Adilşahiler Kimdir, Devleti, Tarihi, Hakkında Bilgi

Âdilşâhîler. Hindistan’ın güneybatısındaki Bîcâpûr bölgesinde hüküm süren bir Türk hanedanı (1489-1686).

Hanedanın kurucusu Yûsuf Âdi! Han, Behmenî Devleti’nin (1347-1527) meşhur veziri Mahmud Gavân’ın hizmetinde bir gulâm idi. Yûsuf Âdil zamanla Beh­menî sarayında terfi ederek Devletâbâd valiliğine tayin edildi. Behmenî haneda­nının çöküşüne sebep olan entrika ve mücadelelerde faal bir rol oynadı ve da­ha sonra Bîcâpûr valisi oldu. Behmenî Devleti’nin yıkılmasından sonra ortaya çıkan beş mahallî hanedandan (Berîdşâhîler, İmâdşâhîler. Nizamşâhîler, Golkonda Kutubşâhîleri) biri de Âdilşâhîler’dir. Yûsuf Âdil, 1489’da adına hutbe okuta­rak Bîcâpür’da bağımsızlığını ilân etti. Yûsuf Âdil’in, Osmanlı Sultanı II. Mu-rad’ın oğlu olduğu ve ağabeyi II. Mehmed tahta çıktığı zaman öldürülmesin­den endişe eden annesi tarafından ka­çırıldığı iddia edilmişse de bunun, hane­danı yüceltmek isteyen o devrin tarih­çileri tarafından uydurulan asılsız bir iddia olduğu artık anlaşılmıştır.

Yûsuf Âdil Han’ın Âdilşâhîler Devleti’ni kurması, öteki dört hanedanla ara­larında bazı anlaşmazlıkların çıkmasına sebep oldu. Bu beş hanedan birbir­lerini kıskandıkları gibi. içlerinden biri­nin büyüyüp genişlemesini de hoş kar­şılamıyorlardı. Bu yüzden bir hanedan kuvvetlendiği zaman diğerleri ona kar­şı ittifaklar meydana getiriyordu. Yûsuf Âdil de buna benzer bir durumla karşı­laştı. Önce, Behmenîler hanedanını ida­resi altına alan Kasım Berîd (ö. 1504), Gülberge şehri civarında Yûsuf Âdil’e hücum etti. Fakat Kâsım’ın müttefiki olan Nizamşâhîler’den Ahmed bu hare­kâta katılmayınca. Kasım Yûsuf karşı­sında mağlûp oldu. Daha sonra yapılan başka bir ittifak dolayısıyla Yûsuf. Ka­sım Berîd’e yardımcı kuvvetler gönder­di. Yûsuf Adil. 1504 yılında Gülberge şehrini topraklarına kattı ve artık ken­disini yeterli derecede kuvvetli hissetti­ği için Şiî mezhebini kabul etti; böylece Hindistan’da Şiîliği resmen kabul eden ilk müslüman hükümdar oldu. Onun bu hareketi kendi ülkesindeki Şünnîler’in tepkisine yol açtığı gibi, Kâsım’ın yerine geçen oğlu Ali Berîd’in de Yûsuf’a karşı öteki devletlerle bir ittifak meydana ge­tirmesine sebep oldu. Yûsuf Âdil, bu müttefiklere karşı koyamayarak önce İmâdşâhîler’den Alâeddin’in yanına, son­ra da Handeş’e kaçtı. Fakat buna rağ­men mücadeleden vazgeçmedi ve Alâ­eddin’in yardımıyla Ali Berîd’i mağlûp ederek Bîcâpûr’u geri aldı. Yûsuf Adil Han 1510 yılında ölünce yerine on üç yaşındaki oğlu İsmail geçti.

