Hacı Bektaş Veli Kimdir, Hayatı, Felsefesi, Eserleri, Hakkında Bilgi

HACI BEKTAŞ VELİ (1209-1271)

Türk, mutasavvıf. Bektaşilik’in öncüsüdür. Tanrısal gerçeğe sevgiyle varılabileceği görüşünü yaymaya çalışmıştır.

Horasan’da doğdu, Kırşehir’e bağlı Sulucakara-höyük’te (Hacıbektaş) öldü. Yazılı kaynaklara geçen yaygın bir söylentiye göre, Hacı Bektaş Veli, Horasan’da bulunduğu dönemde Ahmed Yesevi’nin kurduğu Yeseviye Tarikatı’nın görüşlerini benimsemiş, Anadolu’ya gelip Baba İshak’la tanıştıktan sonra eski düşüncelerini değiştirmiştir. 1240’tan önce Anadolu’ ya gelen Hacı Bektaş Veli, önce Sivas’ta oturmuş, sonra ününü duyduğu Bahailik’in kurucusu, Baba İshak’la tanışmak için Amasya’ya gitmiştir. Baba İshak’ın yanında kaldığı sürece onun görüşlerini benimsemiştir. Selçuklular’a karşı ayaklanan Baba İshak’ın 1240’ta öldürülmesinden sonra Anadolu’nun birçok yöresini dolaşan Hacı Bektaş Veli, sonunda Kırşehir’in Sulucakarahöyük bucağına yerleşmiş, orada kurduğu dergâhta çevresinde toplananlara Bektaşilik’in ilkelerini açıklamaya başlamıştır. Onun Kadın Ana ile evlendiğini söyleyenler olduğu gibi, bu kadını evlat edindiğini ileri sürenler de vardır.

Hacı Bektaş Veli’nin yaşam öyküsü, birtakım söylencelerle, olağanüstü olaylarla süslenmiş bir yapıt olan Menakıb-ı Hacı Bektaş Veli-Velayetnâme’de bütün ayrıntılarıyla sergilenmiştir. Bu yapıtta o, gerçek yaşamıyla değil, Anadolu insanının onu sevdiği, görmek istediği, tasarladığı biçimde anlatılmıştır.

Nitekim Eflâkî Dede de Menakıbul-Arifin (“Ariflerin Menkıbeleri”) adlı yapıtında “Hacı Bektaş’ın marifetle dolu bir kalbi vardı, fakat Şeriat’a uymuyordu” diye niteler, onun dervişleri aracılığıyla Mevlânâ ile düşünce alışverişinde bulunduğunu bildirir. Söylenceler Hacı Bektaş Veli’yi aslana bindirir, kuşlarla, geyiklerle konuşturur, denizler üzerinde yürütür, aslan postuna oturtarak göklerde uçurtur, ona ölüyü dirilttirir, körleri gördürtür, sayrıları sağlığa kavuş-turtur. Yaşamının bir söylence niteliği taşımasına karşın, Hacı Bektaş Veli’nin geliştirdiği düşünce Anadolu insanının dünya görüşünü, ahlakını, bireysel ve toplumsal ilişkilerine biçimlendiren bir özle doludur. insan varlığı çevresinde odaklaşan bu düşünce sevgi sorunundan yola çıkar.

Tanrı-insan özdeşliği

Hacı Bektaş Veli’nin adından kaynaklanan Bektaşilik’in içerdiği düşüncelerin odağını oluşturan sevgi evren-Tanrı-insan birliğini kavramayı erek edinir. Kendi adına düzenlenen Velayetnâme’ât açıklandığına göre Hacı Bektaş Veli bütün insanların kardeş olduklarını, bütün yeryüzünden ortaklaşa ve barış içinde yararlanılması gerektiğini, varlık birliğinin gerçekliğini, insanın tanrısal niteliklerle donatıldığını savunmuş, insanın bir sevgi varlığı olduğu görüşünü benimsemiştir. Sevginin insanı olgunlaştırmak, Tanrı’ ya ulaşmasını sağlamak, varlık birliğinin anlamım kavramak gibi üç başarısı vardır. Bu başarının ilk basamağı kişinin kendini tanıyarak sevmesidir. Kendini bilen kendini sever, kendini seven kendini bilir. Kişi tanrısal bir özle donatıldığından “kendini seven Tanrı’yı sever”. Bu düşünce Bektaşilik’te varlık birliğine giden tek yoldur, bu nedenle bütün Bektaşiler’in bağlandıkları bir ilke niteliği taşır. Hacı Bektaş Veli’nin izini sürenlere göre Tanrı’yı sevmek Ali’yi sevmekle başlar, çünkü Bektaşilik Ali sevgisini yaymayı, sürdürmeyi amaç edinmiştir.

