Ahmed Rifai (Seyyid) Kimdir, Hayatı, Düşünceleri, Hakkında Bilgi

AHMED RİFAÎ [Seyyid] (1118-1183)

Arap mutasavvıf. Rifaî tarikatının kurucusudur.

Basra yöresinde Karyat Haşan köyünde doğmuş, Vasit yakınlarında Umm Abida’da ölmüştür. Yaşamı konusunda kaynaklar birbirinden farklı bilgi vermekte söylencelerle gerçekler karışmaktadır. Kimi kaynaklar gerçek adının Ahmed b. Ali Ebuabbas olduğunu, kimi kaynaklar da “seyyid” sanını taşıdığına göre peygamber soyundan geldiğini ileri sürer. Olaya daha etkili bir içerik kazandırmak için Rifaî’nin Medine’ye peygamberin mezarını görmeye gittiğinde peygamberin. sağ elini sandukasından dışarı uzatıp Rifaî’ye öptürdüğünü yazanlar bile vardır.

Ahmed Rifaî, medrese öğrenimi görmüş, İslam bilimleri okumuş, özellikle Basralı Şafiî bilgini Ebul-fazl Ali el-Vasiti’den tasavvuf bilgisi edinmiştir. Bir süre içine kapalı yaşamış, o dönemde Irak yörelerinin ünlü şeyhleriyle ilişkiler kurmuş, daha önce kurulmuş tarikatları incelemiş, sonra şeriat kurallarından kaynaklanan tarikatını kurma çalışmalarına koyulmuştur. Bir söylentiye göre, kendisine, Rifaîlik’le ilgili ilk bilgileri veren, yörenin etkili bir şeyhi olan, dayısı Mansur’dur. Bu söylentilerin gelişigüzel olmadığı, tarikatçılıkta çok yaygın bir gelenek olduğu, tarikata ve kurucusuna olağanüstü bir etki kazandırma, tarikata da yayılma olanağı sağlama amacı güttüğü bilinmektedir.

Ahmed Rifaî, dayısı Mansur’dan “hırka” giydikten sonra, dayısının da etkisiyle, geniş bir ün sağladı, çevresinde toplananların sayısı günden güne arttı. Düzenlediği özel toplantılarda, çevresini saranlara düşüncelerini aşıladı. Kuran’dan, hadislerden kaynaklanan yeni bir kurum oluşturmanın gereğini savundu.
Kısa zamanda dayısının da yardımlarıyla, “Rifaîye/Rifaîlik” adıyla bilinen tarikat kuruldu. Ahmed Rifaî’ nin kovu Sünnî bir çevrede yetişmesine karşılık, kurduğu tarikatta ateşin önemli bir yeri olması, az da olsa, eski İran çoktanrıcılığmdan, özellikle Zerdüşt inançlarından etkilendiğini göstermektedir. Öte yandan İlk Çağ Anadolu dinlerinde de ateş kutsal bir varlık sayılır.

Ahmed Rifaî adını, sanını kurduğu tarikata borçludur. Bu tarikat dışında bilim ürünü olarak yazılı yapıt bıraktığını söyleyen kaynaklar varsa da kesin kanıt yoktur. Tarikatın uygulamalarından anlaşıldığına göre kurucusu Ahmed Rifaî, kişinin eğitilmesinde toplumdan uzaklaşmayı, içekapamşı, bütün duyu etkilerinden sıyrılmayı başlıca yöntem olarak görmüştür. Bu yöntem yeni değildir; Sünnîlik’ten kaynaklanan bütün İslam tarikatlarında olduğu gibi, çoktanrıcı inançlara bağlı eski Iran ve Hint dinlerinde de vardır. Hint dinlerinde Buda’nm yücelişi, ölümsüzlüğe ulaşması toplumdan çekilip içekapamşla, duyulur evrenin etkilerinden kurtulmaya çalışmakla sağlanır.

