Ahmed bin Han­bel Şahsiyeti, Ahmet ibni Hanbel'in Kişiliği, Hakkında Bilgi

Şahsiyeti.

Orta boylu, koyu esmer tenli ve güzel yüzlü olan Ahmed b. Han­bel’in altmış üç yaşından sonra sakalına kına yakmaya başladığı, ağırbaşlı hali ile çevresindekiler üzerinde derin bir saygı uyandırdığı ve son derece müte-vazi olduğu, nüktedan bir kimse olan hocası Yezîd b. Harun’un bu çok sevdiği öğrencisi ile birlikte bulunurken yanın­da nükte ve şaka yapmamaya dikkat ettiği kaynaklarda zikredilmiş; bir imti­han saydığı şöhretten çok rahatsız ol­duğu, Mekke’nin bir mahallesinde ta­nınmadan yaşamayı arzu ettiği rivayet edilmiştir. Bir gün muhaddis Ali b. Abdüssamed onun feyzinden faydalanmak düşüncesiyle elini elbisesine sürmüştü. Ahmed b. Hanbel bu harekete kızdı ve eliyle elbisesini silkelerken “Kimden al­dınız bu âdeti?” diye çıkıştı. Zühd ve takvâsıyla bilinen İslâm büyüklerinin fa­ziletlerini anar, “Onlar nerede, biz nere­de!” diye hayıflanırdı. Babasından kalan dokuma tezgâhının kirasından aldığı pa­ra geçimine yetmediği için bazan ücret­le kitap İstinsah eder, bazan uçkur (ke­mer) dokur, bazan da karısının eğirip dokuduğu kumaşı satardı. Ekinler biçil­dikten sonra tarlada kalan döküntüleri diğer ihtiyaç sahipleriyle birlikte top­ladığı olurdu. Yakınlarının söylediğine göre, evinde yiyip içecek birşey bulun­madığı zaman üzülecek yerde sevinir, ekmek kırıntılarını ıslatarak üzerine tuz döküp yerdi. Pahalı yiyeceklere iltifat etmez, bunlar kendisine ikram edilse bile ya biraz tadar veya hiç yemezdi. Tahsil hayatı boyunca da aynı sıkıntıla­ra katlanmış, bununla beraber kimse­den yardım istememişti. Kendisinden hadis okumak üzere Yemene kadar kervancıların yanında deve bakıcılığı ya­parak gittiği hocası Abdürrezzâk b. Hemmâm ona bir miktar yardım teklif edince, “Eğer birinden yardım almayı kabul etseydim senden alırdım” diyerek kabul etmemişti. Kendisini seven bazı tacirlerin ve ona saygı duyanların ısrar­la vermek istediği binlerce dirhem veya dinarı almamış, reddettiği büyük im­kânları başkalarının geri çevirmediğini söyleyen oğlu Salih’e Tâhâ sûresinin 131. âyetini okuyarak Allah’ın vereceği rızkın daha hayırlı ve daha kalıcı olaca­ğını ifade etmişti. Aynı konuda sitemde bulunan amcasına da, “Biz paranın pe­şinde olmadığımız için geliyor, eğer onun peşinde olsaydık gelmezdi” demişti. Mütevazi evinde eşya olarak eski bir hasır ile basit birkaç çanak çömlekten başka birşey yoktu. Bununla beraber uzaklar­dan ziyaretine gelenleri evinde ağırlar ve onlara kuru ekmek ikram ederdi: da­ha fazlasını yapamadığı için de gönül­lerini alırdı. Yardıma muhtaç yakınları­na veya kendisinden yardım isteyenlere elindeki üç beş dirhemin tamamını ve­rirdi.

