İslam Düşüncesinde Aklın Yeri

İslam Düşüncesinde Usun Yeri

Kuran’dan kaynaklanan İslam düşüncesi, inanca ağırlık verdiğinden, us ilkelerine dayalı felsefeye karşıdır. Bu nedenle İslam ülkelerinde geç gelişen felsefenin yayılma alanı da sınırlıdır. Başlangıçta yalnız Aristotelesçi bir görüşe bağlanan İslam düşüncesi sonraları Platon’dan’, Yeni-Platonculuk’tan esinlenme olanağı bulmuştur. Bu arada Demokritos’un geliştirdiği Atomculuk ’a benzer bir anlayışın yeşermeye başladığı, eski İran ve Hint düşüncesinden yararlanarak, yayıldığı görülür. Böylece İslam ülkelerinde Aristotelesçi, Platoncu, Demokritosçu üç düşünce akımı benimsenmiştir. Bu akımların biri dine, ötekiler salt felsefeye dayanır. Dinden kaynaklanan genellikle usla inanı bağdaştırma amacını güder. Salt felsefeyi kapsayan akım ise us ilkelerine bağlanır. İslam düşünesinde usa dayalı felsefe anlayışının öncüsü Mutezile akımıdır. Buna bağlı filozoflar arasında, insanla, evrenle, Tann’yla ilgili sorunların çözümünde, tek güvenilir ilke olarak usu benimseyenler “İslam usçulan” diye nitelenir.

İslam usçulannın 8.yy’dan sonra, inanca dayalı görüş karşısında, etkin oldukları görülür. Beşşar b. Bürd, Salih b. Abdulkuddus, Ravendi, Cabir b. Haryyan, Nazzam, Razı, Ebu’l-Huzeyl gibi filozoflar inancın karşısına usu koyarak, İslam düşüncesinde, dinden bağımsız düşünce akımlarının gelişmesine olanak sağladılar. Öte yandan matematik, gökbilim, fizik, optik, tıp, biyoloji ve mekanik alanlarında çalışan, deney ve gözleme dayanan bilginler de usçu bir yöntemi benimseyip geliştirmeyi amaçladılar. Nasireddin Tusî*, Ömer Hayyam* ve onların izini süren bilginler, bilimle ilgili sorunların inan değil us ilkelerine göre çözüme ulaşacağı görüşünü savundular. Öte yandan Farabi, Ibn Sina, İbn Rüşd ve onların düşüncelerini benimseyen Aristotelesçi İslam düşünürleri usun önemini kavramakla birlikte inanın etkisini de onayladılar, us karşısında inanın geçersizliği görüşünü savunmadılar. Tasavvuf yolunu tutanların başında gelen Gazali* ve Muhyiddin Arabi* gibiler ise usu derin bir tanrısal sevgiden kaynaklanan inancın denetimi altında gördüler. Onlar için sevgi ve inan ışığından kaynaklanmayan bir usun başarıya ulaşması söz konusu değildi. 13.yy’dan sonra, deneye dayanan bilimlerin yer yer gelişme olanağı bulmasına karşı, inana daha büyük önem verildiği görülür. Bu durum daha sonraki yüzyıllarda da sürmüş, Şeriat ’ın savunduğu inan (iman) bütün bilimsel çalışmalarda usun karşısında direnici, yasaklayıcı bir güç olarak çıkmıştır.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi

Sitede Ara