Carl August Emge Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

EMGE, Carl August (1886-1970) Alman toplumbilimci ve hukuk felsefecisi. Hukukun toplumsal etkinliğini bir felsefe sorunu durumuna getirerek  incelemiştir.

 21 Nisan 1886’da Hanau’da doğdu, 20 Ocak 1970’te orada öldü. Ortaöğrenimini doğduğu yerde, yükseköğrenimini başta Berlin Üniversitesi olmak üzere, değişik üniversitelerde hukuk, toplumbilim, felsefe okuyarak bitirdi. Önce tanrıbilim sorunlarıyla ilgilendi, din, felsefe ve hukuk arasındaki toplumsal bağlantıyı konu edinen çalışmalar yaptı. Değişik öğretim ve bilim kurumlarında görev aldı, 1931-1936 arası, Weimar Nietzsche-Archiv’in bilim danışmanı oldu. Bir süre Giessen Üniversitesi’nde hukuk, Jena ve Riga üniversitelerinde felsefe, Berlin Üniversitesi’nde profesör olarak, hukuk felsefesi okuttu.

Emge’nin felsefeye yaklaşımı tanrıbilim, hukuk ve toplumbilim sorunlarına çözüm aramakla olmuştur. Bu bilim dalları arasında, araştırma odağının insan olması nedeniyle, içten bir bağlantının bulunduğunu, sorunların içiçe girerek bir bütün oluşturduğunu ileri sürdü. Ona göre bir hukuk ya da bir toplumbilim sorununa aranan çözüm, araştırıcıyı ister istemez, felsefe ve tanrıbilimle karşı karşıya getirir. Sorunların çözümünde uygulanan yöntemlerin değişik olması kaynakların ayrılığını gerektirmez. İnsan bir toplum varlığı olduğundan onunla ilgili bütün sorunların belli bir düşünce tabanında birleşmesi, birbiriyle bağlantılı bulunması kaçınılmazdır. Araştırıcının böyle bir anlayışla işe koyulması, önce sorunlar arasında içten bağlantıyı bulması, sonra onlara çözüm araması en olumlu yöntemdir.

İnsan, din ve  felsefe
Emge’ye göre din insanın düşünce evreniyle bağlantılı bir alandır, insan ne denli din varlıklarına karşı ilgisiz kalmaya çalışsa bile, içinde yaşadığı toplumun yapısı gereği, onun etkisinden uzak kalamaz. Bu durumda yapılacak iş din sorunlarının kaynağına inmek, onlara felsefenin aydınlığında bir çözüm aramaktır. Din sorunları, içerikleri dolayısıyla erekselci bir nitelik taşır. Dinin değişmez bir yapı kazanması, “dogma”ya dönüşmesi içeriğinin erekselliği nedeniyledir. Dinin ereği insanı belli bir inanç aşamasına götürmek, orada özlenen mutluluğa, tanrısal olana kavuşturmaktır. Bu da içinde yaşanan toplumun düşünce yapısıyla ilgilidir. Dinin toplumla olan bağlantısı onda toplumbilimi ilgilendiren bir içeriğin bulunduğunu gösterir. Bu nedenle toplumbilim dinle ilgili sorunlara eğilme, o sorunların içerdiği ereksel yapıyı aydınlığa çıkarma gereğindedir.

Felsefenin dinle, toplumbilimle, hukukla olan ilgisi sorununa insan varlığı açısından bakan Emge’ nin getirdiği çözüm düşünme eylemine dayanır. Ona göre, düşünen bir varlık olan insanın ortaya koyduğu bütün ürünlerde felsefeden kaynaklanan bir öğe vardır. Felsefenin ereği insanı, insan sorunlarını araştırmak, anlamak, onları açıklamak olduğuna göre, insanla ilgili bütün konularla ilgilenmesi gerekir. Bu sorunlar da hukuk, din, toplumbilim, felsefe bağlantısı içindedir. Özellikle dinde ortaya çıkan dogmacılığın felsefeyle ilgili bir içeriği vardır. Dogmanın değişmez bir düşünce niteliği kazanması felsefenin araştırması gereken bir sorundur. Tanrıbilim sorunlarının özellikle Platon-Aristoteles felsefesinden kaynaklananları arasında, dinde tartışılmaz birer gerçek diye benimsenerek dogmalaşanları çoktur. Başlangıçta birer felsefe sorunu olarak ele alman bu konular, sonradan felsefeden uzaklaştırılmış, tanrıbilim ve din alanında kalmıştır.

Düşünce, dogma ve hukuk
Emge’ye göre, değişmez kanı denen “dogma” yalnız dinde değil, tanrıbilimde, hukukta, felsefede, toplumbilimde ve başka araştırma dallarında da vardır. Bu dogmaların temelini zamanın akışı içinde benimsenen, geçmişten geleceğe olduğu gibi aktarılan, tartışma ve inceleme konusu yapılmayan düşünceler oluşturur. Özellikle Orta Çağ boyunca tartışılmaz diye nitelenen düşünceler, kutsal kitaplardan kaynaklananlarla birleşerek, toplumda genel geçerlik kazanmış, bu durum tinsel bilimlere yansımıştır. Emge, başta dogmalar olmak üzere, bütün düşüncelerin eleştirilmesi, tartışdması ve değişmez diye benimsenen kanıların kaynaklarının ortaya konması gereğini savunur. Über das Grunddogma drechtsphilos. Relativismus (“Hukuk Felsefesinde Güreciliğin Temel Dogması Üstüne”) adlı yapıtında hukuk felsefesinde ortaya çıkan değişmez kanıların kaynağım, etki alanını, içeriğini araştırmış, bunların birer felsefe sorunu olarak eleştirilmesi gereğini ileri sürmüştür.

Emge’nin felsefe tarihi, hukuk felsefesi, din ve toplumbilim alanlarındaki araştırmaları bu bilim dallarının bütünlüğünü bozmadan, birlikte ele alınmaları sorununu geliştirmiştir. Özellikle çağdaş hukuk felsefesi alanında çalışanlar için bu tutumu bir yöntem niteliği kazanmıştır.

• YAPITLAR (başlıca): Über das Grunddogma der rechtsphilosophischen Relativismus, 1916, (“Hukuk Felsefesinde Göreciliğin Temel Dogması Üstüne”); Philosopbische Gehalt der religiösen Dogmatik, 1929, (“Din Dogmasının Felsefe Bakımından İçeriği”); Geschichte der Rechtsphilosophie, 1931, (“Hukuk Felsefesi Tarihi”); Sı-cherbeitund Gerechtigkeit, 1940, (“Kesinlik ve Doğruluk”); Die Aufgaben der Humanitaet für den Geist, 1951, (“Din Konusunda İnsancılığın Görevleri”); Das Problem des Fortschritts, 1958, (“İlerlemenin Sorunu”); Das Wesen der Ideologien, 1961, (“İdeolojilerin Yapısı”); Der Weise, 1966, (“Bilge”).

• KAYNAKLAR: H. Ryffel, Archiv für Rechts und Sozialphilosophie, 1972.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi

Sitede Ara