Donald Davidson Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

DAVIDSON, Donald (1917 – 30 Ağustos 2003)

ABD’li filozof. Özgün bir nedensel eylem kuramı öne sürmüş, zihinsel olayları beyinde meydana gelen fiziksel olaylarla özdeş görmüştür.

6 Mart 1917’de ABD’nin Massachusetts Eyaleti’ndeki Springfield’de doğdu. Öğrenimini Harvard Üniversitesi’nde yaptı; 1939’da lisans, 1949’da doktora derecelerini aldı. 1947-1950 arasında henüz doktora öğrencisi iken Oxford Üniversitesi, Queen’s College’da ders verdi. 1951’de Stanford’a, 1967’de de profesör olarak Princeton Üniversitesi’ne girdi. 1970-1976 arasında Rockefeller’da, 1976’dan sonra da Chicago Üniversitesi’nde görev yaptı. Kariyerinin başlangıç dönemlerinde Patrick Suppes ile birlikte yazdığı bir kitap dışında çalışmalarını makaleler biçiminde yayımlamış, kimi kitapların editörlüğünü yapmıştır. Erkenntnis, Philosophia, Theoretical Linguistics gibi dergilerin yayın kurullarındadır.

Davidson üstündeki felsefi etkilerin bir kaynağı Mantıkçı Pozitivizm’dir. Viyana Çevresi’nin dağılmasıyla ABD’ye göç eden Carnap, Hempel ve Reichen-bach gibi düşünürler, oluşturdukları geleneği orada sürdürmek fırsatını bulmuşlar, ABD içinde yetişmiş, Quine gibi genç mantıkçılar üzerinde etkili olmuşlardır. Davidson’un öğrencilik ve kariyerinin ilk dönemleri bu ortam içinde geçmiştir. Quine’m öğrencisi ve sonra yakın arkadaşı olmuştur. Öte yandan çağdaş Oxford felsefesinin ilk filizlendiği ve en canlı bir devresinde, o üniversitede bulunması, Davidson üzerindeki ikinci etki kaynağını oluşturur. Ancak, olaylara öncelik veren ontolojik yaklaşımı ve anlamı doğruluğa indirgeme eğilimleri belirgin bir mantıkçı pozitivist bakış açısı gösterir.

Aristoteles’çe dile getirilen sağduyunun ontolojik görüşüne göre evrendeki somut tikeller nesnelerdir. Tüm somut varlık temelde nesnelere indirgenebilir. Öte yandan Russell gibi düşünen filozoflara göre, gerçek somut tikeller, olaylardır. Evreni meydana getiren yapı taşları nesneler değildir. Çünkü nesneler olaylardan oluşur ve dolayısıyla, olaylara indirgenebilir. Davidson’un varlıkbiiim yaklaşımına göre ise, her iki ulam da, yani, hem nesneler hem de olaylar, temel somut tikellerdir. Somut evreni betimlerken zorunlu olarak her iki ulamı da kullanmak durumununda kalınır. Bu nedenle, ne olaylar nesnelere, ne de nesneler olaylara indirgenemez. Değişim, nedensel ilişkiler ve insan eylemleri gibi tikel olgulardan vazgeçilmediği ölçüde olayları indirgenmez ontolojik yapı taşlarından saymak gerekir.

Eylemler
Kimi olaylar insan davranışı ya da “yapılan”lardır (doings). Bu sonuncular içindeki bir grup olaya “eylem” denir. Nesnelerin nitelik ya da özellikler taşıması gibi, her olay ve dolayısıyla, her yapılan da kimi nitelik ya da özelliklere sahiptir. Yapılanın eylem olabilmesi, onun en az bir niteliği açısından “niyetli” (intentional) olmasına, yani yapılanın niyetle yapılmış olmasına bağlıdır. Bir başka deyişle, yapılan, ona doğru olarak uygulanabilen bir betimleme kapsamında niyetli olarak görülebilirse o bir eylemdir. Her eylem, gerektirdiği niyet açısından, yapıcısının bir istek ya da beklentisini karşılamaya yönelik olduğu inancıyla temellenir. Eylemin yapıcısının bu inancı taşıması ve eylemi bu inanç ile isteğinin bileşkesiyle yapmış olması, eylemi açıklar. Bir başka deyişle, eylemin hangi ussal’ nedenle yapıldığını verir. Davidson’un önemli bir savı, eylemleri açıklayan, onların arkasındaki gerçek ussal nedenlerin aynı zamanda doğal anlamda nedenler (cause) olduklarıdır.

