İtil Bulgarları Devleti/Hanlığı Tarihi, Özellikleri,

İdil Bulgar Hanlığı. İslâmiyet’i resmî din olarak kabul eden ilk Türk devleti (X-XV. yüzyıl).

İtil (Volga) nehrinin orta havzasında ku­rulduğundan, diğer Türk Bulgar devletle­rinden ayırt edilebilmesi için nehrin ma­hallî söylenişi olan İdil kelimesiyle birlikte zikredilen hanlık en uzun ömürlü Türk devletlerinden biridir. Bulgarlar’ın en es­ki ataları, Ogur (Uğur) adıyla anılan Batı Türk boylarının bağîı olduğu kitlelerdir. Büyük Hım İmparatorluğu zamanında Ural dağlarının doğusunda yaşayan bu kitlelere eski Çinliler Ting-ling diyorlardı. Bu kelimenin Türkçe “Tiyinli” (sincaplı) mâ­nasına geldiği ileri sürülmektedir. Nite­kim bu bölge tarih boyunca sincap, sa­mur, kakım gibi av hayvanları ile meşhur olmuştur. Batı Hun Devleti zamanında (374-469) Ogur Türkleri’nin Beş-Ogur, Altı-Ogur, On-Ogur, Otuz-Ogur, Sar-Ogur (Ak-Ogur) gibi boylan Karadeniz’in kuze­yinde yaşıyordu. Bu boylar tamamen Ba­tı Hun Devleti’ne bağlıydı. Batı Hun Dev­leti yıkılınca Attilâ’nın küçük oğlu İme, kendisine bağlı Hun boylanyla Orta Avru­pa’dan Karadeniz’in kuzeyine döndü. Söz konusu boylar bu bölgedeki Ogur boyla-rıyia karışarak Bulgar adını aldılar. VI. yüzyılın son çeyreğinde Batı Göktürk Dev-leti’nin hâkimiyeti altına giren Bulgarlar bu devletin yıkılmasından (630) sonra başbuğları Kurt (Kuvrat) idaresinde Büyük Bulgar Devîeti’ni kurdular. Bizans ve Ermeni kaynaklarında Magna Bulgaria (Büyük Bulgaristan) veya muhtemelen eski adlarından dolayı Patria Onoguria (On-Ogur yurdu) diye adlandırılan bu devlet uzun ömürlü olamamış, kurucusu Kurt’un 665’te ölümünden sonra Hazar Hakanli-ğı’nın saldırıları sonucu yıkılmıştır.

Kurt’un oğullarından Bat-Bayan’ın li­derlik ettiği bir kısım Bulgarlar. Kafkas­ya’nın kuzeyinde kalarak Hazar Hakanlı-ğı’na tâbi oldular. Bugün Kafkasya’nın ku­zeyinde yaşayan Bolkarlar’ın onların deva­mı olduğu bilinmektedir. Kurt’un diğer oğlu Asparuh (İsperih, Esperih), kendisine bağlı boylarla birlikte batıya yönelerek Tuna nehri boyuna geldi. Balkanlar’ı ele geçirerek 681 yılında Tuna Bulgar Devle-ti’ni kurdu. Yaklaşık iki yüzyıl Türk karak­terini koruyarak varlığını devam ettiren Tuna Bulgar Devleti, zamanla Slav nüfu­sunun içinde eriyerek hem Slavlaştı hem de Hıristiyanlığın etkisine girdi. 864’te hükümdarları Boris (Pars) Han’ın Hıristi­yanlığı resmen kabul etmesinden sonra tamamen Türk özelliğini yitirdi.

Otuz-Ogurlar’ın (Utigur) dahil olduğu Bulgar grubu kuzeye doğru, yani bugün­kü Kazan bölgesine çekilerek İdil Bulgarları’nı oluşturdu. Otuz-Ogur!ar, İdil ile Kama nehirleri sahasına geldiklerinde bölgenin yerlisi olan Çirmiş, Ar. Udmurt, Mordva (Mokşı), Votyak. Zıryan ve Ves (Viso) gibi Fin-Ogur kavimlerini itaat altı­na aldılar. İdil Bulgarları’nın yerleştiği bu bölge, IH. yüzyılda Hunlar’dan itibaren çe­şitli Türk göçlerine sahne olmuş, V. yüz­yılda Batı Sibirya’dan gelen Sabar Türkle­ri de yine bu bölgeye yerleşmişlerdi. Son zamanlarda yapılan araştırmalarda İdil Bulgarları’na yakın alanlarda Macarlar’ın da bulunduğu tesbit edilmiştir.

