memlük-ler için sonun başlangıcı oldu. İktisadî çö­zülme Osmanlilar’la girilen sürtüşmeyle birlikte devletin yıkılmasına zemin hazır­ladı ve Mercidâbık Muharebesi’nde (922/ 1516) Kansu Gavri’nin ölmesinin ardından sultan ilân edilen Tomanbay, Kahire’yi alan Yavuz Sultan Selim tarafından idam edilerek Memlûk Devleti’ne son verildi.[21 Rebîülevvel923/ 13 Nisan 1517]

  • Mısır Mimarisi, Mısır’da Mimari
  • Mısır, Mısır’da İlim, Kültür, Medeniyet
  • Mısır Tarihi -Abdünnasır, Sedat, Mübarek Dönemi-
  • Mısır Tarihi -Krallık Dönemi- Hakkında Bilgi
  • Mısır Tarihi -İngiliz İşgali Dönemi-
  • Mısır Tarihi -Başlangıçtan Bizans Dönemine Kadar-
  • Mısır Tarihi -Fransız İşgali Dönemi-
  • Mısır Tarihi -Osmanlı Dönemi İdari Teşkilat, Sosyal ve Ekonomik Du­rum-
  • Mısır Tarihi -Osmanlı Dönemi, Devri-
  • Mısır Tarihi -Bizans Dönemi, İslam Fethine Kadar-
  • Mısır Başkenti, Yüzölçümü, Hangi Kıtada, Nüfusu, Önemli Şehirleri
  • Mısır Fiziki, Beşeri, Ekonomisi, Coğrafyası

TDV İslâm Ansiklopedisi

Yorum ekle...

Konu hakkında yorum ya da düşüncelerini paylaş...

Daha yeni Daha eski