Bela Bartok Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

BARTÖK, Bela (1881-1945)

Macar besteci ve piyanist. Folklor alanında yaptığı önemli çalışmalarla 20. yy besteciliğinde yeni bir yol açmış, ulusal müzik okulları üzerinde etkili olmuştur.

25 Mart 1881’de güney Macaristan’da, bugün Romanya’nın bir kasabası olan Nagyszentmiklös’ta doğdu. Küçük yaşlarda müziğe yatkınlık gösterdi. İlk piyano derslerini beş yaşındayken annesinden aldı. Amatör bir müzikçi olan babası, o daha sekiz yaşındayken ölünce, annesi eski mesleği öğretmenliğe dönerek ülkenin çeşitli bölgelerinde çalıştı. Bartok bu geziler sayesinde, o dönemde sınırları çok geniş olan Macaristan’ı tanıma imkânı buldu.

Sekiz yaşında beste denemelerine başladı. 1891’de halk önündeki ilk konserini verdi. 1894’te annesinin Pozsony’ye (bugünkü Bratislawa) yerleşmesi, düzenli müzik dersleri almasına imkân verdi. Dohnanyi ve Brahms’tan etkilenerek, klasik tarzla yakından ilgilendi. 1899’da okulu bırakarak Budapeşte’deki Kraliyet Müzik Akademisi’ne girdi. Bu dönemde, bestecilikten çok piyanoda ustalaşıyor, bir virtüöz olarak tanınmaya başlıyordu. Ancak, 1902’de Richard Strauss’un Also Sprach Zarathustra (Zerdüşt Böyle Konuştu) adlı yapıtını dinlemesi, onu yeniden beste çalışmalarına yöneltecek ölçüde etkiledi.

Halk müziği araştırmaları
1904 yılı Bartök için önemli bir dönüm noktası sayılır. Bu tarihte Macar halk müziğini tanıma gereğini farkederek gerçek köylü müziği üzerine araştırmalara girişti. Bu konuda, giderek yakın bir dostluk kurduğu Zoltan Kodâly ile işbirliği yaptı.

1907’de, hâlâ sadece piyanist olarak ilgi gören Bartök, Budapeşte Müzik Akademisi’nin piyano öğretmenliğine getirildi. Böylece, para sorunu kısmen çözüldükten sonra 1909’da bir öğrencisiyle evlendi. Bir yandan da Macaristan ve komşu ülkelerde halk müziği araştırmalarını sürdürmekteydi. Ancak, özellikle kendi ülkesinde, yapıtlarını çalacak bir orkestra ve yönetecek bir şef bulmakta büyük güçlük çekiyordu. Kodâly ve başka bazı genç müzikçilerle giriştiği bağımsız bir orkestra kurma çabası da, parasızlık ve basının küçümseyici tavrı nedeniyle başarısızlığa uğradı. Bu durumdan umutsuzluğa düşen Bartök, 1912’de konser hayatından çekilerek, tümüyle halk müziği araştırmalarına yöneldi. 1913’te Biskre çevresine bir gezi yaparak Arap müziğini inceledi.

Ancak, I. Dünya Savaşı’nı önceleyen gelişmeler, bu faaliyetini kesintiye uğrattı. Savaş sonrasında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu dağılmış, Macaristan topraklarının yaklaşık üçte ikisini kaybetmiş ve büyük bir karışıklık içine düşmüştü. Komşu devletlerin düşmanca milliyetçi tavrı Bartök’u, araştırmalarını ülkesinin küçük topraklarıyla sınırlandırmak zorunda bıraktı. Öte yandan savaş yıllarında, besteci olarak bir ölçüde ilgi görmeye başladı. Savaşa katılmak zorunda olmayışı, beste çalışmalarını sürdürmesine olanak verdi. O dönemin bir ürünü olan Tahta Prens adlı balesi 1917’de sahnelendi. Bir yıl sonra da, 1911’de bestelemiş olduğu ve daha önce opera yönetimince reddedilen Dük Mavi Sakal’m Şatosu adlı operası oynandı. Yine de, sahne eserlerinin ancak sınırlı bir ölçüde temsil edilmesi, ülkesinde yeterince tanınmasını engelledi. Bunda, iki yapıtın da metin yazarı olan Bela Balâzs’ın komünist eğilimli olmasının da rolü vardı. Nitekim, 1919’daki kısa süreli komünist rejimin devrilmesinden sonra, Bartök’ un durumu daha da güçleşti. Çeşitli yabancı ülkelerde kendi yapıtlarını çalarak dönemin bestecileri arasında çok önemli bir yer edinmesine karşılık, ülkesinde kendini kabul ettirmesi, zorlu bir mücadale gerektiriyordu. Üstelik Bartök, özellikle siyasi bakımdan taviz vermemekte direniyordu.

