Johann Gottlieb Fichte Kimdir, Hayatı, Felsefesi, Eserleri, Hakkında Bilgi

FİCHTE, Johann Gottlieb (1762-1814) Alman, filozof. Felsefe sorunlarının çözümünde insan “Ben”inden yola çıkarak yeni bir görüşün temelini oluşturmuştur.

19 Mayıs 1762’de Oberlausitz’te doğdu, 27 Ocak 1814’te Berlin’de öldü. Babası geçimini dokumacılıkla sağlayan yoksul bir köylüydü. Çocukluk yıllarım babasının işyerinde çalışarak ve çobanlık ederek geçirdi. 9 yaşlarındayken, kilisede vaıza yetişemeyen varlıklı bir komşusuna rahibin konuşmasını olduğu gibi aktarması yaşamının yönünü değiştirmiş, Fichte’ nin, o dönem Almanyası’nın en ünlü öğrenim kuramlarından biri olan, Schulpforta’ya girmesini sağlamıştır. Bir süre burada okuyan Fichte, kendisini koruyan kişinin ölmesi üzerine yeniden geçim sıkıntısı çekmeye başlamış, Jena ve Leipzig üniversitelerindeki öğrenimini güçlükle bitirmiştir. Yükseköğrenimini özel dersler vererek sağladığı gelirle sürdüren Fichte, bir öğrencisinin isteği üzerine Kant’m felsefesiyle ilgilenme gereğini duydu. Bu olay, Fichte’nin Kant’ı, onun kişiliğinde Alman İdealizmi’nin kaynağım tanımasına yol açtı. Felsefesine büyük ilgi duyduğu Kant’la tanışmak üzere Königsberg’e gitti, orads kendisine ün sağlayan Kritik aller Offenbarung (“Her Vahyin Eleştirisi”) adlı yapıtını yazdı. 1792’de yayımlanan bu yapıta, Fichte adını yazmadığından, Kant’m sanılarak, geniş bir ilgi uyandıran övücü eleştiriler yazıldı. Kant, bu yapıtın kendisinin değil Fichte’nin olduğunu açıklayınca, Fichte, birdenbire büyük bir üne kavuştu. 1793’te Jena Üniversitesinde felsefe okutmakla görevlendirildi. Burada, görüşlerine katılmadığı felsefeci ve tanrıbilimcilerle giriştiği tartışmalar sonucu uzun süre kalamadı. Özellikle, yayımladığı Philosophisches Journal’da çıkan, Forberg adlı bir öğrencisinin Tanrı’yı konu edinen yazısı nedeniyle soruşturmaya uğradı, 1799’da Jena Üniversitesinden ayrıldı, Berlin’e gitti. Orada Schlegel, Schleiermacher ve Tieck gibi romantiklerle tanıştı, onların etkisinde kaldı. Napoleon Bonaparte’ın egemenliği altında bulunan Berlin’de Reden an die deutscbe Nation (“Alman Ulusuna Söylevler”) adlı ulusal bağımsızlığı konu edinen yapıtı yazdı. 1810’da kurulan Berlin Universitesi’nde önce felsefe profesörü, sonra aynı üniversitenin ilk rektörü oldu, ölünceye değin bu görevde kaldı.

Fichte’nin felsefeye yaklaşımı Kant’m düşüncelerini, özellikle özgürlük sorununa getirdiği çözümü öğrenmekle başladı. Fichte, özgürlük sorununa insanın temel varlığı açısından bakarak, Kant’tan ayrı bir yöntemle çözüm aramayı yeğledi. Ona göre felsefenin temel konusu, insanla ilgili sorunlar değil, insanın kendi varlığı, bu varlığını oluşturan ve biçimlendiren öğe olmalıdır. Bu öğe yeterince açıklandıktan, anlaşıldıktan sonra insanla ilgili sorunlara geçilebilir. Bu öğenin açıklanması da, Kant’ın kesin bilgiye ulaşmak için kullandığı, eleştiri yöntemini belli bir felsefe dizgesi durumuna getirmeye bağlıdır. Fichte’nin açıklanmasını istediği ve felsefesinin odağına yerleştirdiği bu öğe “Ben” kavramıdır.

