Geoffrey Chaucer Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

CHAUCER, Geoffrey (ykş.1340-1400)

Ingiliz, şair. Orta Çağ’ın bütün şiir türlerinde yazmış, Saray çevresindeki edebiyatta ilk kez Latince ve Fransızca yerine İngilizce’yi kullanmıştır.

1340-1343 yılları arasında doğduğu sanılmaktadır. 25 Ekim Î400’de öldü. Babası varlıklı bir üzüm yetiştiricisi ve şarap tüccarıydı. Çocukluğuna ilişkin kesin bilgi yoktur. Yaşamına ilişkin bilgilerin kaynağı Saray’ın Chaucer’a çeşitli resmi görevleri ve memuriyetleri için ödediği ücret, bağış, ya da maaşlardır.

Onunla ilgili bilinen ilk kesin tarih 1357 Nisan’ıdır. Bu tarihte Ulster Kontesi’nin hizmetindedir. Yaşamı boyunca koruyucusu ve arkadaşı olan John of Gaunt’ı burada tanıdığı düşünülür. 1359’da askeri bir birlikle Fransa’ya gittiği, III.Edward’ın onu kurtarmak için 1360’ta on altı sterlin fidye ödemesinden anlaşılır. Yaşamının bunu izleyen altı yılı hakkında hiç bilgi yoktur. 1366’da John of Gaunt’m baldızı
Philippa’yla evli olduğu anlaşılmaktadır. 1367’de kralın hizmetine girdiği, Î368’de ise şövalye adayı olduğu ve küçük bir memuriyete atandığı, saraydaki ödenek kayıtlarıyla saptanmıştır.

Bu tarihten sonra Chaucer, kralın hizmetinde sürekli daha önemli görevlere getirildi. Sık sık gizli görüşmelerde kralı temsil yetkisiyle Fransa ve Hollanda’ya, iki kez de İtalya’ya gönderildi. İtalya gezilerinin özel önemi vardır, çünkü bu yolculuklar sırasında Dante’nin ve çağdaşı Boccaccio ve Petrarca’ mn yapıtlarını tanıdı, ancak kendileriyle tanışıp tanışmadığı bilinmemektedir. Birinci İtalya yolculuğunu 1372, İkincisini ise 1378’de yaptı.

1374’te Londra’da Gümrük Müfettişliği’ne atandı. 1386’da Başmüfettişliğe yükselmişken ya istifa ederek, ya da görevden alınarak Kent’te Sulh Hakimli-ği’ne atandı. 1387’de İngiliz Parlarnentosu’nda Kent’i temsil etti.

1387’de, karısının ölümünden sonra Kral Richard, Chaucer’ı saraya ait binaların yapım ve onarım müdürlüğüne atadı. Bu işten 1390’da ayrılma nedeni karanlıktır, ama “Complaint to His Empty Pürse” (“Boş Cüzdanından Yakınma”) şiirinden, 1399’da para sıkıntısı içinde olduğu anlaşılır. Nitekim bu şiire

IV.Henry’nin yanıtı Chaucer’a yılda 40 marklık bir maaş bağlamak oldu. Bundan bir yıl sonra öldü. Mezarı ünlü İngiliz devlet adamları ve şairlerinin gömüldüğü Westminster Abbey’dedir.

Chaucer önce önemli görevler üstlenmiş bir devlet memuru, sonra şairdi. Şiir yazmaya ancak görevlerinden artan zamanım ayırdı. Bununla birlikte İngiliz edebiyatında Spenser, Shakespeare, Milton, Blake kadar önemli bir yeri vardır. Yaşamı boyunca saraya çok yakın olduğu için şiiri de bu çevrenin beğenisi doğrultusunda ve Fransız şiiri etkisi altında biçimlendi. İlk yapıtı, Orta Çağ’da çok beğenilen ve etkili bir Fransız şiiri olan “Roman de la Rose”un aynı adı taşıyan çevirisidir: Romaunt of the Rose. Bu çeviriyle çıraklık dönemini tamamladıktan sonra soylu arkadaşı John of Gaunt’ın genç yaşta ölen karısı Blanch için yazdığı The Boke of the Duchesse, (“Düşes’in Kitabı”) ilk özgün yapıtıdır. Şiir Orta Çağ’da çok kullanılan düş motifiyle efsaneyi birleştirir. The Boke of the Duchesse’da da Machaut, Froissart ve özellikle Ovidius etkileri görülür.

