Maurice Hauriou Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

Maurice Hauriou (1856-1929)

Fransız hukukçu ve sosyolog olan Léon Duguit'tir. Duguit, "kurum kuramı"nın kurucusu olarak kabul edilir.

Léon Duguit, 1859 yılında Ladiville'de doğmuş ve Toulouse'de ölmüştür. Hukuk eğitimini Bordeaux'da almış ve 1879'da hukuk doktoru unvanını elde etmiştir. 1883 yılında, Toulouse Hukuk Fakültesi'nde hukuk tarihi profesörü olarak göreve başlamıştır. Daha sonra idare hukuku ve 1920'den ölümüne kadar da anayasa hukuku dersleri vermiş ve bu alanlarda önemli kuramsal çalışmalar yapmıştır. Ayrıca, bu konularda ders kitapları da yayınlamıştır.

Duguit, 1909'dan itibaren Toulouse Hukuk Fakültesi dekanlığını üstlenmiştir. Hayatı boyunca hukuk alanında önemli katkılarda bulunmuş ve özellikle kamu hukuku ve sosyal hukuk konularında etkili olmuştur. Kurduğu "kurum kuramı", devletin ve toplumun yapısal olarak anlaşılmasına ve hukukun sosyal işlevlerine odaklanır.


Hukuk anlayışı

Hauriou, hukukun toplumsal yaşamın düzenleyicisi olduğuna ve topluluğun sürekliliğini ve ilerlemesini sağlamak için önemli bir işlev gördüğüne inanır. Ona göre, hukukun temel amacı, toplum içindeki gerilimleri hafifletmek ve sürekliliği sağlamak için denge kurmaktır.

Duguit'ten farklı olarak, Hauriou'nun hukuk kuramı öz ve biçim arasındaki üstünlük ilkesine dayanır. Yani, hukukun sadece teknik ve biçimsel yönlerini değil, aynı zamanda toplumda var olan ahlaki, adil ve anayasal inançlar gibi ilke ve değerlerin de önemini vurgular. Bu ilke ve değerler, Hauriou'ya göre hukuka dinamizm ve ruh kazandırır.

Bu yaklaşım, Hauriou'nun hukukun sadece kurallarla sınırlı olmadığını, aynı zamanda toplumsal değerlerle de ilişkili olduğunu savunur. Hukukun, toplumun ihtiyaçlarına ve değerlerine uygun bir şekilde evrilebileceğini ve bu sayede toplumsal değişime katkıda bulunabileceğini öne sürer.

“Kurum kuramı”

Hauriou’nun hukuk tezinin temeli olan “kurum kuramı” genel olarak hukuk ile devlet arasındaki ilişkileri, özel olarak da hukuk devletinin ve çağdaş idare hukukunun doğuşunu açıklamada odaklaşmaktadır. Kamu hukukuna, idare hukukuna ve anayasa hukukuna ilişkin kitaplarında bu kuramının değişik boyutlarını gözler önüne sermiş, bu dallarda karşısına çıkan özel sorunları kendi kuramsal çerçevesi açısından çözmeye çalışmıştır.

Hauriou, 1925’te yayımladığı “La theorie de İinstitution et de la fondation” (“Kurum ve Kuruluş Kuramı”) adlı makalesinde, toplumsal gerçeklere ve tarihsel olaylara büyük önem vermiş, “kurum” denen olgunun niteliği konusunda çözümlemeler geliştirmiştir. Buna göre devlet manevi kişiliğe sahip en üstün kurumdur, “kuramların kuramudur”. Devletle kişi arasında da pek çok kurum yer alır. Sendika, dernek, şirket vb. gibi.

“Kurum”un öğeleri

Hauriou'ya göre, bir kurumun dört temel öğeden oluştuğunu belirtmektedir:


İş ya da Girişim Düşüncesi: Kurumun çekirdeği olan bu düşünce, öncelikle nesnel bir varlıktır. İnsan bilinci tarafından kavranır ve özelleştirilir. Örneğin, kamu hizmeti düşüncesi bir idare kurumunun temelini oluştururken, sağlık hizmeti düşüncesi bir sağlık kurumunun çekirdeğini oluşturur.

Toplumsal Ortam: Düşüncenin gerçekleşebileceği bir toplumsal ortamın varlığı gerekir. Kurumun yaşayabilmesi, hem temel düşünceye bağlı kalınabilmesine hem de toplumsal ortamın elverişliliğine bağlıdır. Örneğin, devlet toplumun bütününü kucaklar, ancak sendika veya dernek gibi kurumlar sadece belirli bir toplumsal kesimi temsil eder.

Organlaşmış Güç: Bu güç, bir kişinin veya kişilerin emrinde değil, ana düşüncenin hizmetindedir. Kurumun amaçlarına uygun olarak sınırlıdır ve keyfi değildir. Bu nedenle, iç dengelerin sağlanması önemlidir. Örneğin, devlet için güçler ayrılığı ve temsil mekanizmaları gibi iç denge sistemleri önemlidir.

Sürekli Bilinç Desteği: Ortak bir düşünce etrafında birleşmek yeterli değildir; bu bağlılık sürekli olarak yenilenmelidir. Kurumun sürekli ve bilinçli destek alması gerekir. Örneğin, bir miting topluluğu geçici olduğu için bir kurum olarak kabul edilmez, ancak sürekli ve bilinçli destekle bir araya gelen gruplar kurumlar oluşturabilir.

“Kurum”un fizyolojisi

Kurumlar, canlı bir organizmaya benzer ve doğar, büyür, yaşar ve ölürler. Bu yaşam döngüsü, her aşamada belirli özellikler ve ortak nitelikler gösterir.


