Türkiye'de Felsefe Tarihi, Felsefecileri

Türkiye'de, felsefe genel olarak varlıkların ve insanın evrendeki yerine dair görüşlerin tümü olarak tanımlanabilir. Ancak, Türkiye'de henüz çağdaş düşüncenin yarattığı özgün bir felsefe sistemi gelişmemiştir. Bununla birlikte, Batı ile ilişkilerin başladığı tarihten itibaren, özellikle Cumhuriyet döneminde, Ortaçağ doğu felsefesi yerine, Eski Yunan'dan günümüze kadar gelen Batı düşüncesine odaklanılmıştır.

Bu süreçte, Batı düşüncesini esaslı ve eksiksiz olarak tanıma yolunda çaba harcanmıştır. Türkiye'de, özellikle İkinci Meşrutiyet döneminden itibaren, Batı düşünürlerinin felsefe sistemlerinden esinlenen çeşitli fikir akımları ortaya çıkmıştır. Pozitivizm, Materyalizm, Enerjetizm, Bergsonizm, Pragmatizm gibi felsefe sistemlerinin görüşlerini benimseyen, bu doğrultuda makaleler yazan, kitaplar yayımlayan ve öğretim yapan aydınlar bulunmaktadır.

Cumhuriyet döneminde etkisi hissedilen felsefi akımların bir kısmı doğrudan Batı'dan gelirken, bir kısmı ise doğu kaynaklarından beslenmiştir. Örneğin, reformcu İslam düşüncesi gibi doğu kökenli akımlar da etkili olmuştur. Bu süreç, Türkiye'de felsefi düşüncenin çeşitlenmesine ve gelişmesine katkıda bulunmuştur.

Türkiye'de felsefe tarihi, genellikle çeşitli dönemlerde etkili olan felsefecilerin çalışmalarıyla şekillenir. 


Bazı önemli Türk felsefecileri
:

Mevlana Celaleddin Rumi: Tasavvufun önemli isimlerinden biri olan Mevlana, felsefi düşüncelerini şiirleri aracılığıyla ifade etmiştir. Özellikle insanın iç dünyasını, sevgiyi ve evrensel bağları ele alan felsefi düşünceleriyle tanınır.

Yunus Emre: Türk edebiyatının büyük şairlerinden biri olan Yunus Emre, tasavvufi düşünceleriyle bilinir. Onun eserlerinde insanın içsel yolculuğu, sevgi ve birlik teması ön plana çıkar.

Ahmed Cevdet Paşa: Osmanlı Devleti'nin önemli devlet adamlarından biri olan Ahmed Cevdet Paşa, modernleşme sürecinde felsefi düşünceleriyle dikkat çekmiştir. Onun eserlerinde Osmanlı toplumunun modernleşme ve değişim sürecine dair fikirler bulunur.

Namık Kemal: Tanzimat döneminin önemli düşünürlerinden biri olan Namık Kemal, Batı düşüncesini Osmanlı toplumuna tanıtmak ve modernleşme için çaba göstermiştir. Onun eserlerinde özgürlük, adalet ve eşitlik gibi kavramlar ele alınmıştır.

Ziya Gökalp: Türk milliyetçiliğinin önemli isimlerinden biri olan Ziya Gökalp, Türk toplumunu modernleştirme ve milli bir kimlik oluşturma çabası içinde felsefi düşünceler geliştirmiştir. Onun eserlerinde milliyetçilik, modernizm ve toplumsal dönüşüm konuları işlenir.

Nurettin Topçu: 20. yüzyılın önemli düşünürlerinden biri olan Nurettin Topçu, İslam düşüncesini modernizmle sentezleyerek Türk toplumuna katkıda bulunmuştur. Onun eserlerinde İslam felsefesi, toplumsal adalet ve eğitim gibi konular işlenir.

Cemil Meriç: Felsefe ve edebiyat alanında önemli eserlere imza atan Cemil Meriç, Türk düşünce hayatında etkili olan bir düşünürdür. Onun eserlerinde Batı felsefesi, modernizm ve Türk kültürü arasındaki ilişkiler ele alınır.

Bu isimler, Türkiye'de felsefe tarihine önemli katkılar sağlamış ve çeşitli dönemlerde felsefi düşüncenin gelişimine etki etmiş önemli felsefecilerdir.

Bu düşünce akımı, Kur'an'ın eskimiş bir kitap olmadığını, dünya var olduğu sürece tüm hükümleri kapsadığını ve İslam'da içtihat kapısının kapanmış sayılmaması gerektiğini ileri sürüyordu. Ayrıca, İslam'ı çağdaş bilim ve düşünceyle uyumlu hale getirmek için modern koşullara ve ihtiyaçlara göre reform yapılması gerektiğini savunuyordu. Bu düşünce akımının temsilcileri arasında Mısır ve Hindistan gibi ülkelerden aydınlar olduğu gibi, Musa Carullah gibi Rus Türkleri ve İsmail Hakkı İzmirli, İsmail Fenni Ertuğrul ve Mehmet Ali Ayni gibi doğrudan Türkiye Türkleri de bulunmaktaydı.

İkinci Meşrutiyet döneminde, Türkiye'de sosyoloji alanında yapılan çalışmalar çerçevesinde Prens Sabahattin'in "mesleki içtimai" görüşü önemli bir adımdır. Prens Sabahattin, Le Play, Henri de Tonrville ve Demolins gibi toplumsal bilimi kurmuş düşünürlerin yöntem ve düşüncelerine uygun incelemelerle Türkiye'nin nasıl kurtarılabileceği sorununu çözümlemeye çalışmıştır. Bu dönemde, Bergsonculuk da Türk düşüncesinde benimsenen bir felsefe akımı olmuştur.