Ben, bilinç ve nesne
Fichte’ye göre, felsefe sorunlarına bir bütünlük içinde yaklaşmanın iki ayrı yolu vardır. Bunlardan biri nesneden, öteki bilinçten başlar. Nesneden yola çıkan bir görüşün bilinci açıklama, onunla ilgili soruna kesin bir çözüm bulma olanağı yoktur. Öte yandan, nesnede bir bilincin, bir öznenin bulunduğu da açıklanamaz. Bu nedenle felsefeye nesnelerden yaklaşma söz konusu değildir. Nesne kişinin dışındadır, kendi varlığı gereği, kişiyi Belirlenimcilik’e, Gerekimcilik’e götürür. Bu durumda kişinin özgürlüğü ortadan kalkar, kişi kendi varlığı dışında bulunduğu düşünülen bir yasanın denetimi altına sokulur. Oysa, felsefeye bilinç açısından bakılırsa, nesne sorunu kendiliğinden açıklığa kavuşur. Çünkü bilinç bireysel değil geneldir, bütün bireyleri kuşatan “aşkın Ben”dir. İnsanın temel varlığı olan bu Ben bilinçle özdeştir, bir bakıma bilinçtir. Evrende, onun bütününü kuşatan, adına ilk Ben de denebilen bir tümel Ben vardır. İşte bu ilk Ben, bu aşkın Ben bütün bireylere dağılmıştır. Bireyde bulunan Ben ya da bilinç bütün evreni kuşatan Ben’i yansıtır. Birey, kendinde bulunan, bu tikel Ben nedeniyle tümel Ben’e katılır, onu bilebilir.

Eylem ve etkinlik
Ben ve bilinç kavramlarını, kendi felsefe dizgesinde, özdeş anlamda kullanan Fichte’ye göre bilincin ^ eylem ve etkinlik gibi özellikleri vardır. Bu iki özellik de, yerine göre, özdeş anlamdadır. Bütün evreni kapsayan tümel Ben, uygulama yeteneği olan, bilincin en yüksek ilkesidir. Bilinç bu özelliğinden dolayı etkin bir varlıktır. Bilincin eylem ve etkinlik gibi yetenekleri nedeniyle, felsefe dizgesinin temelini, ancak düşünmeyi ve eylemi ilke edinen bir görüş oluşturabilir. Bu temel üzerine kurulan felsefe genel olanı bilmelidir. Felsefeye bilim niteliği kazandıran da bu genel olanı bilmedir. Bu durumda felsefe, kendi sorunlarıyla ilgili bilgileri belli bir dizge bütünlüğü içinde derleme ve düzenleme gereğindedir. Felsefenin bunu başarabilmesi için bir temel önermeye bağlanması gerekir. Dizgeye bütünlük ve tutarlılık kazandıracak olan bu temel önerme kesin ve genel geçerlik taşıyacak nitelikte olmalıdır. Böyle bir önerme de “a, a’dır” biçiminde ortaya konan özdeş önermedir.

Sav, karşı sav ve bireşim
Fichte, bu özdeş önerme kavramından yola çıkarak, felsefesinin temel ilkelerini oluşturur. Ona göre, özdeş önermede ilk öğe olan kavram, önceden ortaya konmuştur, buna sav (thesis) denir. Bu sav ise felsefenin odağını oluşturan Ben kavramıdır. Ben, kendi kendisiyle özdeştir, başka bir nesneyle değil. Ben, düşünen bir töz olduğundan, kendi kendini düşünme konusu yapabilir. Bu durumda, düşünen özne ile düşünülen nesne, özdeş olur. Öte yandan, gene Ben, bir nesneyi düşünürken önce kendini ortaya koyar, sonra düşündüğü nesneyi karşısına alır. Bu da düşünmeye başlayan Ben’in kendisini düşünme odağı yaparak eyleme geçmesidir. Ben, kendinden başka bir nesneyi düşünmeye başlarsa, bu düşünülen nesne karşı-sav (anti-thesis) olur. Bu olayda düşünen Ben sav, düşünülen nesne ise karşı-savdır. Bu iki aşamadan sonra üçüncü aşama gelerek düşünme eylemi sona erer. Bu son aşamada düşünen özne (ben) ile düşünülen nesne birlikte ele alınır ve bireşim (synthesis) denen işlem bütünlüğüne ulaşır. Bu bütünlüğü oluşturan da sav-karşı sav-bireşim (tbesis-antit-hesis-syntbesis) bağlantısıdır. Fichte’nin geliştirdiği bu düşünme yöntemine diyalektik denir. Bu yönteme göre kişi evreni kendi özünden, kendi Ben’inden yola çıkarak anlamaya çalışır.