İtalya’ya gidip döndükten sonra Dante’nin İlahi Komedya’sından etkilenerek The Hous of Fame’ı (“Aşk Evi”) yazdı. Burada şairi kanatlarına alıp büyük aşkların öyküsünü anlatmak üzere onu “Aşk Evi”ne götüren kartal, Dante’nin kartalını anımsatır. Bundan sonra yazdığı The Parlament of Foules’m (“Kuşlar Meclisi”) içeriği ise siyasaldır.

Chaucer’ın Canterbury Tales (“Canterbury Öyküleri”) ile birlikte en önemli yapıtı Troilus and Criseyde’dir (“Troilus ve Criseyde”). Bu sırada Chaucer Boethius’un De consolatione philosophiae (“Felsefenin Avuntusu”) isimli yapıtıyla ilgileniyor, hatta bu yapıtı İngilizce’ye çevirmeye çalışıyordu. Troilus and Criseydein konusu Boccaccio’nun II filostrato’sundan alınmış olmakla birlikte, temelinde yatan felsefe Boethius’tan esinlenmiştir.

Chaucer son yapıtı Canterbury Tales’ı yazama-dan ölseydi gene de büyük bir şair sayılacak, ama kuşkusuz Ingiliz edebiyatının en önemli isimleri arasında yer alamayacaktı. Chaucer’m bu en önemli yapıtına başladığı yıl 1387 olarak tahmin edilir. Chaucer Canterbury Tales’de 120 kadar öyküyü bir çerçeve içinde anlatmayı planladı. Öykülerin böyle çerçeve içinde sunuluşu Boccaccio’nun ünlü yapıtı Decamerone’.dan esinlenmiş olabileceği gibi, Orta Çağ’da zaten kullanılan bu türden, daha büyük bir olasılıkla da Giovanni Sercambi’nin Novelle’sinden yararlanılarak gerçekleştirilmiş olabilir. Bu çerçeveye göre Canterbury’ye giden 60 kişilik hac kafilesinin her üyesi bir kez gidişte, bir kez de dönüşte olmak üzere 120 öykü anlatacaklardır. Konakladıkları hanın sahibi de onlara katılacak ve bir çeşit sunuculuk yapacaktır. Bu “hac çerçevesi” çok değişik tipleri ve çeşitli sınıflardan kişileri bir araya getirmekte eşsiz bir yöntemdi. Nitekim Canterbury yolcuları içinde, şövalye, doktor, avukat, tüccar, denizci, her tür ve rütbeden din adamları, çiftçi, değirmenci, aşçı, zanaat-kâr gibi Orta Çağ Ingiltere’sindeki tüm toplumsal kesitlerden tipler görülür. Anlattıkları öykülerin ise hem eğlendirici boyutu, hem de anlatan tiplerin özelliklerini sergileyici işlevi vardır. Ayrıca öykülerin çoğu tematik bir bağlam içinde sunulur ve belirli bir soruyu irdeleyici niteliktedir. Örneğin Chaucer eleştirmenlerinin “evlilik grubu” olarak tanımladığı öykülerde çeşitli açılardan evlilik sorunu irdelenir. Burada başlıca tartışma mutlu bir evlilik için kadının mı, erkeğin mi egemen olması gerektiğidir. Yazar bu soruya çağını aşan bir gerçekçilik, mizah, hoşgörü ve çok yönlülükle eğilir.

Kişilerin portrelerinin çizildiği General Prologue’ da (“Başlangıç”) Chaucer’m okura söz verdiği 120 öykülük tasarı, büyük bir olasılıkla vakit bulamadığı için, gerçekleşmemiştir. Canterbury Tales’den günümüze dört tanesi bitmemiş yirmi dört öykü kalmıştır. Bu yirmi dört öyküde bile Chaucer çağının en renkli tiplerini bir araya getirmeyi ve Orta Çağ yaşamını yansıtmayı başarmıştır.

