Ahmed bin Hanbel Akaid Konularına Dair Görüşleri, Hakkında Bilgi

Akaid Konularına Dair Görüşleri.

Ahmed b. Hanbel. akaide dair yazdığı eserler­den ve Mu’tezile’ye karşı yürüttüğü mü­cadelelerden anlaşıldığına göre, ünlü bir muhaddis ve fakih olmakla birlikte ay­nı zamanda akaid problemleriyle yakın­dan ilgilenerek selef akidesini savunan ve Ehl-i sünnet inancının yerleşmesine tesir eden bir akaid âlimidir. Onun aka­ide dair fikirlerinin yayılmasında oğul­ları Abdullah ve Salih’in yanı sıra Müsedded b. Müserhed, İsmail b. Yahya el-Müzenî. Ebû Bekir el-Hallâl, Ahmed b. Ca’fer el-İstahrî. Abdülvâhid b. Abdüla-zîz et-Temîmî ve Rızkullah b. Abdülvehhâb et-Temîmî gibi râvilerin önemli rol­leri olmuştur. Zehebî, bu râvilerin İbn Hanbel’e atfettikleri bütün görüşlere güvenilemeyeceğini belirterek onun itikadî fikirlerini tesbit etmenin zorluğuna işaret eder. Hanbeliler’in, imamları hakkında kabul edilmesi imkânsız bazı mübalağalı bilgiler nakletmeleri, hatta ona muhalefeti Hz. Peygambere ve as­haba muhalefet şeklinde yorumlama­ları, bun­lara ilâve olarak teşbih ve tecsim görüşünü benimseyen bazı grupların İbn Hanbel’İn gölgesine sığınarak kendi fikirlerini ona aitmiş gibi gösterme çabalan, Zeheb’nin bu tesbitini haklı gösteren sebepler ara­sında sayılabilir. Diğer taraftan Mu’tezile kelâmcılannın, İbn HanbeH Hz. Peygamber’in getirdiği dini değiştirmekle, hatta Maniheizm’i benimsemekle suçla­yacak kadar tenkitte aşırı gitmeleri de onun itikadî cephesini gerçek hüviyetiyle belirlemeyi zorlaştıran hususlardandır. Buna bir de siyasî baskılar ve mihne olayı eklenecek olursa işin daha da karmaşık bir şekil alacağı ortaya çıkacaktır. Zira karşılıklı tenkit ve hücumların, ayrıca devlet eliy­le uygulanan işkencenin meydana ge­tirdiği psikolojik gerginlik fert ve top­lum üzerinde olumsuz etkilere sebep olmuş, bunun sonucunda aşırılığa sa­panlar görülmüştür.

İbn Hanbel’den bahseden kaynakların çoğu, onun naslara sımsıkı bağlı oldu­ğu, bu sebeple kelâm metodunun kul­lanılmasına karşı çıktığı noktasında birleşirse de bu tür rivayetlerden, onun itikadî konuların aklî istidlallerle teyit edilmesini reddettiği sonucunu çıkar­mak kolaylıkla savunulabilir bir görüş kabul edilmemelidir. Zira İbn Hanbel’İn itikadî konuları Mu’tezile mensuplarıyla münakaşa ettiği ve bu münakaşalarda kelâmı sayılabilecek deliller kullandığı bilinmektedir. Meselâ Cehmiyye ve Mu’tezile’nin görüşlerini reddetmek için yazdı­ğı er-Red ‘ale’z-zenâdika ve’l’Cehmiyye adlı eserinde kelâm ilminde sık sık baş­vurulan “İhtimalleri tartışma” usulünü kullanır. Ayrıca bazı âyet­lerde arttığı ifade edilen imanın [bk el-Enfâl: 8/2; et-Tevbe 9/124] eksilebileceğini savunurken. “Artması mümkün olan bir şeyin eksilmesi de mümkündür” şeklinde kıyas yaparak görüşünü ispata çatışır. Bütün bunlar, onun kelâm metoduna yakın bir yol ta­kip ettiğini gösteren işaretlerdir. Ah­med b. Hanbel’in reddettiği şey mutlak mânada kelâm metodu değil, aklı na­kilden üstün tutan ve akaid meselele­rini, dolayısıyla metafiziği akılla çözmeye çalışan bid’atçıların kullandığı me­tottur. Ahmed b. Hanbel her ne kadar Hz. Peygamber’İn ve ashabın açıklamaya gi­rişmediği problemleri münakaşa konusu yapmayı bid’at kabul etmişse de karşı­laştığı sosyal ve siyasî olayların tesiriyle, teorik olarak benimsediği prensiplerden pratikte vazgeçmek zorunda kalmıştır. Meselâ kendi döneminde önemli tartış­ma konularından birini teşkil eden hal-ku’l-Kur’ân meselesinde, “Kur’an mah­lûk değildir” tezini benimsemiş, Kur’an ve Sünnet’te açık bir şekilde yer alma­yan bu tezi savunup ispatlamaya kendi­sini mecbur hissetmiştir. Bu tutumuy­la o, prensip olarak benimsemediği ve bid’at olarak nitelendirdiği kelâma gir­miş oluyordu.