Bergsonculuk akımını benimseyenler arasında, o zamanın eğitim profesörü İsmayıl Hakkı (Baltacıoğlu) ve psikoloji profesörü M. Şekip (Tunç) bulunmaktadır. Bu akımın özelliği, zihinciliğe, mekanizme ve pozitivizme karşı olmasıdır. Bergsonculuk, pozitif bilim alanında uzun zaman ağır basan gerekirciliği aşarak, hürriyet görüşüne, hayat atılımına ve bir çeşit mistisizme odaklanmıştır. Bu felsefe akımı, genç profesörleri ve edebiyat alanındaki isimleri etkilemiştir. Ayrıca, Milli Mücadele dönemindeki başarı umudunu da beslemiştir.

M. Şekip'in "Hakiki Hürriyet" ve İsmayıl Hakkı'nın "Kerbelaya Giden Derviş" gibi eserleri, bu dönemin duygularını ve felsefi yaklaşımlarını yansıtmaktadır. Bergsonculuk, o yıllarda yaşanan milli mücadele ruhuna uygun bir perspektif sunmuştur.

Türkiye'de Mütareke döneminden başlayarak günümüze kadar süren bir düşünce akımı tarihsel maddecilik veya diyalektik materyalizmdir. 1919 ve 1920 yıllarında Namık İsmail, Vehbi, İsmail Suphi gibi gençlerin toplandığı Kurtuluş dergisi, sosyalizme yakın yazılar yayımlamıştır. Daha ileri bir tarihsel maddeciliği savunan Aydınlık dergisi yazarları siyasi nedenlerle mahkum edildiği için yayımını sürdürememiştir.

1931'de, önceden Aydınlık dergisinde yazılar yayımlamış olan Vedat Nedim (Tör), Burhan Asaf (Belge), İsmail Hüsrev, Şevket Süreyya (Aydemir) ve Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) gibi yazarlar, iktisadi devletçilik siyasetinin ideolojisini yapmak üzere Kadro dergisini çıkarmışlardır. Kadro dergisinde şu düşünce dile getirilmiştir:

"Türkiye bir devrim içindedir. Devrim durmadı. Bugüne kadar geçirdiğimiz hâyonun yalnız bir evresidir. Bu ihtilâl evresinde kalsaydık, devrimimiz kısır kalırdı. Devrim henüz son sözünü söylememiştir. Dönemimiz derinleşme ve genişleme yönündedir."

1937'de Hikmet Kıvılcımlı, "Marksizm Kalpazanları Kimlerdir?" adlı kitabında Kadrocuları eleştirirken, tarihsel maddeciliğin Aydınlık ve Kurtuluş dergileriyle sona erdiğini iddia ediyordu. Haydar Rıfat (Yorulmaz), 1933'ten itibaren M. Monzi ve Ludwig'den "Sovyetçilik" ve sosyalizm üzerine çeviriler yapmıştır. Sabiha Sertel, 1935'te "Dün ve Yarın" serisinde "Kadın ve Sosyalizm"i Türkçe'ye kazandırmış ve "Projektör" dergisinde çeşitli yazılar yayınlamıştır. Ankara'da 1941'de "Yurt ve Dünya" ve "Adımlar" dergileri yayımlanmıştır, ancak bu etkinlikler II. Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle sona ermiştir. 27 Mayıs'tan sonra "Yön" ve "Sosyal Adalet" dergileri ve solcu hareketi yansıtan kitaplar yeniden yayımlanmıştır.

Türk düşünce tarihinde etkili olan bir başka akım ise pragmatizmdir. Başlıca temsilcileri William James, C. S. Schiller ve John Dewey olan pragmatizm, uygulamanın gerçeği belirlediğini ve her varsayımın sınanarak kabul edilmesi gerektiğini savunur. Mehmet Emin Erişirgil ve Avni Başman, pragmatizmi benimseyenlerin öncüleri arasındadır. Pragmatizmin yanı sıra enerjetizm de Türk düşünce hareketlerinden biridir. Enerjiyi merkeze alan bu akımın temsilcileri Naci Fikret ve Namdar Rahmi Karatay'dır.

Felsefi idealizmi savunan Mehmet İzzet, lise ve felsefe eğitimini Paris'te tamamlamıştır. İstanbul Üniversitesi'nde felsefe tarihi ve ahlak profesörlüğü yapmıştır. İzzet'in öğrencilerinden Hilmi Ziya, Bergson ve William James'in eserleri yerine Benedetto Croce ve James Mark Baldwin'ı okumasını önermiştir.

Üniversite reformundan sonra Türkiye'de fenomenoloji etkisi gözlemlenmiştir. Husserl'in kurduğu bu akımın Türkiye'deki ilk temsilcilerinden biri Hilmi Ziya Ülken'dir. Profesör Takiyettin Mengüşoğlu, Berlin'de Nicolai Hartmann'ın öğrencisi olmuş ve Hartmann'ın eserlerini Türkçe'ye çevirmiştir. Fenomenolojiyi Hartmann'ın görüşüne bağlı olarak anlatan Mengüşoğlu'nun eserleri, fenomenolojinin Türkiye'deki kabulünü artırmıştır.

Son olarak, Jean-Paul Sartre'ın varoluşçuluk felsefesi de Türkiye'de ilgi uyandırmıştır. Ancak, Sartre'ın felsefesi, genellikle edebiyat ve sosyal alanlarda etkili olmuş, siyasi denemeleri ise Türkçe'ye çevrilmiştir.

Daha yeni Daha eski