Otuz-Ogur Bulgarları’nın yerleştiği Or­ta İdil iklim ve tabii zenginlikler açısından çok elverişli bir bölgeydi. Kama ırmağının kollarından Şuşma ve Zey havzaları ve ku­zey kısmı geniş ormanlarla kaplıydı. Bu ormanlarda derisi ve kürkü çok kıymetli hayvanlar avlanirdı. Nehirlerde balık bol olduğu için su ürünleri ülkeye ayrı bir zenginlik getiriyordu. Arazi düz ve verimliy­di. Ayrıca İskandinavya-İran ticaret yolu sayesinde İdil Bulgar Devleti canlı bir ti­caret merkezi haline gelmişti. İdil Bulgar ülkesi, Hazar denizine akan İdil nehrinde yapılan deniz taşımacılığı sayesinde Hârizm, Türkistan, Çin, İran ve Kafkasya’ya bağlanmaktaydı. Diğer eski Türk devlet­lerinden farklı olarak kısa zamanda yerleşik hayata geçen Bulgarlar tarımla uğ­raşmaya. Biler, Suvar, Cüke-Tav, Saksin, Oşal, Tetiş, Züye, Kazan, Kermencükgibİ şehirleri kurarak ticaret yapmaya başla­dılar.

Son zamanlarda yapılan arkeoloji ve toponomi araştırmaları neticesinde İdil nehrinin kollarının İdil Bulgar Devleti’nin tabii sınırlarını teşkil ettiği anlaşılmıştır. Doğuda Çirmişen, Şuşma ve Zey sularının başlangıç noktalan, kuzeyde Kazan ırma­ğı ile Vyatka suyu, batıda Sura suyuna ka­dar Züye suyu, güneyde Çirmişen ile Şamar suyuna kadar olan bölge İdil Bulgar Devleti’nin sınırlarını çiziyordu. Ural dağ­larının güney kısmında ve Akİdil koiun-da yaşayan Baş ki rt (Başkurt) Türkleri İdil Bulgar Devleti’nin doğu. etnik menşeleri bilinmeyen Burtas kavmi batı, Hazar Ha­kanlığı güney ve Doğu Slavları da kuzey komşularını oluşturmaktaydı. Bölgenin yerli ahalisi Fin – Ogur kavimleri kısa za­manda İdil Bulgar kültürünün etkisine girerek Türkleşti. Hunlar ve Sabarlar za­manında bölgede başlayan Türkleşme sü­reci VIII. yüzyılın başlarında İdil Bulgarları’nın gelmesiyle tamamlandı.

Eski Türk inançlarını devam ettiren İdil Bulgarları, Hârizm ve İran’dan ticaret yapmak için ülkeye gelen müslüman tüc­carların faaliyetleri sonucu müslüman ol­maya başladılar. Ülkedeki müslümanlann sayısı giderek arttı. Gerek ülkeye gelen tüccarlar ve müslüman olan ahalinin etkisi, gerekse Hazar Hakanlığı’na karşı müttefik aramak arzusu, İdil Bulgar Ha­nı Şükey oğlu Yeltever (İiteber) Almiş’ı Ab­basî halifesiyle münasebet kurmaya şev­ketti. Halife Muktedir- Billâh’a elçi gönde­ren Almış Han. İslâmiyet’i kabul etmek arzusunda olduğunu belirterek ülkesine din adamları gönderilmesini istedi. Bu­nun üzerine halife, Sevsen (Sûsen) er-Res-sî başkanlığındaki bir heyeti Bulgar ülke­sine yolladı. Meşhur seyyah İbn Fadlân’ın danışman ve kâtip olarak bulunduğu he­yet, 12 Muharrem 31Û’da (12 Mayıs 912) Bulgar hanının İdil boyundaki karargâhı­na ulaştı. Almış Han ve devletin ileri ge­lenleri elçi heyetini çok iyi karşıladılar. Ha­nın resmen Müslümanlığı kabul etmesiy­le Abbasî hilâfetine tâbi müslüman bir devlet haline gelen İdil Bulgar Devleti bu tarihten sonra İslâm dininin Doğu Avru-pa’daki temsilcisi oldu. Abbasî halifesi ve Bulgar hanı adına sikkeler basıldı camiler ve saraylar inşa edildi, kadılık müessese­si kuruldu.