Eylemlerin nedenleri bulunduğu gibi, eylemlerin kendileri de başka olaylara neden olurlar: Eylemler, başka olayların nedeni olarak, yarattıkları bu etkileri nitelikleri arasına kazanırlar. Örneğin birini tabancayla vurmak o kişinin ölümüne yol açabilir. Neden olunan ölüm olayı tabancayla vurulmak olayından farklıdır. Birinden öbürüne değin uzun bir sürenin geçmesi de söz konusu olabilir. Ancak vurmak ölümün nedeni ise, vurmak eyleminin kendisi de “öldürmek” niteliğini kazanır. A’mn B’yi vurması, B’nin ölümünün nedeni olduğu ölçüde, neden olduğu bu olayla özdeştir de. Bu durumda A,B’yi öldürmüştür. Bir tek olayın ve özellikle bir tek eylemin çok sayıda nitelik taşıyabildiği, yani eylemlerin, özdeşliklerini yitirmeden birden çok sayıda betimlemeyi doğrulayabildikleri savı, Davidson için bir eylem özdeşliği ölçütü gerektirir. Bu ölçüte göre, belirli bir eylemin özdeşliğini, onun yapıcısından kaynaklanan ilk olay belirler. Örneğin, bir adamı vurmak, tetiğin çekilmesi olayı ile belirlenir. Bir başka deyişle eylem, bu olayın doğru olan bir niyetli betimlemesindeki yorumudur. Olayların özdeş olmaları ise, Davidson’a göre, özdeş nedenlere ve özdeş sonuçlara sahip olmalarıdır. Buna göre, X’in bütün nedenleri Y’nin de nedenleri ise ve X’in tüm sonuçları Y’nin de sonuçları ise, X ve Y olayları, özdeştirler. Bu ölçüt, eylem felsefesindeki çeşitli görüşler açısından, Davidson’u, eylemleri betimlenişlerinden bağımsız olarak yorumlayanlar arasına sokar. Davidson, Anscombe ile birlikte, bu yorumun öncüsü sayılır. Davidson, eylem felsefesini temellendirmek amacıyla, sembolik mantıkta eylemleri niceleyen bir formüllendirme de geliştirmiştir.

Zihin
Neden-sonuç ilişkisinin öğeleri olan olayların, değişik betimlemeleri doğrulayabilmeleri yanı sıra, özdeşliklerinin bu betimlemelerden bağımsız olması, bu ilişkilerin yasalaştırılabilecek bir nesnel düzenlilik taşımalarıyla tutarlıdır. Buna göre, nedensel olarak ilişkili iki olayın ancak kimi betimlemeleri, belirli bir nedensel yasayı gerçekler (instantiate). Böyle bir yasanın bilgisi ve bunun gerçeklendiği olaylardan neden olanın bilgisi, sonuç olayın bilimsel açıklamasını verir. Her tikel nedensel ilişki bir nedensel yasanın gerçeklenmesidir. Bu olguyu, Davidson, zihinsel ve fiziksel olaylar arasındaki ilişkiye uygular. Zihinsel olayların fiziksel olaylara ve fiziksel olayların da zihinsel olaylara neden oldukları açıktır. Örneğin, isteklerin gövdenin devinimine neden olduğu, görülen bir fiziksel olayın da üzüntüye neden olabildiği pek çok düşünürce kabul edilir. Böyle bir nedensel ilişkiye karşın, zihin ile gövde arasındaki ilişkiler nedensel yasalarca dile getirilemezler. Ancak, her tikel nedensel ilişki bir nedensel yasanın gerçeklenmesi ise, fiziksel olaylarla nedensel ilişkiye giren her zihinsel olayın bir de fizikselbetimlemesi bulunmalıdır. Bir başka deyişle, böyle bir zihinsel olay, bir fiziksel olayla özdeş olmalıdır. Böylece Davidson, Smart ve Armstrong gibi özdekçi bir sonuca varır. Ancak onlardan ayrıldığı nokta, özdekçi yorumdaki zihinsel olaylarla gövdesel olaylar arasındaki ilişkinin genellenebilir olduğunu yadsımasıdır. Bir başka deyişle, Davidson’a göre, bu ilişkiler olay tipleri arasında yer alıyor olarak gösterilemezler. Bu bakımdan kuramına “düzgüsüz tekçilik” (arıomalous monism) adını verir. Genellemeyi yadsımasının nedeni, eylem ile onun ussal nedenleri arasında bir genellemeye gidilemediği gözlemidir. Bu açıdan Davidson istenci özgün olarak yorumlar.

