Fransız Şiirinde Romantik Akım

Fransız Şiirinde Romantik Akım

Önceleri “vahşi” ve “şairane” anlamında kullanılan romantik sözcüğü Ingiliz kökenlidir. Klasik akımın temsilcilerinin dilinde, romantik yazarlara karşı kullanılan bir küçümseme aracı iken, sonunda Romantikler’in elinde bir meydan okuma silahı oldu.

18. yy’ın sonlarına doğru Ingiltere’de Byron ve Shelley gibi şairlerin yapıtlarında biçimlenerek gelişen romantik şiir, Goethe, Sebiller ve E.TA,. Hoffmann’la Almanya’da da yayıldı. Fransa’da ise 1830’dan 1850’ye değin bütün bir edebiyatçı kuşağını coşturdu, 17. yy’ın klasik tutumlu şairlerinin mirası olan katı tutucu kuralları yıkarak gerçekten önemli bir aşama oldu. Şairler yabanıl ve uzak ülkelere, sınırsız ufuklara yöneldiler. Victor Hugo başta, bütün romantik Fransız şairleri Napoleon Bonaparte’a ve onun kişileştirdiği “evrensel benlik”e hayrandılar. Napoleon’un etkisinin azaldığı 1815 Terde Romantikler, büyük tutkuların, karanlık hülyaların lirizmini işlemeye başladılar.

Sanayileşme ve kent yaşamının gelişmesi, romantik şairleri doğaya doğru itmiştir. Romantik şairler değişen dünya karşısında kendilerini, duyarlılıklarım ortaya koymak ve “yüreklerini sorgulamak” zorunda görüyorlardı.

Lamartine, Hugo, A. de Vigny gibi şairler “soyluluk” ya da “halk” adına, ama hepsi de ortak bir biçimde, değişen dünyaya soğuk bir gözle bakıyorlardı. Hepsi, sanatçının, kendini özdeş göremediği bir dünyadaki iç tedirginliklerini, güvensizlik ve ayn kalmışlık duygusunu işlediler. Bunların, örneğin Hugo gibi bir bölümü, şiirlerinde yeni bir toplumsal düzen özlemini dile getirdiler.

Söz konusu temalar, heyecanlı bir lirizm ve hüzünlü bir ruh haliyle birleşince ortaya geniş, derin, yüksek sesli bir şiir çıkmıştı. Ruy Blas’da çamaşırcı kadınlar, Lucrece Borgia’da gençler Hugo’nun ağzından, coşkun bir lirizmi ortaya koyan şarkılar söylüyorlardı. Lirik anlatım biçimsel olarak da klasik şiirin dar kalıplarını kırmış, akıcı ve uyumlu bir ritm yaratmıştı. Bu ritm, şairin duygularını açığa vuran birakış içinde gelişiyordu. Akıl ve mantık, duyguların içinde erimekte, yok olmaktaydı.

Toplumun yasaları ve yaşamın renksizliği karşısında romantik şairler doğaya sığındılar. Doğa, onlar için, “göklerin sonsuzluğu ”, “ışık ve gölgeler”, “sonbahar yapraklan” ile tükenmez bir avuntu kaynağı idi. Benliklerini doğanın bağnnda yüceltmeye çalışan şairler, özlemlerini de uzak, bilinmedik ve büyü dolu ülkelerde bulmaya çalıştılar. Bazen de geçmişe, Orta Çağ’a ve Eski Yunan’a yöneldiler. Lamartine ve Gerard de Nerval gibi romantik şairlerin 19. yy İstanbul’una dek uzanan gezileri hep bu kaçış duygusunun sonucu idi.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi

Sitede Ara