Coğrafyada Temel Paradigmalar

Coğrafyada Temel Paradigmalar

Bilim tarihcisi ve filozof olan Thomas Samuel Kuhn Coğrafyayı da etkileyen görüşler ileri sürmüştür. Kuhn; bilimsel görüşler arasında karşıtlık artınca bir güç mücadelesinin ortaya çıkacağını ileri sürer. Aynı bilim içinde yarış halinde olan yaklaşım/düşümce/bakış açılarına paradigma adını verir. Coğrafyayı belirli zaman aralıklarında etkileyen temel paradigmalar şu şekilde sıralanabilir.

Başlangıçtan 1950’ye kadar:

    Çevresel determinizm: 1950’li yıllara kadar fizikte Newton, Biyolojide Darwin‘in görüşlerinin ağırlıkta olduğu zamanlarda etkili olmuştur. Çevre şartlarının, İnsanın ve toplulukların bulundukları durumun temel nedeni olduğunu kabul eder. Doğal koşullar ve iklimin insan sosyolojisi, psikolojisi ve kültürel durumu üzerinde etkili olduğu kabul edilir. Geri kalmış toplumların durumunun, doğal çevrelerinin olağan bir sonucu olduğu varsayılır. Böylece bu toplumların sömürgeleştirilmesinin yolu açılmış, Coğrafya bilgisi sömürü ve işgalin nedeni olarak görülmüştür. 20yy’da terkedilmiş bir yaklaşımdır.
    Pasibilizm ve Bölgeselcilik : Fiziki çevrenin insanı belli ölçüde sınırladığını fakat insanın var olanlar arasında imkanlar dahilinde seçme yapabileceğini savunan yaklaşımdır. Dilimize Mümküncülük, imkancılık şeklinde çevrilir. Çevre ile ilişkilerinde, determinizmdeki pasif insanı yerine, daha aktif, seçim yapabilen insanı tanımlar. Pasibilizm tüm yeryüzünün bütün halinde araştırılmasının zor olacağını, onun yerine küçük bölgelere ayrılarak incelenmesini savunur.

Vidal de la Balache’a göre; mekân doğal ve beşeri özeliklerine göre birbirinden farklı bölgelere ayrılabilir, böylece dünyanın fiziki, beşeri ve ekonomik etkenlerce nasıl biçimlendirildiği anlaşılabilir. Bu devirde doğal olarak var olmayan bölgelerin sınırlarının nasıl belirleneceği üzerinde durulmuştur. Bölgeler arası alansal farklılığın belirlenmesi temel amaç haline gelmiştir. Yerel farklılıklarla bu yoğunlukta çalışma, teoriyi geri plana atmış, coğrafyanın bilimselliği tartışılır hale gelmiştir. Bu yaklaşım 1950’lerden sonra ortaya çıkan nicel anlayışla terkedilmiştir.

1950-1960 Nicel Dönüşüm:

    Pozitivizm: Auguste Comte tarafından geliştirilen, bilimsel bilgiden, dinsel ve metafizik bilgileri ayırma çabasıdır. Bu yaklaşımda coğrafyacılar, bilimsel yöntemlerle toplumların beşeri ve mekânsal örgütlenmeleriyle ilgili bilimsel bilgi üretirler. Pozitivizm coğrafyaya 1950-60’lı yıllarda girmiş, Nicel devrim olarak tanımlanıp, Mekansal bilim şeklinde Yeni Coğrafya dönemini başlatmıştır.
    Eleştirel Rasyonalizm:Karl Popper‘in pozitivizme yaptığı itiraz ile gündeme gelmiştir. Popper; pozitivizmin hipotezleri doğrulamaya çalıştığını, bilim insanının görevinin hipotezi yanlışlamaya uğraşmak olduğunu söyler. Tüm zamanlar için bir hipotezin doğruluğunun kanıtlanmasının imkansız olduğunu iddia eder. Bu görüşler fiziki coğrafyacılar arasında pozitivizmin ağırlığından dolayı tutulmasa da, beşeri coğrafyacılar arasında ilgi görmüştür.