Bektaşilik’te üç, dört, yedi, dokuz, hak gibi sözler kutsaldır. Bütün varlık türlerini oluşturan dört öğe vardır, bunlar da od, yel, toprak ve sudur. Tanrı, evreni bu dört kurucu öğeyi sevgiyle birleştirerek yaratmıştır. Bu nedenle sevgi birleştirici, uyum sağlayıcıdır. İnsan da bu dört öğeden kurulmuştur, ancak onda tanrısal bir töz olan tin vardır. Tin ölümsüzdür, gövdeye sonradan girmiştir, gene geldiği tanrısal kaynağa dönecektir. Tinin gövdeden ayrılması ölüm olayını doğurur. İnsana gerçek değerini kazandıran, onu öteki varlık türlerinden üstün Ikılan bu tindir Tin yalnız gövdeye dirilik sağlamakla kalmaz anlayış, bilme, tanıma, düşünme, us gibi bütün yetilerin de kaynağıdır. Hacı Bektaş Veli de bu yetileri kendinde toplamış, olgunluğun en yüksek aşamasına ulaşmış bir kimsedir.

Velayetnâme’nin incelenmesinden anlaşıldığına göre, Hacı Bektaş Veli için, din ayrılığı gereksizdir, insanlar arasına anlaşmazlık sokar. Bu nedenle Tanrı’ nin varlığına, birliğine, insanla olan özdeşliğine inanan bütün insanlar eşit inanç ortamındadırlar. Dinler insanları ayırmak, birbirinden soğutmak için değil, barış ve kardeşlik sağlamak içindir. İnsan çalışmalı, elinin emeğiyle geçinmeli, başkalarına yük olmamalı, elinden geldiğince yardımcı olmalıdır. Hacı Bektaş Veli’ye göre gerçek dostluk budur.

Bektaşilik’in kaynakları

Hacı Bektaş Veli adına düzenlenen Velayetnâme ve Makalât (“Konuşmalar”) incelenince Bektaşilik’in Anadolu’nun çoktanrıcı dönemlerine değin uzayan bir inanç kaynağından beslendiği, Anadolu insanının düşünce yapısına uygun bir nitelikte biçimlendiği, bu kuruluşta İslam etkisinin çok az olduğu anlaşılır. Özellikle od, yel, su ve toprak gibi dört ilke öğretisi, insan-Tanrı özdeşliği, tinin ölümsüzlüğü, içkinin yasak olmayışı, Tanrı-Ali-insan üçlemesi, bütün insanların kardeş oldukları görüşü çok eskilere giden bir düşünce ürünüdür.

Hacı Bektaş Veli’nin etkisi Anadolu ve Rumeli bölgelerinde çok geniş bir alana yayılmış, yedi yüz yılı aşkın bir süre, özellikle yazın alanında, değişik türde ürünlerin ortaya konmasına olanak sağlamıştır. Bir yandan halk şiirini, bir yandan tekke şiirini etkileyen Bektaşilik anlayışı, yer yer Hurufilikle, Yeni-Platonculuk’la karışarak yeni bir düşünce türünün doğmasına yol açmıştır. Resim, yazı-resim, şiir, oyun, çalgı, tören gibi varlıkların yayılmasında, gelişmesinde önemli katkısı olan Hacı Bektaş Veli, 14,yy başlarından 19.yy başlarına değin, Yeniçeri Ocağı’mn simgesi durumundaydı. Yeniçeri Ocağı onun adına tören düzenler, “gülbank” denen duayı okurdu. Hatayi (Şah İsmail), Kaygusuz Abdal, Kazak Abdal, Kul Himmet, Pir Sultan gibi, Anadolu halkı üzerinde büyük etkisi olan ozanların hepsi Hacı Bektaş Veli’ den esinlenmiştir.

•    YAPITLAR (başlıca): Velayetnâme (ö.s.), 1958.

•    KAYNAKLAR: Ahmed Eflaki, Menakıbü’l-Ârifin, 1953; Ali Ulvi Baba, Bektaşi Makalâtı, 1925; B.Atalay, Bektaşilik ve Edebiyatı, 1924; İ.Z.Eyuboğlu, Bektaşilik, 1980.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi

Sitede Ara