Yûsuf Âdil ölmeden önce Kemal Han’ı oğluna nâib tayin etmişti. Kemal Han’ın yaptığı ilk iş. Sünnîliği yeniden devletin resmî mezhebi olarak kabul etmek ol­du. Bu sırada Portekizliler Goa Limanı’nı işgal ettiler. Âdilşâhîler 20 Mayıs 1510’da burayı geri aldılarsa da kasım ayında Portekizliler limanı yeniden ele geçirdiler. Ayrıca Vicayanagar Hindûları da Âdilşâhîler’in topraklarından bazı yerleri zaptetmişlerdi. Kemal Han ise İsmail’i öldürerek onun yerine hüküm­dar olmak istiyordu. Ancak gayesini gerçekleştiremeden İsmail’in annesi ta­rafından öldürüldü. Kemal Han’ın yeri­ne Hüsrev Türk Lârî, “Esed Han” unva­nıyla vezir oldu. İsmail 1514’te ülkesine saldıran Ali Berîd ve müttefiklerini Bîcâpûr şehri yakınında mağlûp etti. Bu sırada Safevî Hükümdarı Şah İsmail, Hindistan’daki birkaç hükümdara elçi­ler göndermişti. Bunlardan Bîder’e gön­derilen elçi orada hapsedilmiş, ancak Âdilşâhîler’in araya girmesiyle serbest bırakılmıştı. Şah İsmail’in bu olay üzeri­ne yazdığı mektupta İsmail’e “şah” diye hitap etmesi, onun için bir övünme ve­silesi oldu. İsmail Âdilşah 1521’de kay­bettiği topraklan geri almak üzere Vi­cayanagar Hindûları üzerine bir sefer tertiplediyse de başarılı olamadı. Bir evlilik sebebiyle Solapûr şehrinin çeyiz ola­rak Nizamşâhîler hanedanına bırakıl­mak istenmesi, bölgede yeni savaşla­ra yol açtı. Nitekim Âdilşâhîler 1525’te kendi ülkelerine saldıran Nizamşâhî­ler, Berîdşâhîler ve İmâdşâhîler’in birle­şik ordularını bozguna uğrattılar. İsma­il 1530’da Bîder’i istilâ ettiyse de şehri Ali Berîd’e geri verdi. Buna karşılık Ali Berîd’in sözünde durmayarak vaad etti­ği iki yeri iade etmemesi yeni bir sava­şın çıkmasına sebep oldu. İsmail, Nizamşâhîler ile birleşerek Ali Berîd’i tekrar mağlûp etti (1532). Yapılan anlaşmaya göre Golkonda bölgesi İsmail’e verile­cekti. Ancak İsmail bir süre sonra adı geçen bölge üzerine tertiplediği bir se­fer sırasında öldü (1534).

İsmail’in yerine oğlu Mallu geçti, fa­kat kısa bir süre sonra onun hüküm­darlığa lâyık olmadığı anlaşıldı ve gözlerine mil çekilerek tahttan indirildi; yeri­ne kardeşi İbrahim geçirildi (1535). Yeni sultan Hanefî mezhebini devletin res­mî mezhebi olarak kabul etti. Ancak, Türkler’in büyük bir kısmını devlet hiz­metinden çıkararak yerlerine DeKkenli-ler’i aldı. Görevden uzaklaştırılan Türk­ler Vicayanagar racasının hizmetine gir­diler. Böylece Âdilşâhîler ordusu zayıf­ladı. 1. Burhan Nizamşah bu durumdan faydalanarak Bîcâpûr’u istilâ ettiyse de daha sonra çekilmek zorunda kaldı ve bir daha Âdilşâhîler’le savaşmamak şar­tıyla barış yaptı (1537). Ancak Nizam­şah sözünde durmadı; öteki üç müslü­man devlet ve Vicayanagar racası ile bir ittifak meydana getirerek Âdilşâhîler ülkesine girdi. Fakat geri püskürtüldü (1543). Bu savaşlar daha sonraki yıllar­da da devam etti. İbrahim Âdilşah 1558 yılında ölünce yerine geçen oğlu Ali tek­rar Şiî mezhebine döndü.

I. Ali Âdilşah Vicayanagar Hindu Devleti’yle yapılan ittifakların bölgedeki müslümanların aleyhine olduğunu, sonunda müslüman devletlerin Vicayanagar hâ­kimiyeti altına gireceğini anlamıştı. Bu sebeple 1564’te dört müslüman devlet onun gayretiyle Vicayanagar’a karşı bir­leşti ve Talikota’da Hindular ile büyük bir meydan savaşı oldu. Bu savaşı kaza­nan müslümanlar, Vicayanagar Hindu Krallığı’na son verdiler. Daha sonra Âdil­şâhîler, Portekizlilerce karşı Nizamşâhî­ler ile birleşerek Goa ve Çaul limanlarını kuşattılarsa da  başarı sağlayamadılar (1569). I. Ali 1579 yılında öldü, yerine aynı aileden İbrahim b. Tahmasb geçti.

II. İbrahim’in hükümdarlığı sırasında kudret ve zenginliği zirveye ulaşan Âdil­şâhîler, 1612’de Bîder’i alarak Berîdşâhîler Devleti’ne son verdiler ve komşu­ları Bâbürlüler ile de dostluk kurdular. II. İbrahim’in 1626’da  ölümü  üzerine yerine oğlu Muhammed geçti. Onun za­manında   Bâbürlüler’den  Şah  Cihan’ın Âdilşâhîler’e karşı düşmanca bir tavır takındığı görülmektedir. 1631 yılı son­larından itibaren Bâbürlü ordusu Bîcâ­pûr’u istilâya başladı. 1636’da Âdilşâ­hîler Bâbürlü hâkimiyetini tanıyan bir barışa zorlandılar. Daha sonraki yıllarda ise Bâbürlüler ile iyi münasebetler sür­dürüldü: ancak 1656’da Muhammed Âdilşah’ın ölümü ve yerine oğlu Ali’nin geçirilmesi, ortalığın yeniden karışması­na sebep oldu.