Tanrı, insanın yaratılışı, ruh ve evren üstüne

Yesevîlik, Kadirîlik gibi içekapanışçı tarikatlardan etkilendiği anlaşılan Ahmed Rifaî’ye göre yaşamının ereği Tanrı’nın kayrasını kazanmak, ölümden sonra mutlu bir döneme ulaşmaktır. Bu döneme Tanrı’nın buyurduğu yolda gitmekle varılır. Tanrı yaratıcıdır, önsüz-sonsuzdur, yücedir, bilinemez, kavranamaz. İnsan düşüncesinin, tanrısal varlığı bir bütünlük içinde anlama olanağı yoktur .Tanrı kayrası olmadan kişide başarı söz konusu değildir. Tanrısal varlığı düşünmek bile Tanrı kayrasını kazanmaya, bu kayranın aydınlığında yürümeye bağlıdır. Kuran tanrısal buyruklardan, uyarılardan oluşan kutsal bir kitaptır. Onda sözcüklerin biri görünen (zahiri), biri görünmeyen (ledünni) olmak üzere iki anlamı vardır. Görünen anlamı kavramak Şeriat kurallarına uymakla, görünmeyen özü, gerçek anlamı yakalamak içekapanışla (riyazetle) sağlanabilir. İçekapanış kişinin kendini bulması yanıltıcı etkilerden arınması yöntemidir. İçine kapanan kişinin Tanrı’dan başka bir varlık : düşünmemesi, onun adlarından başka ad anmaması gerekir.

İnsan yaratılmıştır, günün birinde yokolacaktır. Bu yokoluş Tanrı’nın Kuran’da bildirdiği koşullarla gerçekleşecektir. Ruh ölümsüzdür, gövdeden önce, tanrısal evrende, bilinmeyen bir süre içinde yaratılmıştır. İnsan ruhun özünü bilemez, kavrayamaz, yalnız niteliklerini düşünür. Tanrı önce ruhu, sonra gövdeyi varetmiş, balçıktan kurulan bu gövdeye kendi özünden (ruhundan) üfürerek insanların atası olan Adem’i yaratmıştır. Kuran’da bu konuyla ilgili bilgiler kesindir; bunların karşıtını ileri sürerek yaratılış olayına başka kaynak aramak gerçekten sapmadır.

Ölüm gerçektir, ruhun gövdeden ayrılmasıdır. Tann’mn buyruğu gereği, önceden (ezelde) belirlenen süre içinde ruh gövdeden ayrılır, tanrısal evrene (ruhlar evrenine) döner. Kalkım günü, bütün insanların yargılanacakları günün öncesinde, ruhlar yeniden eski biçimlerini alacak olan gövdelere girecek, yüce yargıç olan Tanrı katına çıkacaktır. Büyük ölüm, yargı günü kişinin suçluluğu kesinleşerek cehenneme atılmasıdır. Ölümsüzlük ise gene yargı günü aklanıp cennete girmektir.

Evren yaratılmıştır, yoktan varedilmiştir, Tanrı’ nm uygun gördüğü bir süre içinde gene yokolacaktır. Tanrı’dan başka bir varlık kalmayacaktır. Bu konuda tek gerçek Kuran’la bildirilendir. Evrende görülen, görülmeyen bütün olayların tek yaratıcısı Tanrı’dır. Tanrı buyruğu,Tanrı istenci dışındabir olayın gerçekleşmesi, bir nesnenin varlığı söz konusu edilemez. Kişinin düşünmesi, gülmesi, yemesi, içmesi, ağlaması, öğrenmesi gibi nice olay Tanrı istencine göre gerçekleşir. Tanrı bunları bilir. Tanrı bilgisinin sınırı, geçmişi, geleceği yoktur. Evrenin varlığı bu tanrısal bilginin sınırları içindedir. Bu nedenle Tanrı evrende bütün olup bitenleri, olacakları bilir.

Dokuz aşamalı eğitim

Ahmed Rifaî’inin ortaya attığı, gerçekte daha önce kurulan tarikatlardan kaynaklanan bu görüşleri kavramak için tek yol içekapamşı (riyazeti) uygulamaktır. İçekapamş için tarikata girme gereği vardır. Tarikata giren kimse dokuz aşamalı bir eğitimden geçerek gerçeği kavrayabilecek olgunluğa ulaşır. Dokuz aşamanın her biri Tanrı adlarından biriyle anılır.

Ya Rahman basamağında kişi Tanrı’nın acıyan, bağışlayan, bolluk veren gücüne sığınır. Bu aşamanın özel törenleri vardır. Bunları yalnız tarikata girenler yerine getirir.

Ya Rahim aşamasında Tanrı koruyucu olduğu oranda acıyan, sıkıntıdan kurtaran, kişiye mutluluk verendir.

Ya Vehhab aşamasında Tanrı çok veren, kula umduğundan, istediğinden çoğunu bağışlayandır. Bu nedenle kul bütün gününü Tanrı’ya yakarmakla, ondan istemekle, dilemekle geçirmelidir.

Ya Kuddum,Tanrı’nın önsüz-sonsuz varlık olduğu, Tanrı’dan önce başka bir varlığın bulunamayacağı, bulunmadığı anlamına gelir. Tarikata giren kimse bu basamakta Tanrı’dan önce sığınılacak bir varlığın olmadığını öğrenir. Rifaîlik’te bu dört anış (zikr) aşamasından oluşan bütüne “çavuşluk mertebesi” denir. Bu aşamaları geçip “çavuşluk mertebesi”ne ulaşan kişi biraz yükselir.