Bununla birlikte, müzikçi olarak değeri, resmi bir onay görmesini gerektirecek ölçüdeydi. 1923’te Buda ve Peşte kentlerinin birleşmesinin 50. yıldönümü için bir orkestra yapıtı yazmakla görevlendirildi ve kendisinin de önemli bir dönüm noktası saydığı Dans Süiti’ni besteledi. Aynı yıl eşinden ayrılarak başka bir öğrencisiyle evlendi. Bunu izleyen birkaç yıl, beste çalışmaları bakımından fazla yoğun değildir. Sanatçı daha çok halk müziği üzerine önemli kitaplarının yayımlanması işleriyle uğraştı.

1926’da bir dizi piyano yapıtı verdi. Bunlar, yepyeni bir stille bestelenmişti. Aynı yıl, ikinci bir bale yapıtı Harika Mandarin, Köln’de ilk kez sahnelendi. Yedi yıl önce bestelenmiş olan bu yapıt, “ahlaka aykırı” bulunarak yasaklanmış ve Macaristan’da oynanabilmesi için 1945’e değin beklemek gerekmiştir.

Macaristan’dan ayrılması
1930’larda halk müziği üzerine çalışmaları daha da yoğunlaştı. 1932’de Mısır’a, 1936’da Türkiye’ye yaptığı geziler, hem bu ülkelerde araştırmalarını sürdürmesini sağlamış, hem de buralardaki müzik yaşamını etkilemiştir. 1935’te Tahta Prens, metin yazarı Balâzs’ın adı hiç geçirilmeden sahnelendi. Bir yıl sonra da Dük Mavi Sakal’m Şatosu oynandı. 1937’de küçük bir taşfa kentinde düzenlenen ve Bartök’un yapıtlarından oluşan, bestecinin de katıldığı konser canlı bir ilgiyle karşılandı. Bu, Bartök’un genç nesle bağladığı umudu güçlendirmiş, besteciyi cesaretlendirmiştir.

Bu başarılara karşın, ülkesindeki durumu giderek zorlaşıyordu. Müziğine ve tavrına resmi çevrelerden, Katolik Kilisesi’nden tepkiler gelmekteydi. O yıllarda Macaristan, Nazi Almanyası’yla ittifak halindeydi ve bunun etkileri, ülkenin toplumsal koşullarında ve kültür yaşamında kendini duyuruyordu. Bu dönemde, vatana ihanetle bile suçlandı. Çoğu Yahudi olan bazı önemli bestecilerin yapıtlarının Nazilerce yasaklanması üzerine, Göbbels’e bir mektup yazarak kendisinin de yasak besteciler listesine alınmasını istedi. Macaristan’daki son yıllarını büyük bir tepki duyduğu bu gelişmelere karşı çıkma olanağının olmamasının yarattığı bir gerilim içinde yaşayarak geçirdi. Pek çok tereddütten sonra, 1940 Ocak’ında göçmen olarak ABD’ye gitti. Bu arada Türkiye’ye gelmeyi de düşünmüş, ancak buradaki Almanya yanlısı müzikçilerin engellemesiyle karşılaşmıştır.

ABD’ye varışından kısa bir süre sonra Columbia Üniversitesi’nde fahri müzik doktoru oldu. Böylece, halk müziği araştırmalarına devam etme olanağını buldu. Ancak, geçimini sağlamak için, eşiyle birlikte yoğun bir konser faaliyetini sürdürmek zorundaydı. Fazla çalışma ve yoksul denilebilecek yaşam koşulları, sağlığının giderek bozulmasını hızlandırdı. Yine de, ölümüne değin, beste çalışmalarında verimli olabildi. 1943’tebestelediği Orkestra İçin Konçerto, ABD’deki ilk yapıtıydı. Ancak çalınması için bir yıl geçmesi gerekti. 1945’te, hastalığının engel olmasına değin tamamlamaya çalıştığı Üçüncü Piyano Konçertosu’ ,nun son birkaç ölçüsü eksik kaldı ve bir öğrencisi tarafından bitirildi. O yıl, Nazizm’in baskısından kurtulmuş olan Macaristan’dan resmi bir çağrı aldı. Ülkesine dönmeyi planlarken, hastalığı buna izin vermedi ve 26 Eylül 1945’te, New York’ta, bir hastanede öldü. Birkaç yıl sonra, büyük bir ilgisizlik ve güçlükler içinde yaşadığı ABD’de bir kahraman olarak anılmaya başladı.