Kur’an ve Sünnet’in te’vil edilemeye­ceği hususunda Ahmed b. Hanbel’e at­fedilen görüşler de dikkatli bir tenkit süzgecinden geçirilmelidir. Başta Gazzâlî olmak üzere çoğunluğun kabul etti­ği görüşe göre o. naslan zahirî mânala­rında anlamış ve mütcşâbih’lerin as­la te’vil edilemeyeceğini savunmuştur. Beyhaki ve İbn Teymiyye gibi selef âlim­leri ise İbn Hanbel sadece Cehmiyye ve Mu’tezile’ye ait asılsız te’villeri reddettiği görüşündedirler. Ah­med b. Hanbel’in temel görüşünün de bu olması gerekir; çünkü o Kur’an’daki bazı âyetlerin mecazi mânada kullanıl­dığını belirtmekte ve bir kısmı “Am”, bir kısmı “Hâs” olan âyetlerin zahirî mâna­larına göre açıklanamayacağını ısrarla savunmaktadır. Nitekim er-Red ‘alez-zenâdıka ve’l-Cehmiyye’y. Hz. Peygamber’in yaptığı açıklamaları terkeden, âyetler arasındaki bağlantıları göz Önünde bu­lundurmadan Kur’an’ı sadece zahirine göre tefsir etmeye çalışan fırkaları red­detmek için yazmış olması, onun te’vil konusundaki tutumuna açıklık getir­mektedir. Ona göre Kur’an’ın akide ile ilgili âyetleri müteşâbihtir. Müteşâbihâtın te’vili ise ancak Hz. Peygamber’den rivayet edilen bir açıklama varsa o dik­kate alınarak yapılabilir. Meselâ, “Sen beni asla göremezsin” [el-Arâf: 7/143] mealindeki âyeti, “Dünyada asla göre­mezsin” şeklinde yorumlaması, ayrıca, “Nerede olursanız olun O sizinle bera­berdir” [el-Hadîd: 57/4] ve “Biz ona şah damarından daha yakınız” [Kâf: 50/16] âyetlerindeki “Beraberlik” ve “Yakınlık”a ilim, sem’ ve basar sıfatlarını dikkate alarak  “Allah’ın  yarattıklarından  haberdar olması” mânasını vermesi, onun yaptığı te’villere örnek gösterilebilir.

Ahmed b. Hanbel’in, üzerinde önemle durduğu itikadı meselelerin başında Al­lah’ın (sübûtî ve haberî) sıfatları, rü’yetullah, halku’l-Kur’ân, cennet ve cehen­nemin ebedîliği, iman, günah ve tekfir konulan yer alır. Onun akaide dair gö­rüşlerini şöylece özetlemek mümkündür:

TDV İslam Ansiklopedisi

Sitede Ara