Samuel Taylor Coleridge Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

COLERIDGE, Samuel Taylor (1772-1834)

İngiliz, şair. İngiliz edebiyatına özellikle Kant ve Schiller’in sanat kuramlarını yansıtmış ve Wordsworth’la birlikte İngiliz Romantik şiir akımını başlatmıştır.

Samuel Taylor Coleridge Devonshire’da doğdu, 25 Temmuz 1834’te öldü. Bir din adamının oğluydu.
Ortaokul ve liseyi Christ’s Hospital School’da okudu. On yaşından başlayarak olağanüstü okuma sevgisi, büyük düşler kurması, dostseverliği ile dikkati çekti. Oyun yazarı, şair ve eleştirmen Charles Lamb’le yaşam boyu sürecek arkadaşlığı okul sıralarında başladı. Bir yandan Yeni-Platoncular’ı okurken bir yandan da Fransız Devrimi’nin verdiği coşkuyla özgürlükçü şiirler yazdı.

Ütopik toplum denemesi
1791’de Cambridge Universitesi’ne kabul edildi ama düzensiz üniversite yaşamı onun yeteneklerine bel bağlayanları düş kırıklığına uğrattı. Cumhuriyetçiliği savunurken laikliğe karşı olması arkadaşlarım bile şaşırtıyordu. Biriken borçları ve Mary Evans adlı bir kıza duyduğu umutsuz aşk yüzünden 1793’te Cambridge’i terkederek Ingiliz Süvari Birliği’ne yazıldı. Ailesinin borçlarını ödemesi yüzünden Cam-bridge’e geri döndü. 1794’te Oxford’a gitti ve orada şair Robert Southey’le tanıştı. Coleridge ve Southey radikal düşüncelerini yaşama geçirmek amacıyla Amerika’ya göç etmeye ve orada geleneklerden, önyargılardan ve özel mülkiyetten arınmış bir toplum kurmaya karar verdiler. Bu düşüncelerinin coşkusu Coleridge’in o yıllarında yazdığı sonelerde ve “The Fail of Robespierre”, (“Robespierre’in Düşüşü”) şiirinde görülür. Aile bu ütopyanın zorunlu bir parçası olduğundan Coleridge sırf evlenebilmek için Southey’ in nişanlısının kız kardeşi Sarah Flicker’la nişanlanarak mutsuz bir evliliğe ilk adımı attı. Bu sırada yazarlık yaptığı The Morning Chronicle’dan aldığı parayla ve ünlü kişilere yazdığı sonelerle geçinemeye-ceğini anlayınca Londra’ya iş aramaya gitti. Londra’ da yeniden buluştuğu Charles Lamb’le edebiyat sohbetlerine dalıp ütopik toplum tasarısını unutması Southey’le arasının açılmasına neden oldu. Southey’in zorlamasıyla Bristol’a dönerek orada siyaset ve din konulu konferanslar verdi.Aynı zamanda TheVVatcb-man adlı bir dergi çıkarmaya başladı, ama dergi onuncu sayıda iflas etti. İşsiz kalınca, arkadaşlarının uyarılarına karşın, çiftçilikle yaşamını kazanmaya karar vererek Nether Stowey adlı bir köye taşındı. Bu sıralarda esrar alışkanlığını da yakınlarına itiraf etti. 1796 sonunda yazdığı bir şiirde “Ode to the Depar-ting Year” (“Giden Yıla Od”) ölümlüler göremese de yaşamın üstün ve iyi güçler tarafından düzenlendiğini savunur. 1797’de konusunu Schiller’in Der Geisterseher (“Ruhları Gören”) adlı romanından aldığı Osorio tragedyasını yazdı, ama bu yılın daha önemli olayı büyük İngiliz şairi William Wordsworth’la işbirliğinin başlamasıdır. Bu dönemin “This Lime-tree Bower My Prison” adlı şiirinin görkemli ve doğaya dönük dizelerinde Wordsworth etkileri görülmeye başlar.