Budapeşte Müzik Akademisi’ndeki ilk yıllarında daha çok piyano üzerine çalışmalar yapan Bartök’un sanatında, Richard Strauss’un önemli bir etkisi oldu. Bunun yanı sıra genç besteci, Habsburg İmparatorlu-ğu’nun bir parçası durumundaki Macaristan’da hızla yayılan milliyetçi duygulara da açıktı. Aslında on bölümlük bir senfonik şiir olan Kossuth Senfonisi, böyle bir dönemin ürünüdür. Bu yapıt 1904’te ilk kez çalındığında, Alman milli marşını karikatürize eden bölümü nedeniyle, orkestranın Alman ve AvusturyalI üyeleri arasında bir skandal etkisi yarattı.

1904 yılının sonlarında, çingene müziğiyle karıştırılan Macar halk müziğinin hemen hiç tanınmadığını farkeden Bartök, giderek, halk sanatının, “Macar sanat müziğindeki bir rönesans için temel oluşturabileceğini” düşünmeye başladı. Bestecinin halk müziğindeki müzikal anlatım araçlarını alabildiğine özümsemesi gerektiğini savunuyordu. Gerçekten de Bartök, 20. yy müziğinin araçlarına yapıtlarında yer veriyor, bir yandan da halk ezgilerinin özelliklerini bu eğilimle kaynaştırıyordu. Halk müziğinde keşfettiği kaba teknikler, süssüz melodiler ve sert bir hava, onun tonal müziğin sınırlarını zorlayan yapıtları için her zaman bir esin kaynağı oldu. Bartök özel yaşamında sade ve sakin bir kişi olmasına karşılık, müziğinde yeni anlayış ve deneylere yer vermekte son derece atılımcıydı. Yenilik arayışlarıyla halk müziğinden aldığı etkilerin bir bileşimini oluşturmaya çalıştı. Bu çabasıyla, daha ilk dönemlerinde bile bütünüyle kendine özgü, duygusal anlatıma da yer veren kişisel bir müzik geliştirebildi. Adeta düzensiz, ritmi ve armonisiyle rahatsız edici bir müzikti bu.

Yaylı çalgılar dörtlüleri
Bartök’un besteleri, 1904-1907 yıllarında orkestra yapıtları, 1908-1910 arasında piyano müziği, 1911-1919 yıllarında da sahne yapıtları olarak yoğunlaşmıştır. 1908’de ve 1915-1917 yıllarında yazdığı iki Yaylı Çalgılar Dörtlüsü, bu dönemin en önemli eserlerindendir. Bartök, altı yaylılar dörtlüsü besteledi. Bunların, Beethoven’in geç dönem dörtlülerinden sonra, bu biçimin en yoğun ve yetkin örnekleri olduğu, yaygın bir düşüncedir. Dörtlüleri, onun sanatının gelişiminin bir özeti sayılır, genellikle. İlk dörtlüsünde Wagner ve Debussy etkisinin yanı sıra, kendi kimliğinin de belirginlik kazandığı görülür. İkinci dörtlüde ise, halk müziğinin ritmik özellikleri özümsenmiştir.

1923’te orkestra için bestelediği Dans Süiti, müziğinde yeni bir döneme geçişi oluşturdu. Bunu izleyen yıllarda romantik eğilimler de taşıyan anlatımcı üslubu yerini, daha keskin, nesnel bir stile bıraktı. Ritmik yapıda kuvvetli vuruşlar ve çarpıcılık daha da ağırlık kazandı; armonik bakımdan uyumlu olmayan aralıkların öne çıktığı bir çokseslilik gelişti. 1926’da yazdığı Piyano Sonatı ve Birinci Piyano Konçertosu, bestecinin yeni aşamasının önemli örnekleridir. Schönberg’in on iki nota sistemi üzerinde yoğunlaşan çalışmaları da, özellikle bu dönemde görülür. 1927 ve 1928’de bestelediği üç ve dört numaralı yaylı çalgılar dörtlülerinde, hem bu dizisel yapıyı kendine özgü bir yorumla değerlendirdi, hem de yeni bir tını arayışına yöneldi.