Kurumun doğuşu, bir topluluğun belli bir iş veya girişim düşüncesini benimsemesi ve bir organizmanın gerçekleşmesiyle meydana gelir. Bu oluşum, bazen yavaş ve doğal bir evrimle gerçekleşirken, bazen de ani ve iradeye dayalı bir şekilde ortaya çıkar. Teamüli oluşumlarda, doğum anında tüzel kişilik elde edilmez; kurum önce manevi bir kişilik kazanır, ardından hukuki kalıplarla tüzel kişilik kazanır.


Kurum, kurucuları öldüğünde bile varlığını sürdürür çünkü kurumun dayandığı düşünce geçerliliğini korur. Ancak zamanla bu birleştirici güç azalabilir ve kurum, öğelerini kaybetmeye başlarsa sona erer. Son buluşu, yavaşça kaldırılması veya aniden sonlandırılmasıyla gerçekleşebilir.

Kurum Kuramı’nı uygulayışı

Hauriou, "kurum kuramı"nı devletin doğuşu ve yaşamıyla ilgili hukuki ve kuramsal sorunların iç içe geçtiği kamu hukuku ve anayasa idare hukukuna uygulamıştır. Ona göre devlet, diğer kurumsal yapılar gibi, yavaşça gelişen bir oluşumdur. İlk dönemlerde devlet sadece güce dayanırken, çağdaş devlet olgusu ortaya çıktığında, düşünceye dayalı bir yapıya dönüşmüştür.

Güç temelli devlet, başlangıçta belirli bireylerin baskı gücünü kullanarak topluluğa egemen olduğu bir siyasi düzeni ifade eder. Ancak bu dönemde devletin işlevi, genellikle belirli kişilerin çıkarlarını korumak ve toplumu denetlemektir. Hauriou'ya göre, bu tür bir yapı "kurumsal" nitelikten uzaktır çünkü genellikle kamusal bir amaca hizmet etmez.

Ancak ilerleyen dönemlerde, devletin bir kurum olarak kabul edilebilmesi için, ulusal toplumun kamu gücüyle iç ve dış tehditlere karşı korunması, kamu otoritesinin uygulanması ve bireylerin belirli özgürlüklerinin güvence altına alınması gerekmektedir. Bu düşünce zamanla değişebilir ancak temel prensip sabit kalır.

Hauriou'ya göre, gerçek anlamda bir devlet, siyasal iktidarın kendi varlığını, toplumun genel çıkarlarını korumak ve kamu düzenini sağlamak amacıyla kullandığı bir noktada doğar. Bu, devletin gücünü toplumun yararına kullanmaya başladığı dönemi işaret eder ve siyasal iktidarın kişisel çıkarlardan ve bir hükümdarın mülkiyetinden bağımsız hale geldiği bir dönemi yansıtır.

Kaynaşma ve kişileşme aşamaları

Hauriou, devletin olgunlaşıp manevi bir kişilik kazanmasını "kaynaşma" ve "kişileşme" olmak üzere iki aşamada ele almaktadır. İlk aşamada, devlet toplum içinde gücü elinde bulunduranlarla yönetilenler arasında düşünce birliğinin oluşmasıyla başlar. Bu aşamada devlet, henüz seçim yoluyla işbaşına gelmiş bir hükümet değildir, ancak topluluğun sürekliliğini ve ilerlemesini sağlamak amacıyla bir düşüncenin emrine girmiştir. Ancak, bu aşamada devletin gücü hükümdarın elindedir ve süreklilik ve istikrar sağlanamaz. İkinci aşama olan "kişileşme" aşamasında ise, halk etkin bir güç haline gelir ve devlet işlerine katılmaya başlar. Devlet artık kurumu oluşturan topluluğa bağlı olarak işlem yapmaya başlar ve manevi bir kişilik adına hareket eder. Bu aşamada devlet, hukuki kişiliğini kazanır ve uluslararası alanda tanınır hale gelir.


Hauriou, devletin iktisadi etkinliklerine de dikkat çeker ve devletin iktisadi korumacılığının hukuktaki ilk kuramsal yansımalarını inceler. Ayrıca, devleti "manevi kişilik" ve "egemenlik gücü" ile nitelendirir ve varlığını özgürlüğün gerçekleşmesine borçlu bir kurum olarak tanımlar. Ona göre, devlet medeni yaşamın koruyucusudur ve iktidar devlet için gerekli bir yetki olmasına rağmen, özgürlüğü sağladığı koşulda meşruluk tanınır.


Hauriou'nun kuramı, devletin asgari özgürlükleri sağlama ve bireysel hakları koruma görevini üstlendiği anayasal bir rejimi savunur. Ancak, eleştirilere de maruz kalmıştır. Bazı eleştirmenler, Hauriou'nun kuramının çağdaş tarihe ve siyasal özgürlüğe ulaşmış toplumlar için geçerli olabileceğini ancak tüm toplumlar için geçerli olamayacağını iddia etmiştir. Örneğin, nasyonal-sosyalizm ve faşizm gibi ideolojiler, Hauriou'nun kuramının tüm toplumlar için geçerli olmadığını göstermektedir.


•    YAPITLAR
(başlıca):. Precis de droit administratif et de droit public, 1891, (“idare Hukuku ve Kamu Hukuku Elkitabı”); Les Facultes de droit et la sociologie, 1893, (“Hukuk Fakülteleri ve Sosyoloji); La Science sociale traditionnelle, 1896, (“Geleneksel Toplumsal Bilim”); Principes de droit pubic, 1910, (“Kamu Hukukunun İlkeleri”); Precis de droit constitutionnel, 1923, (“Anayasa Hukuku Elkitabı”).

Yorum ekle...

Konu hakkında yorum ya da düşüncelerini paylaş...

Daha yeni Daha eski