Ya Hak aşaması Tanrı’nın Tanrı olduğu, en doğru, en gerçek varlık olarak nitelendiği, bilindiği basamaktır. Bu basamakta Tanrı, kendi adıyla anılır, öteki adlar birer tanrısal nitelik durumundadır.

Ya Hannan, Tann’nın çok acımakla bağlantılı olan niteliklerinden biridir. Tarikat düzenine göre bu basamak, Tanrı’nın “Rahim” ve “Rahman” niteliklerinin üstünde sayılır.

Ya Halim,Tanrı’nın en yumuşak, en uysal bir nitelikle insanları yönettiği basamaktır. Tanrı’nın insanlara örnek olan ğüleryüzlülük, yumuşaklık, alçakgönüllülük gibi birer erdem sayılan nitelikleri bu basamakta bulunur.

Ya Hay’da Tanrı bütün dirilerin dirisidir. Yaşam kaynağıdır, ölümsüzdür, yaşamın özüdür. Bu aşama ölümsüzlüğün, önsüz-sonsuz oluşun basamağıdır.

Ya Hafız’da Tanrı saklayıcıdır, koruyucudur, gözeticidir. Bu aşamada “varlık” kavramı altında toplanan, görünen, görünmeyen bütün nesneler Tann’mn koruyuculuğu, yönetimi, denetimi altındadır. Tanrı’dan başka koruyucu, Tanrı’dan başka saklayıcı yoktur. Bu beş aşamalı amş (zikr) katma “nekabet mertebesi” denir. Bu aşamaların birinden ötekine geçmek için belli törenler uygulanır. Belli kurallara uyulur. Bu görevleri başarıyla bitiren kişi (mürit) tarikat yöneticisinin (şeyhin) buyruğu üzerine en az dört gün içine kapanır (halvet); derin düşünceye dalar, çevresini kuşatan varlıkların etkisinden kurtulmaya çalışır.

Ahmed Rifaî, başına kara sarık sardığından, onu izleyenlerin de başlıkları karadır. Bu başlığın çevresine sarılan sarık da karadır. Ona göre bu peygamberin kurduğu bir gelenektir.

Rifaîlik’te kişinin hem kendi beniyle (kendi nefsiyle) hem de tarikat ve din inançlarını yayma uğrunda iki türlü savaşı vardır; ikisi de gereklidir. Bu da bir eğitim sorunudur.

Eğitim uygulamaları

Eğitim, kişinin kendini bütün eksikliklerden arındırması Tanrı ışığının içine doğmasını sağlaması için yapılan oldukça güç, sıkıntılı bir sınav dönemidir. Bu dönemde gövdenin en ağır, en dayanılmaz acılara alıştırılması işlemleri uygulanır. Kızdırılmış, kıpkızıl olmuş demir (Rifaî gülü) yalamak, karnına, yanaklarına şiş sokmak, sivri çiviler üzerinde yürümek,yatmak, cam parçalarını yutmak, kılıçla kamını deşmek, kılıcı göbeğinin bir yanından sokup öteki yanından çıkarmak gibi uygulamalar tarikatın başlıca eğitim türleridir. Bir söylenti niteliğine bürünerek çok geniş bir alana yayılan bu işlemlerin gerçekliği tartışmalıdır. Kimi araştırıcılar bu işlemlerin bir söylenti olmaktan öteye geçemeyeceğini, kendinden geçmiş, istenci elinden alınmış bir kimsenin yapılamayacak işleri yapıyor gibi görünmesinden kaynaklandığını ileri sürerler.

Ahmed Rifaî’nin yaşadığı yöre gereği, eski İran ve Hint inançlarından etkilendiği, bunları biraz değiştirerek, kendi çevresine uydurmaya çalıştığı anlaşılmaktadır. Buna karşılık Ahmed Rifaî’nin etkisi büyük olmuş, yaşadığı dönemden günümüze değin Ortadoğu İslam ülkelerinin hepsinde onun adına tekkeler kurulmuştur. Anadolu’da en yaygın tarikatlardan biri olan Rifaîlik kimi okumuşlar çevresinde de benimsen-rtıiştir. Bunun nedeni tarikata bağlananların çalgılı, türkülü toplantılar düzenlemeleri, müziğe önem vermeleridir. Türkiye’de Rifaîlik’in en yaygın olduğu yer İstanbul’dur.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi

Sitede Ara