1960-70 İnsan Merkezli Beşeri Coğrafya

    Davranışçılık ve Hümanizm: Davranışçı coğrafya, Pozitivizmde insan unsurunun eksik olmasına tepki olarak gelişmiştir. Psikolojiden esinlenerek insanın çevresiyle ilişkisini anlamaya çalışmışlardır. Her insanın çevresini algılama şeklinin aynı olmayıp, kendine özgü olduğunu keşfettiler. Böylece algı ve zihin coğrafyaya girmiş oldu. Zihin haritaları, veri elde etmek için anket ve algı testleri geliştirildi. Hümanist coğrafyacılarda toplum olarak gerçekliğin yapılandırma şeklini anlamaya çalışmışlardır.

1970-80’li Yıllar

    Yapısalcılık: İnsanın düşünce ile hareketlerinin aslından bir sonuç olduğunu, hareketlerin altında yatan mantığı anlamaya çalışırlar. Yapısalcılar ana/temel yapıyı ararken insan ve tarihi gözden kaçırırlar. Hümanizme getirdiği eleştirilerden dolayı anti-hümanist olarak kabul edilirler. Coğrafyaya etkileri sınırlı olmakla birlikte, Marksist ve Feminist coğrafyacılar gibi radikal coğrafyacılar tarafından kullanılmıştır.
    Marksizm: Marksist anlayışla mekânsal ilişkileri incelemeye çalışırlar. Ekonomik yapının mekansal ve sosyal hayatı belirlediği kabul edilir. İnsanın çevreyle ilişkisi yaşamın tüm alanlarıyla bağlantılı olduğu, bunun da hayatı bütüncül kavrayan Marksizm ile anlaşılabileceği iddia edilir.

1980 Sonrası ve Yeni Kültürel Coğrafya

    Feminizm: Feminist coğrafyacılar; toplumdaki cinsiyet eşitsizliğine sebep olan yapıları bulmak ve kadınların daha görünür olduğu bir coğrafya oluşturmak amacındadırlar. Batıda üretilen bilimsel bilginin cinsiyete dayandığını ve erkek hakimiyetini sağlamayı ve devam ettirmeyi hedeflediğini savunurlar. Bu yapının kadını ötekileştirip, merkezin dışında roller verdiğini kabul ederler.
    Realizm: Pozitivizmi terk eden coğrafyacılar 1980’li yıllarda Realizmi keşfettiler. Olgunun varlığının insan tanımlamalarından bağımsız olduğu kabulüne dayanır. Roy Bhaskar beşeri coğrafya için eleştirel realizmi, fiziki coğrafya için bilimsel realizmi önermiştir. İnsanlar arasındaki bireysel, ideolojik, kavramsal farklar gerçeğin tamamına ulaşmalarını engeller, herkes gerçeğin görebildiği kısmını kavrar.
    Post-Yapısalcılık: İnsanı ve faaliyetlerinin tümünü anlatmaya çalışan teorilere karşı çıkmıştır. Toplumsal hayat yeknesak/tekdüze değildir, lekeler, kırılmalar, çatlaklar, düzensizlik ve çelişkiler barındırır. Bu nedenlerle kapsayıcı teorilerle hayatı açıklamak yerine daha küçük ölçekli teorileri savunurlar. Terorilere geçiçi, değişken, tamama ermemiş, ve eliştirilecek gözle bakarlar.
    Postmodernizm: Modernizme karşı çıkar, modernizmin sona erdiğini yeni bir toplumsal yapının oluştuğunu ileri sürer. Modernizmin cehalet yok edilip, bilimsel bilgi yayılırsa insanların tüm sorunlarının çözüleceği fikrine karşı gelir. Genel teorilerle açıklanabilecek evrensel gerçek yoktur. Kültürel coğrafyayı etkilemiş ve çalışmalarda kullanılmıştır.

Sitede Ara