William Wordsworth ve kızkardeşi Dorothy Wordsworth’la geçirdiği 1797-1798 yılları Coleridge’ in en verimli yılları oldu.“The Rhyme of the Ancient Mariner”ı (“İhtiyar Denizci’nin Türküsü”), “Christ-abel”in ilk bölümünü, The Wanderings of Caın’ın (“Kabil’in Sürgünü”) bir bölümünü yazdı. Aynı yılın Eylül ayında Almanya’ya gitti. Bir süredir Alman şairi Schiller’le ilgileniyordu. 1799’da Almanya dönüşünde felsefe alanında çalışmaya karar verdi. 1800’de gene Wordsworth’la çalışmaya başladı, ama esrar alışkanlığı artmış ve çalışmasına engel olacak dereceye gelmişti. Son büyük şiiri “Dejection: an Ode”da (“Keder”) doğal güzelliklere duyarlılığım kaybettiğinden, şiir yeteneğinin kendisini terkettiğinden yakınır. Sağlığını kazanmak umuduyla 1803’te Malta’ya gitti. Bir yıl sonra Londra’ya döndüğünda sağlığı eskisinden de kötüydü. Londra’da The Courier gazetesinde yazmaya başladı. 1808’de Shakespeare ve diğer ünlü şairler hakkında verdiği konferanslar dört yıl süreyle devam etti ve çok başarılı oldu.

Yazarlık yaşamını anlattığı Biographia Literaria (“Yazınsal Özyaşam”) 1817’de basıldı. İki ciltten oluşan bu kitabın birinci cildi oldukça tutarlıysa da ikinci cildi dağınıklığı ve tutarsızlıklarıyla Coleridge’ in sönmekte olan dehasını yansıtıyordu.

Coleridge yaşamının son yıllarını Wordsworth ve Southey’le yenilenen dostluğundan aldığı güçle felsefi, dini, edebi yazılar yazarak geçirdi. Ama 1819’dan sonra önemli bir yapıt vermedi.

Romantik şiir kuramının oluşması
Coleridge Wordsworth’la birlikte İngiliz Romantik şiir akımının öncüsü sayılır. Şiir alanında Wordsworth kadar verimli olamamışsa da romantik şiir kuramının belirlenmesine katkısı ve İngiliz şiirine çok çeşitli etkileri getirmesi açısından Wordsworth kadar önemlidir. Özellikle 1800’den sonra Göller Yöresi’nde yakın evlerde oturup beraber çalıştıkları sırada birbirlerini büyük oranda etkiledikleri için, Wordsworth ve Coleridge “Göl Şairleri” diye de anılırlar.

Coleridge’e göre sanat dış gerçekliğin üslupçu bir taklidi değil, kişisel yaşantının ifadesidir. Şiirin en önemli eksenini şairin özel duyguları, düşünceleri, inançları ve izlenimleri oluşturur. Nitekim “Kubla Khan” şiirini yazmadan önce okuduğu bir kitabın bir cümlesinde uyuya kaldığını, uyandığı zaman da okumasından kaynaklanan karışık düşlerini nesnelleştirerek “Kubla Khan”ı yazmaya başladığını, ama apansız gelen bir ziyaretçi yüzünden şiirini bitiremediğini söyler. Çünkü dış dünya kişisel dünyasını etkilemiş ve ilhamını yok etmiştir. Sonradan eleştirmenler, uzun araştırmalar sonucu, “Kubla Khan”ın bir kitaptan değil birçok kitaptan esinlenilerek yazıldığım saptadılar ve büyük bir olasılıkla, Coleridge’in iddia ettiği gibi yarım değil, tamamlanmış olduğunu kanıtlamaya çalıştılar. Yorumu ve açıklanması için eleştirmenleri çok uğraştıran “Kubla Khan” gerçekte 19. yy ile birlikte gelen yeni şiir anlayışının ilk ve en önemli örneğidir. Bu anlayışa göre şiir öznelliğin ifadesi olmakla birlikte yazılıp bittikten sonra bağımsız ve gizemli bir nesnedir, değişik ortamlarda, değişik okurların yeni, bambaşka, hatta bazen çelişik yorumlarına açıktır.