Bilgi ve üç aşama
Fichte’ye göre Ben’in özelliği, kendi dışında kalan, “Ben olmayan” varlıkları, kendini örnek alarak, biçimlendirmesidir. Bu özellik Ben’in etkinliğini ortaya koyması anlamına gelir. Onun geliştirdiği bilgi kuramı da Ben’in bu özelliğinden, bu başka varlıkları biçimlendirme yeteneğinden kaynaklanır. Bilgi edinmede başlıca etken olan Ben’in işlemi de diyalektik bir yönteme dayanır. Bu yöntem, bilginin kesin biçimini kazanması için, gereklidir, bunun dışında bilgiyi oluşturacak bir olanak yoktur. Bilginin oluşmasında birbirini izleyen üç aşama vardır: Birincisi nesneyi kendi gerçekliği içinde, bir bütün olarak, kavramak. İkincisi kavranan nesneyi başka nesnelerle karşılaştırarak aradaki ayrımı bulmak. Bu işlem nesneleri seçmeye, tanımaya olanak sağlar. Üçüncü ve son işlem ise kavranan nesneyi kendisi olmayanla, kendinden başka bir nesneyle bir araya getirmek. Bu işlem sonucun alınmasına ve bilginin kesin biçimini kazanmasına yarar. Bu üç işlem, sıra ile, sav-karşı sav-bireşim bağlantısını oluşturur. Bu üçlü gelişimde uyum ve tutarlılık vardır, ancak varlık bakımından, biri ötekine bağlı değildir, bir aşama ötekini kapsamaz. Bilme eylemi Ben’e yönelirse, Ben kendini bilmeyi amaçlarsa, kendi dışına çıkarak başka bir nesneyi, “Ben olmayan”ı düşünme gereğinde kalır. Bu, Ben’in ancak başka nesneleri bilmekle kendini bilebileceğini gösterir. Ben’in bilgisi, onun dışında kalan, başka nesnelerin bilgisini gerekli kılar.

Çevre, etki ve özgürlük
Kişinin kendini bilmesi, birbirine bağlı değişik aşamalarda gerçekleşebilir. Birinci aşama isteme ve dilemedir. Burada doğal gereksinmeler söz konusudur. Kişi çevresinin, doğanın etkisi altında kaldığından özgür değildir. İkinci aşamada egemen olma eğilimi vardır. Kişi çevreye, doğaya açılmaya başlar, kendi dışında kalan varlıklar üzerinde egemenlik kurmaya çalışır. Üçüncü aşamada tek egemen güç özgürlük istencidir. Başkalarına saygı, sevgi, başkalarının özgürlükleri için kendi özgürlüğünü sınırlandırma, özveri gibi insan varlığıyla bağlantılı durumlar burada ortaya çıkar. Özgürlük, bir ahlak temeli olarak, gerektirici, yerine getirici bir ödev niteliği kazanır.

Ahlakın öğeleri
Ahlak konusunda, Fichte’nin ortaya attığı görüşün temelini özgürlük sorunu oluşturur. Ona göre ahlakı biçimlendiren, ona geçerlik kazandıran yasa özgürlüğün görünüş alanına çıkışıdır. Ahlak yasasının biri biçim, öteki içerik olmak üzere iki öğesi vardır, bunların kaynağı özgürlüktür. Özgürlük ise gerçekleştirilmesi, uygulama alanına konulması gereken bir ödevdir, insanın özgürlüğü bu ödevi yerine getirmesine bağlıdır. Özgürlüğün başlıca özelliği, başka bir nesneye değil de, kendi özüne yönelik olmasıdır. “Özgürlük kendi kendinin ereğidir”. Fichte’nin düşünce dizgesinde özgürlük, bilinç ve bilme arasında bağlantı vardır. Ona göre ancak bilen, bilinçli olan bir varlık için özgürlük söz konusudur. Kişinin, kendi özgürlüğünü bilmesi, onun insan varlığındaki değerini kavraması bulunç (vicdan) denen yetiyi oluşturur.

Bu nedenle iyi, kötü gibi ahlak kavramlarıyla özgürlük birbirine bağlıdır, bir bütünlük içindedir. İyi ile kötünün ortaya çıkışını sağlayan eylemdir. Eylem ise özgürlüğün etkinliğini sürdürmesidir. Özgürlüğün içerdiği etkinlik eksik değilse, ondan kaynaklanan eylem “iyi”dir. Bu etkinlikte bir eksiklik, bir yetersizlik varsa eylem gerekli biçimini alamamıştır, bu nedenle “kötü”dür. Başıboşluk, işsizlik, tembellik gibi durumlar bir ödev olan özgürlüğün gerçekleştirilmesini önlediğinden, onun etkinliğini eksilttiğinden dolayı, kötüdür.

Doğa ve ödev
Fichte’ye göre kişinin özgürlüğünü engelleyen etkenler-vardır. Bunlar kişiyi etkin durumdan edilgin duruma getirir. İçtepi, içgüdü gibi doğal eğilimler, itimler bu türdendir. Bunlara kapılan kişi istencin m denetim alanı dışına çıktığından dolayı özgür değildir, özgür olmadığı gibi ödevin gerçekleştirilmesini de sağlayamaz. Fichte ödevle doğayı da karşı karşıya getirir, doğayı ödevin gerçekleştirilmesi yolunda bir araç, bir gereç olarak görür. Öte yandan, doğa kişinin kendini bilmesinde de bir araç durumundadır.

