Paul Feyerabend Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

FEYERABEND, Paul Karl (1924-11 Şubat 1994) Avusturya asıllı ABD’li filozof. Bilimsel gelişmenin, yeni kurumlarm eskilerini yadsımasıyla gerçekleştiğini savunmuştur.

13 Ocak 1924’te Viyana’da doğdu. Yükseköğrenimini yaptığı Viyana Müzik Akademisi’nden 1951’de doktor sanını aldı. 1952-1953 arasında Londra Universitesi’nde öğrenimini sürdürdü. 1951-1956 arasında Viyana Bilimler ve Güzel Sanatlar Enstitüsü’nde ders verdi. Bundan sonra Bristol Üniversitesi’ ne geçerek ABD’ye göç ettiği 1958 yılma değin orada çalıştı. 1959’dan itibaren Berkeley Üniversitesi’nde öğretim üyesliği yaptı.

Görüşleri, Goodman ve Quine önderliğindeki Harvard Okulu’ndan kaynaklanır. Bilim felsefesinde göreci (relativist) ve adcı (nominalist) görüşleri benimseyerek Gerçekçiler’e karşı çıkanlar arasındadır. Duhem ve Popper’in düşüncelerinin kimi izlerini taşıyan Feyerabend, bilim felsefesi alanında etkili olan eleştirel düşünceler öne sürmüştür. Bilimsel açıklama için kullanılan “hipotetikdedüktif model”in geçersizliğini göstermeye çalışan Feyerabend, bu modelin, açıkladığı olguyu değişmez ve evrensel varsaymak yanılgısına düştüğünü vurgular. Oysa, ona göre, bilimsel açıklama süreci içinde kullanılan terimlerin anlamları değişebilmektedir. Örneğin “sıcaklık” sözcüğünün kinetik ısı kuramının ortaya atılışından önce ve sonra özdeş bir anlam koruduğu öne sürülemez.

Yeni bir kuramın benimsendiği her durumda hem kavramlar hem de açıklamalar açısından önem taşıyan olgunun bir ölçüde değişiklik geçireceğini savunmuş, her yeni kuramın bir eskisinin kesin ve değişmez saydığı olguyu yadsıdığını, yeni bir temel ontoloji oluşturduğunu öne sürmüştür. Temel ontolojinin değişmesi yalnızca yeni çıkış noktaları belirleyip eskiden kesin olgu sayılanı değiştirmekle kalmaz, kullanılan kuramsal terimlerin anlamını da farklılaştırır. Feyerabend’e göre yeni geliştirilen kuramların bir eski dizgeyi içlerine alarak, onu genel yapı içinde özel bir alanın açıklaması durumunda kendi benliklerinde erittikleri görüşü de temelsizdir. Her yeni kuram bir eskisiyle tutarsız olarak gelişir. Bu nedenle yeni kuramlar eskileri dışlarlar, yadsırlar. Einstein’ın kuramı, Newton’unkini özel bir uygulama alanı yapan tutarlı bir açıklama getirmek yerine, Kopernik’in kuramının Ptolemaios’unkini dışlayışı gibi, klasik fiziği yadsır. Ancak, kimi durumlarda eskiyen kuramın dil, düşünce ve bilimden atılması yeterince çabuk gerçekleşmeyebilir. Eski kuramın düşüncelere derinine yer etmiş olması nedeniyle, bir süre kimi alanlar yeni kuramla açıklanırken, kimileri eskisiyle açıklanır. Bugün, fizikteki, kuvantum ile klasik mekanik dizgelerinin bir arada kullanılabilişi bunu örneklendiren bir durumdur.

Feyerabend açısından, kuramların düşüncede böyle derin yer etmesi dogmacı bir ortam doğurmaktadır. Bilim adamları bunu aşabilmek için hep almaşık kuramlarla iş görmelidirler. Eski kuramlar yalnız bilim ve düşüncede kazınması zor izler bırakmakla kalmaz, günlük dilin kimi terimlerini de biçimlendirirler. Anlıkla ilgili terimler de işte böyle eski bir dünya görüşünün kalıntısıdır. “Acı”, “algı”, “düşünce” gibi terimler, yeni kuramsal ilerlemelerle, zaman içinde yavaş yavaş anlam değiştirecektir. Bu bakış açısından anlık sorununa yaklaşan Feyerabend, öz-dekçi “özdeşlik savı”m (identity thesis) benimser. Ancak, FeigPın yaptığı gibi bu savı yansız bir tutum olarak yorumlamak, ona göre yanlıştır. Çünkü, sağduyunun anlık üzerine dilegetirdikleri özdekçilikle bağdaşmaz. Kaldı ki Feigl gibi, kimi indirgenmez anlıksal niteliklerin bulunduğunu onaylamak, özdekçilikle çelişen bir kuramın bütününü onaylamaktır. Anlık üzerine günlük dildeki söylem, sara nöbetlerini, şeytanın insan üzerindeki etkileri diye dilegetiren Orta Çağ açıklamalarına benzer. Bu açıklamalar eşdeğerleri olan bilimsel açıklamalarla nasıl dışlanıp yadsındıysa, sağduyunun anlıksal söylemi de eşdeğeri olan özdeksel söylemce dışlanmalıdır. Bundan ötürü, Feyerabend açısından, özdeşlik savında yansız bir tutuma yer yoktur.

Feyerabend Kopenhag Okulu’nda geliştirildiği biçimindeki kuvantum mekaniğinin metafizik boyutunun, eldeki matematiksel ve deneysel veriler tarafından yeterince güçlü bir biçimde doğrulanamayaca-ğını öne sürmüştür. Ya bu alanda metafizik savlardan vazgeçilmeli, ya da veriler, bir başka kuramı da doğrulayabilecek kadar zayıf oldukları şimdiki durumdan daha güçlü ve pekin kılınmalıdır.

• YAPITLAR (başlıca): Against Method, 1975, (“Yönteme Karşı”); Science in a Free Society, 1978, (“Özgür Bir Toplumda Bilim”).

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi

Sitede Ara