Toplumsal kapsamlılığının yanı sıra Chaucer’m Canterbury Tales’ı sanki Orta Çağ edebiyatının bir antolojisidir. Öykülerde bu çağ edebiyatının bütün türlerinin kullanıldığı görülür. Şövalyenin ve avukatın öyküleri saray edebiyatı türündedir. Küçük toprak sahibinin öyküsü Breton folklorundan gelme doğaüstü öğelerin karıştığı bir aşk öyküsüdür. Doktor’un öyküsü klasik bir efsaneyi, Bathlı, Hanımın öyküsü bir halk öyküsünü anlatır. Alt tabakaların öyküleri Değirmenci ile Tüccar, Azize öyküleri rahibeler, Aziz öyküsü de Rahip tarafından anlatılır. Papazın öyküsünde Orta Çağ’da çok popüler olan eğitici öyküye, öbür Papazın öyküsünde de gene çok yaygın bir türün örneğine, fabl’e rastlanır.

Chaucer’m Canterbury Tales kadar önemli bir başka yapıtı da konusunu Boccaccio’nun II filostrato’ sundan aldığı Troilus and Criseyde’dir. Olay örgüsünü Criseyde’in Troilus’a sadakatsizliğinin oluşturduğu bu yapıtta Troilus’un çifte trajedisi, Truva Sava-şı’nda yenik düşüp ölmesi ve sevgilisinin ihaneti anlatılır. Tarihle öykünün ayrıştırılmadığı ve her ikisinin de eski kaynaklara dayanılarak anlatıldığı bir çağda Chaucer’m IIfilostrato’yu olay örgüsünü değiştirecek bir anlatımla yeniden ele alması beklenemezdi. Yani Chaucer öykünün sonunu değiştirip Troilus’a sadık bir Criseyde yaratamazdı. Zaten böyle bir amacı da yoktu. Ama günümüze dek okurları büyüleyen, eleştirmenleri de uğraştıran karmaşıklıkta bir Criseyde çizdi. Boccaccio’nun Criseyde’i hafif, şehvetli, hesapçı, kendisinden tam böyle bir ihanet beklenecek bir kadındı. Chaucer onu ürkek, içten, sevecen ve yumuşak bir kadın olarak betimledi. Geleneksel bir öyküyü, o öykünün kadınım karalamadan anlatmanın güçlüğünden kaçınmadı, bu duyarlılığın ödülü de Orta Çağ edebiyatında ilk kez karmaşık bir kadm psikolojisi çizmeyi başaran yapıtı gerçekleştirmek oldu. Chaucer’ın Criseyde’i ne hesapçı, ne de güvenilmez bir kadındır. Yalnızca güçsüz ve bağımlıdır. Bunalımsız ve sınamayan bir ortamda sevecen bir kadm olabilecekken, bunalımlı ve tehlikeli bir ortamda yenik düşmek onun güçsüzlüğünden kaynaklanan kaderiydi. Truva’nm kaderi güçlü Hek-tor’u bile yenilgiye uğratırken Criseyde’in Yunanlı Diomed’e sığınması, onaylanmasa da, bağışlanabilir Chaucer’a göre. Criseyde ihanetinin acısını “Diomed’e hep sadık kalacağım” düşüncesiyle bastırır. Chaucer da okura, eğer kendisine kalsa, Criseyde’i bağışlayacağını bildirir. Böylece Chaucer kader karşısında yenik bir ünlü kişinin, Troilus’un öyküsünü anlatırken, saray edebiyatı kalıplarını aşan bir insancıllıkla kader karşısında yenik düşen bir kadının trajedisini de önemseyerek yansıtabilmiştir.

• YAPITLAR (başlıca): Alegori: Romaunt of tbe Rose, (ykş) 1370; Boke of the Duchesse, (ykş) 1370, (“Düşesin Kitabı”); Hous of Fame, (ykş) 1380 (“Aşk Evi”); Parlament of Foules, (ykş) 1380, (“Kuşlar Meclisi”); Legend of Good Women, (ykş) 1380. Romans: Troilus and Criseyde, (ykş) 1380, (“Troilus ve Criseyde”). Öykü: Canterbury Tales, (ykş) 1390, (“Canterbury Öyküleri”).

• KAYNAKLAR: G.L.Kittredge, Chaucer and His Poetry, 1915; R.K.Root, The Poetry of Chaucer, 1922; C.F.E. Spurgeon, Five Hundred Years of Chaucer Criticism and Allusion, 1925.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi

Sitede Ara