Anlam
1960’ların sonlarından başlayarak,Davidson, anlam kuramı konusunda yazılar yayımlayarak büyük ölçüde etkili olmuştur. Anlam konusundaki tutumu, Mantıkçı Pozitivizm’in belirgin izlerini taşır. Anlamın açıklanışmda içleme (intention) yer bırakmayan bütünüyle kaplamsal (extentional) kuramlar, Frege dışındaki tüm mantıkçıların yeğlemiş olduğu bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımın en belirgin örneklerinden biri Viyana Çevresi’nde ortaya atılan doğrulamcılıktır (verificationism). Mantıkçı Pozitivizm, anlamı deneysel doğrulama yöntemiyle açıklarken, Davidson, bunu önermelerin doğruluk değerini saptayan soyut bir doğruluk kavramıyla verir.

Bir kişinin bir dili bilmesi, o dilin önermelerini doğru olarak yorumlayabilmesidir. Bu ise, her bir önermenin anlamını ezberlemekle değil, dilin kurallarını önermelere uygulayarak olur. Bu durumdaki bir kişinin dili kullanma yetisi (competence) doyum veren bir biçimde betimlendiğinde o dilin semantiği (anlambilim), yani o dildeki anlamlılık ile ilgili bilinmesi gerekenin tümü verilmiş olacaktır. Bunun ötesinde bir şey aramak felsefi seraplar peşinde koşmaktır. Bu ön kabullere göre, Davidson “kar beyazdır” gibi bir önerme ele alır. Bunun anlamını bilmek ne demektir?

“Kar beyazdır” ancak ve ancak kar beyazsa doğrudur. İlk bakışta totoloji gibi görünen bu dile getiriş, gerçekte, bir önerme ile bir durumu karşılıklı koşullu olarak (çift içerme ile) bağlamaktadır. Bir anlatımla gerçekliği bağladığından ötürü de totolojik değildir. Davidson, dildeki önermelerin anlamını bilmenin bu tür bağlantıları bilmek olduğunu öne sürer. Şimdi gereken, bu bağlantıları dizgesel olarak üretebilecek bir kuramdır. Davidson, bu gereğin, Tarski’nin ortaya attığı “bir dil için” doğruluk kuramınca karşılanacağını ileri sürmüştür. Tarski’nin, L gibi bir dil için doğruluk kuramı, temele koyduğu kimi koşullardan L’nin her bir önermesi için“X ancak ve ancak P’ ise doğrudur” karşılıklı koşulunu üretir. X ile önermenin yapısal betimlemesi, P ile de bu önermeyi doğru yapan durum verildiğinde, anlamı vermek için gereken her şey sağlanmıştır. Genelde Davidson’un yaptığı, anlamı doğruluğa indirgemek, doğruluğu veren bir kuram olarak Tarski’ninkini kullanmaktır. Böylece, Tarski’nin kimi temel koşullardan belirli bir dil için doğruluk bağlantıları veren kuramı, bir anlam kuramı konumunu kazanmaktadır.

Davidson’un güncel analitik felsefe üzerindeki etkisi büyüktür. Hem eylem ve olay çözümlemesi, hem de anlam kuramı bağlamında pek çok düşünüre önder olmaktadır. Eylem alanında 1963’ten bu yana yayımladığı yazılarla, anlam konusunda ise 1968’den beri yazdıklarıyla etkili olmuştur. Anlam yaklaşımı özellikle genç nesil Oxford felsefecileri üzerinde etki yapmış, onun önderliğinde, bir ekol niteliği gösteren çalışmalar yapılmıştır.

• YAPITLAR (başlıca): Decision Making: An Experimen-tal Approach (Suppes ve Siegel ile birlikte), 1955, (“Karar verme: Deneysel Bir Yaklaşım”); Actions and Events, 1980, (“Eylemler ve Olaylar”).

• KAYNAKLAR: L. Davis, Theory of Action, 1979; Evans ve Dowell (der.), Truth and Meaning, 1976;M.Platts, Ways of Meaning, 1979.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi

Sitede Ara