Doğanın yorumu
Coleridge’in şiirinde doğa, öznelliğin dışavurumudur; doğa betimlemeleri şairin ruh halinin göstergesidir. Doğa aynı zamanda mistik bir güçtür ve şairle Tanrı arasındaki bağdır. “The Rhymeof the Ancient Mariner”de ihtiyar denizci ancak doğanın en iğrenç yaratıklarına, solucanla yılan arası bir çeşit deniz hayvanına sevgi ve acıma duyabildiği zaman Tanrı’nın lanetinden kurtulabilir ve sonsuza dek yitirdiğini sandığı insanlığına kavuşur. Şair, doğanın, mekanik bir gerçeklik olduğu düşüncesini yadsıyarak onun gizemini kavradığı, yaşayan bir varlık olduğunu duyabildiği ölçüde, yaratıcılığını güçlendirir; çünkü en güçlü yaratıcı olan Tanrı’ya ancak böyle ulaşabilir. Coleridge’in şiirindeki doğa ve tanrı kavramı Alman idealist felsefesinin etkilerini taşır. Gerek şiir, gerekse felsefede bu, 18. yy’ın mekanik doğa ve tanrı kavramının tam karşıtıdır. Şairden sonra doğaya ve Tanrı’ ya en yakın kişi çocuktur. Çünkü çocuk günlük yaşam içinde birtakım basit kaygılarla düşgücünü, masumiyetini ve doğallığım yitirmemiştir. Coleridge Biographia Literaria’da şairin dehasını çocukluğun masumiyetini yetişkinliğin güçlülüğüne iletme, çocukluk heyecanıyla gündelik yaşamın tekdüzeliğine karşı direnme yeteneği olarak tanımlar.

Coleridge, “TheRhymeof theAneıenf Mariner”, “Christabel”, ve “Kubla Khan” şiirleriyle İngiliz şiirine demonoloji ve folklordan yararlanarak gizem ve büyüyü getirdi. Burada amacı duyularla algılanıp gözlemlenebilen gerçekliğin ötesinde doğaüstü bir gerçeklik ve denenmemiş varoluş biçimleri de olabileceğini okurlarına hatırlatmaktı. Bu bağlamda, Orta Çağ ve Doğu Coleridge’in şiirinde zaman ve yer olarak, Avrupa güncelliğinden daha büyük önem taşıdı. Orta Çağ ve Doğu edebiyatlarına ve inançlarına Coleridge Aydınlanma Dönemi’nin kısıtladığı yaşantısal gerçeğin ufkunu genişletmek için başvurdu.

Romantik şiirin içeriksel öğeleri
Coleridge gerek gençliğinin radikal, gerekse yaşlılığının muhafazakâr döneminde katkısız birbireyciydi. Coleridge’in bireyciliği bir boyutuyla 19. yy İngiltere’sinin liberal bireyciliğiyle bağdaşırken, bir boyutuyla da Kant sonrası idealist Alman felsefesinin öznelliğiyle birleşir, insan beyni 18. yy’ın kimi düşünürlerinin iddia ettiği gibi dtş dünyayı algılayıp yansıtan bir tabula rasa değil, yaşantısal gerçekliği biçimlendiren yaratıcı bir güçtür. Sanatçı bu gücü en çok kullanan kişi olarak bütün öbür insanlardan üstündür. Coleridge şairin üstünlüğünü bu felsefi boyuta oturtarak sanatçının olağanüstü niteliklere sahip kişi olduğu düşüncesini kendinden sonraki romantiklere miras bıraktı.

• YAPITLAR (başlıca): Şiir: The Complete Poetical Works of Samuel Taylor Coleridge, (ö.s.), E.H. Coleridge (yay), 2 cilt, 1912, (“Bütün Şiirleri”). Mektup: Letters of Samuel Taylor Coleridge, (ö.s.), E.H. Coleridge (yay), 1895, (“S.T.Coleridge’in Mektupları”); Unpublished Letters of Samuel Taylor, (ö.s.), E.L. Griggs (yay), 1932, (“S.T. Coleridge’in Y’ayımlanmamış Mektupları”), Oyun: The Fail of Robespıerre, 1794, (“Robespierre’ın Düşüşü”); Zapolya, 1817; Osorio, 1817. Çeşitli: Biographia Literaria, 1817, (“Y’azmsal Özyaşam”); A’ıds to Reflection, 1825.

• KAYNAKLAR; C.M. Bowra, The Romantic Imaginatı-on, 1950; J.L. Lowes, The Roads to Xanadu: A Study in the Ways of the Imagination, 1927; A.H. Nethercot, The Road to Tryermaine, 1939; F.W. Stokoe, German In-fluence in the Romantic Period, 1926.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi

Sitede Ara