Hukuk ve devlet
Fichte’nin üzerinde durduğu temel sorunlardan biri de hukuk ve devlet bağlantısıdır. Grundlage des Naturrechts (“Doğal Hukukun Temeli”) adlı yapıtında işlediği bu sorunun çözümü özgürlük anlayışına dayanır. Ona göre hukuk bir sözleşme ürünü olmadığı gibi, değişik toplumlarda yürürlüğe konan, uygulamalı yasalar bütünü de değildir. Hukukun özünü oluşturan bir tümel öğe vardır, bu öğenin kaynağı doğal haklardır. Bu doğal haklar bireylerin ilkel haklarıdır, insan olmanın koşullarıyla ilgilidir. Hukuk, bu özelliği gereği, zaman ve uzayla sınırlı değildir, onlardan üstün bir varlıktır. Onun bu niteliği birer us varlığı olan bireylerle bağlantısı yüzündendir. Birey ya da Ben tek başına olamaz, başka “benlerle, şenlerle” kurulu bir topluluk içinde varlığını sürdürebilir. Bu toplulukta, birbirini gerektiren, karşılıklı ilişkiler, bağlantılar vardır: Ben başka benlerin, ya da birey başka bireylerin karşısına bir isteyişle (Forderung) çıkar. Bu durum kişinin varlığı gereğidir, başka türlü olamaz. Ancak bu isteyiş bir us varlığı olan kişinin özgürlüğüne yöneliş niteliğindedir. Kişi kendini özgür sezdiği, kendi özgürlüğünün bilincine vararak, onun insanla olan bağlantısını kavradığı
sürece, öteki bireylerin de özgür olmalarını ister, kendisi için düşündüğünü başkaları için de düşünür. İşte bireylerin, birbirlerinin karşısına, özgürlük bakımından eşitliği içeren bir isteyişle çıkmaları hukukun varlık alanını’oluşturur. Bu durumda hukuk özneler arasında ortaya çıkan ve birbirlerini gerektiren karşılıklı ilişkilerden, özgürlüğün karşılıklı olarak tanınmasından doğar. Ancak, hukuk alanında, her birey kendi özgürlüğünün sınırsız olmadığını, başkalarının özgürlüklerinin başladığı yerde bittiğini bilme gereğindedir. Kişi kendi özgürlüğünü, gene kendi özgürlüğünün bilincine vararak sınırlandırmalıdır. Bu da kişinin, kendi varlık alanında, özgür yargısıyla bağlantılıdır. Başkalarının özgürlüklerine saygı ile bağlanmayan bir özgürlük kişiyi us varlığı olmaktan çıkarır. Temelinde saygı bulunmayan bir özgürlük geçerli değildir. Bu nedenle özgür kişi ancak bir topluluk içinde varolabilir.

Fichte’ye göre devlet yerine getirici, yaptırıcı bir güçtür, onun temelini özgürlüğün korunması için gereken uygulamaları gerçekleştirme yetkesi oluşturur. Kişinin doğal hakları dokunulmazdır, saygıdeğerdir. Bu haklara karşı gereken saygı gösterilmezse, dokunulmazlıkları ortadan kaldırılırsa, özgürlüğün gerektirdiği yerine getirilmezse yaptırıcı bir güç ortaya çıkar, bu “zorlayıcı güç”tür. Devletin temelini oluşturan bu zorlayıcı güç bireylerin doğal haklarına, özgürlüklerine karşı gerekenin yapılmasını sağlar. Ancak bu zorlayıcı güçten kaynaklanan devleti biçimlendiren de bireylerin özgür istencidir. Devlet, bütün bireylerin belli bir yasaya bağlanma isteğine dayanır. Bu nedenle devletin dayanağı genel istenç, biçimi de demokrasidir.

• YAPITLAR (başlıca): Kritik aller Offenbarung, 1792, (“Her Vahyin Eleştirisi”); Grundlage der Naturrechts, 1796, (“Doğal Hukukun Temeli”); Das System der Sittenlehre, 1798, (“Ahlak Öğretisi Dizgesi”); Die Bestim-mung des Menschen, 1800, (“insanın Tanımlanması”); Der geschlossene Handelsstaat, 1800, (“Kapalı Ticaret Devleti”); Die Grundzüge des gegenmartigen Zeitalters, 1804, (“Çağımızın Temel Çizgileri ”); Reden an die deutsche Nation, 1806, (“Alman Ulusuna Söylevler”).

• KAYNAKLAR: E. von Aster, Geschichte der Philosop-hie, 1951;E.Brehier, Historie de D philosophie 1981, R.Bubner, “Johann Gottlieb Fichte”, Deutscher Idealis-mus ,\978, J.Dreschler, Fichte’s Lehre von Bild, 1955, W.G.Jacobs, Fichte, Biographie, 1974.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi

Sitede Ara