Şah Cihan, Ali’nin tahta çıkarılmasına itiraz ederek oğlu Evrengzîb’e Âdilşâ­hîler’in ülkesini istilâ etmesini emretti. Evrengzîb. 1657 yılı başlarında Âdilşâ­hîler ülkesine girdi, önce Bîder. sonra da Kalyan şehirlerini ele geçirdi. Yağmur mevsiminin yaklaşması ve Şah Cihan’ın hastalığı yüzünden Evrengzîb Âdilşâhîler’le bir barış imzaladı. Fakat Âdilşâhîler. Şah Cihan’ın hastalığından faydala­narak barış şartlarını yerine getirmedi­ler. Adilşâhîler bu defa başka bir tehli­ke ile karşılaştılar. Merâthâlar’ın relsi Şîvâcî (Sîvâcî), 1659’da Efdal Han kumandasındaki bir Âdilşâhîler ordusunu tuzağa düşürerek mağlûp etti. Bundan sonra Merâthâlar sık sık Bîcâpûr’a sal­dırdılar. İl. Ali’nin 1672’de ölümü üzeri­ne yerine dört yaşındaki oğlu Sikender geçti. Onun devrinde Merâthâlar’ın so­nu gelmeyen baskısı ve Bâbürlüler ile yapılan savaşlar Âdilşâhîler’in çökmesine sebep oldu. Nihayet bir Bâbürlü ordusu 1685’te Bîçâpûr’u kuşattı ve bir yıldan fazla süren kuşatma sonunda şehir Bâbürlüler’e teslim oldu; bu arada hüküm­dar da esir düştü. [4 Zilkade 1097-’22 Ey­lül 1686] Böylece Âdilşâhîler hanedanı sona ermiş oldu.

Yaklaşık iki asır hüküm süren Âdilşâ­hîler hanedanının en parlak devri. I. Ali ile II. İbrahim’in saltanat yıllarına rast­lar. Âdilşâhîler. I. Ali’nin hükümdarlı­ğı sırasında askerî ve siyasî bakımdan büyük güç kazandılar. Onun zamanında kuvvetli bir ordu meydana getirildiği gi­bi. Bîcâpür müslüman Hindistan’ın en önemli şehirlerinden biri oldu. Âdilşâ­hîler hanedanının zirvesini teşkil eden II. İbrahim devrinde ise Özellikle kültü­rel yönden büyük bir gelişme meydana gelmiştir. Aynı zamanda şair ve sanat­kâr olan II. İbrahim, sanatçıları ve ilim adamlarını himaye etmiş, başşehir Bîcâpûr’u onlar için cazip bir merkez hali­ne getirmiştir. Âdilşâhîler ayrıca büyük imar faaliyetlerinde de bulunmuşlar ve Bîcâpûr’un her yanında, bazıları bugüne kadar gelen birçok saray, cami ve türbe yaptırmışlardır. Bunlardan İbrahim Âdilşah ile Muhammed Âdilşah’ın türbeleri ve Ali Âdilşah’ın mescidi kayda değer yapıları teşkil eder. Bîcâpûr’da birçok şair ve sanatkârın yanı sıra bazı önemli tarihçiler de himaye ve teşvik görmüş­tür. Bunlar arasında II. İbrahim’in hi­maye ettiği. Gülşen-i İbrâhimî veya Târih-i Firişte adıyla bilinen eserin mü­ellifi Muhammed Kasım Firişte en ön­de gelenidir. Eseri sadece Bîcâpür tari­hi için değil, bütün Hindistan tarihi için de önem taşımaktadır.

Âdilşâhîler İran ile siyasi, ticarî, sosyal ve kültürel yönden çok sıkı temaslarda bulunmuşlardır. Özellikle ticarî münase­betler daha çok deniz yoluyla gerçek­leşmiştir. Bu ticaret. Portekizliler’in ba­tı sahillerindeki faaliyetleri sebebiyle aksamışsa da. XVI. yüzyılın sonlarında Portekiz gücünün zayıflaması ile yeni­den canlanmıştır. Pamuk, pamuklu do­kumalar, pirinç, şeker, baharat gibi maddeler bu ticaretin temel ihraç mal­ları olmuştur.

Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

Sitede Ara