Oğlu Abdullah, mihne olayından ön­ce onun günde 300 rekât namaz kıldı­ğını, daha sonra vücudunun zayıflaması sebebiyle ancak bunun yarısı kadar kı­labildiğini söyler. Her gün Kur’ân-ı Kerîm’in yedide birini okumayı âdet edin­mişti. Cihad sevabına nail olmak için Tarsus’ta bir müddet sınır bekçiliği yapmış ve savaşa da katılmıştı. Resûl-İ Ek­rem’in bir tel saçını zaman zaman öpüp gözlerinin üzerine koyması ve suya batırıp bu suyu şifa niyetiyle içmesi, onun minber ve hücresine hayır ve bereket umarak el sürmekte bir beis görme­mesi gibi oğlu Abdullah’tan nakledilen halleri, Ahmed b. Hanbel’in Hz. Peygamber’e duyduğu sevgi ve hasretin birer ifadesidir. Zehebî bu bilgileri verdikten sonra. Ahmed b. Han­bel’in böyle davranışlara taraftar olma­dığını ileri sürenlerin ona iftira ettikleri­ni söyler.

Ahmed b. Hanbel’i yakından tanıyan hocalarının onun hakkında takdirkâr ifadeleri vardır. Meselâ Yahya b. Saîd el-Kattân onun bir derya olduğunu, ta­lebeleri arasında bir benzerini görmedi­ğini söylemiş ve bütün kitaplarını (veya hadislerini) istifadesine sunmuştur. İbn Hanbel’in çok sevdiği ve seher vakti kendilerine dua ettiği altı kişiden biri olan İmam Şafiî, Bağdat’ta Ahmed b. Hanbel’den daha faziletli, muttaki, âlim ve fakih bir kimse görmediğini söyle­miş, diğer hocası Abdürrezzâk b. Hem­mâm da aynı kanaati paylaşmıştır. Ali b. Medînî ise, “Allah bu dini ridde gü­nü Ebû Bekir İle, mihne günü de Ahmed b. Hanbel ile yüceltmiştir” demek sure­tiyle, o çetin imtihanda yapılan işkence­lere onun kendisinden daha fazla da­yandığını itiraf etmiştir. Mihne olayın­da İbn Hanbel’in peygamber sabrı gös­terdiğine işaret eden devrin tanınmış sûfîsi Bişr el-Hâff, kendisinin aynı sab­rı gösteremeyeceğini belirttikten son­ra onun atıldığı ateşten has altın ola­rak çıktığını söylemiştir. Talebelerinden Ebû Dâvûd, onun ilim meclislerinde uhrevî âlemin zevki bulunduğunu anlat­mış, Ebû Hatim er-Râzî de, Ehl-i sünnet ile ehl-i bidat taraftarlarını birbirinden ayırmanın en sağlam ölçüsü onu sev­mektir, demiştir.

Ahmed b. Hanbel’in vecize mahiyetin­de hakimane sözleri vardır. Çok sevdiği Ali b. Medînî bir tavsiyede bulunmasını isteyince ona, “Azığın takva olsun, âhiret hep gözünün önünde bulunsun” de­miştir. Yakınlarına da, “Değerli buldu­ğunuz hayırları araya bir engel girme­den yapmaya bakın” tavsiyesinde bu­lunmuştur.

Ahmed b. Hanbel’in hal tercümesine dair yazılan eserlerin ilki oğlu Salih’e aittir. Sîretü’l-İmâm Ahmed b. Hanbel adını taşıyan bu risalenin Tunus’ta Sez­gin, 1, 510 ve İstanbul’da Süleymaniye Kütüphanesi’nde birer nüshası bulunmaktadır. Yine oğlu Salih İle Ahmed b. Hanbel’in talebesi ve amcazadesi İshak b. Han­bel’in Mihnetü İbn Hanbel adlı birer risaleleri daha vardır İshak’ın eseri basılmıştır (Kahire, ts). Mihne olayı hakkında Cemmâîirden baş­ka W. M. Patton ve Ali Abdülhakk’ın da  eserleri vardır. Menâkıbına dair yazılan kitapla­rın en önemlileri ise Ebû Bekir el-Beyhakl ile İbnü’l-Cevz’nin (bk. bibi.) eserleridir. Onun hak­kında Muhammed Ebû Zehre ile Mustafa eş-Şek’a da birer monografi kaleme almışlardır.

 TDV İslam Ansiklopedisi

Sitede Ara