Dördüncü Yaylılar Dörtlüsü’nde bölümlerin tema bakımından birbiriyle ilişkilendirilmiş olması, Beşinci Yaylılar Dörtlüsü’nde de görülen bir özelliktir. 1934’te yazılan bu dörtlü, lirik anlatımıyla, melodik ve armonik yapısıyla, tonal özellikleriyle, Bartök’un klasik tarza yeni bir eğilim gösterdiği dönemin ilk ürünlerinden sayılır. Besteci bu aşamada, görece basit biçim ve teknikler denemiş, müziği armonik ve melodik bakımdan yumuşamış ve tonal yapıya biraz daha yaklaşmıştır. Altıncı Yaylı Çalgılar Dörtlüsü, bu özelliklere sahip en olgun yapıtlarından biridir ve özgün bir biçim denemesi oluşturur. Orkestra İçin Konçerto’da ise klasik senfoniye başarıyla yaklaşmıştır.

Çağdaş müzikteki yeri
Bartök’un çağdaş akımlarla ilişkisi, müziğinde belirgindir. Ancak köylü müziğinin yapıtlarında kazanmış olduğu özel önem, ona bu akımlar içinde kesin bir konumda görülmesini güçleştiren bir özgünlük kazandırmıştır. Belli dönemlerinde Debussy, Schönberg ve Stravinski’den etkilenmiş, Ekspresyonizm ve Neo-Klasizm’e yönelmiştir ama bu akımların tipik bir temsilcisi sayılmaz. Halk müziğinin bir kaynak olarak değerlendirilmesi bakımından Debussy ve Stravinski’yle olan farklılıklarını kendisi de belirtmiştir. Bartok’a göreDebussy’nin müziği, halk müziğinden “etkilenmiş ”tir. Stravinski ise, Bahar Ayini gibi yapıtlarında, kendi estetik anlayışıyla uyumlu bir şekilde, halk müziğini “taklit” etmektedir. Bartök’un aradığı ise “ne köylü ezgileri, ne de bunların taklitleri” değil, tümüyle “köylü müziğinin havasıyla kaplanmış” bir müziktir. Arkadaşı Zoltan Koddly’le birlikte halk müziği araştırmalarına daha çok ulusal duygularla girişmişse de, bir besteci olarak ülkesinin Avrupa müziğinde bir yer edinmesine çalışmak gibi, sanat kaygısını aşan bir amaç gütmemiştir. Yaratıcı kişiliğinin yanı sıra, bu da, halk müziği malzemesine yaslanan birçok çağdaş bestecininkinden çok farklı, halk müziğinde var olan özü yepyeni bir yapı içinde dile getirebilecek güçte ürünler vermesini sağlayan etmenlerden biri olarak değerlendirilebilir.

Bartök, kentlileşerek ve sanayi ya da tarım işçiliğine kayarak geleneksel yaşam tarzlarından uzaklaşmaya başlayan köylülüğün kendine özgü müziğini yaşamı boyunca sürdürdüğü yoğun bir çabayla inceleyerek, bu müziğin tanınmadan yitip gitmesi yerine besteciler için geniş bir kaynak oluşturmasına olanak sağladı. Bu çaba, hem ulusal müzik ve kültürün bir boyutunun bilinçle değerlendirilmesini sağladı, hem de bestecilik sanatına zengin bir malzeme ve yeni bir yön kazandırdı. Bu girişimiyle, Bartök, 20. yy bestecilerini en çok etkilemiş müzikçilerden biri olmuştur. Ayrıca halk müziği araştırmalarından bağımsız olarak klasik biçimlere birçok yenilikler getirdiği çalışmalar yapmıştır. Etkinliğinin bu iki dinamik öğesini başarıyla bütünleştirebilmiş olması da, bir besteci olarak Bartok’a müzik tarihinde önemli ve özgün bir konum kazandırmıştır.

•    YAPITLAR: Opera: Dük Mavi Sakalın Şatosu, 1911. Bale: Tahta Prens, 1914-1916; Harika Mandarin, 1919. Korolu yapıtlar: çeşitli ülkelerden düzenlenmiş Halk Şarkıları; Cantata Profana, 1930, (“Dünyevi Kantat”). Orkestra yapıtları:,Kossuth Senfonisi, 1903, Dans Süiti, 1923; Yaylılar, Vurma Çalgılar ve Celesta için Müzik, 1936; Orkestra için Konçerto, 1943. Konçertolar: 3 Piyano Konçertosu; 2 Keman Konçertosu; keman için 2 Rapsodi. Oda Müziği: 6 Yaylı Çalgılar Dörtlüsü; Solo piyano için Microcosmos adlı parçalar dizisi; solo keman için Sonata.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi

Yorum ekle...

Konu hakkında yorum ya da düşüncelerini paylaş...

Daha yeni Daha eski