Bölgeye yerleşmelerinden itibaren Ha­zar Hakanlığı’nın siyasî üstünlüğünü kabul eden İdil Bulgarları, bu hakanlığın do­ğudan gelen Peçenekve Kuman-Kıpçak akınları ve Ruslar’dan yediği ağır bir dar­be neticesinde zayıflaması üzerine 965 yılında tam olarak bağımsızlıklarını ka­zandılar. İdil Bulgar ülkesi 964 ve 985 yı­lında iki defa Kiev Rus Knezliği’nin istilâ­sına uğradıysa da bu hücumlar etkisiz ha­le getirildi. 1006 yılında iki ülke arasında ticaret anlaşması imzalandı.

Hazar Hakanliğı’nın zayıflaması, İdil nehrinin Hazar denizine döküldüğü yerde kurulan ve çok canlı bir ticaret merkezi olan İdil şehrinin önemini azalttı. Buna karşılık ticarî faaliyetlerin yoğunlaştığı Bulgar şehri Arap, İran, Türkmenistan, Hazar. İskandinavya, Rus ülkelerinden ve Baltik denizinden gelen tüccarların alış­veriş yaptığı büyük bir pazar haline geldi. XI. yüzyıldan itibaren kuzeydeki kürk ti­careti yüzünden İdil Bulgarları ile Ruslar arasında uzun süreli mücadeleler oldu. 1183 ve 1205’te Rus Prensi Vsevolod. İdil Bulgar topraklarına ordular gönderdi. Onun oğlu Yuri de 1221 ‘de Nijni Novgorod (Gorki) Kalesi’ni inşa ettirdi.

1223 yılında Rus ve Kuman – Kıpçak or­dularını Kalka Savaşfnda bozguna uğra­tan Moğol ordusu İdil Bulgarları tarafın­dan imha edildi. Batu Han bu yenilginin intikamını almak için 1236’da İdil Bui-garlan’nın üzerine sefere çıkarak ülkeyi baştan başa yakıp yıktı. Bulgar şehri de ayni akıbete uğradı ve ahalisinin çoğu öi-dürüldü. 1238-1239 yıllarında bir defa daha Moğollar’dan darbe yiyen Kuman-Kıpçaklar’ın bir kısmı İdil Bulgarları’nın ülkesine geldi. Aralarında kaynaşma ne­ticesinde sayıca çok olan Kuman-Kıpçak Türkleri’nin dil unsurları üstün geldi.

İdil Bulgarları. Moğol istilâsından son­ra kurulan Altın Orda Devleti zamanında yarı bağımlı da olsa siyasî varlıklarını de­vam ettirdiler. İdil Bulgar hanlarının ye­niden kuvvetlenme arzusu Altın Orda Ha­nı Pulat Timur’un 1361’deki saldırısıyla son buldu. Ülke yeniden tahrip edildi. Bu hadiseden sonra bir kısım İdil Bulgari ku­zeye çekilerek Kazan şehrini kurdu. 1391 yılında Timur’un Toktamış’ı mağlûp ettiği savaşta İdil Bulgar ülkesi yeniden tahri­be uğradı. Halkın büyük bir kısmı Kazan nehri boyuna daha önce gidenlerin yanına göç etti. Kazan civarında toplanan Ku-man-Kıpçak-Bulgar karışımı Türkler Kazan Hanlığı’nin ahalisini oluşturdu. Al­tın Orda hanlarından Uluğ Muhammed 1437’de Kazan Hanlığı’nı kurunca İdil Bulgar Hanlığı halkıyla birlikte tarihe karışmış oldu. Bu hanlığın beş buçuk asır kadar devam etmesinin en önemli sebe­bi, yerleştikleri bölgenin Orta Asya’dan Orta Avrupa istikametine doğru yapılan bütün Türk akınlarından uzak kalmasıdır.

Ziraat, ticaret, avcılık, hayvancılık, arı­cılık ve zanaatkârlık İdil Bulgar Devleti’­nin iktisadî hayatının temel unsurlarıydı. Kürk, deri, ok, kılıç, zırh, kereste, ceviz, mum, bal, arpa, buğday, çavdar, koyun, sığır başlıca ihraç maddelerini oluştur­maktaydı. Buna karşılık kumaş, seramik gibi maddeleri İslâm ülkelerinden ithal etmekteydiler. Özellikle dericilik zanaatı çok gelişmişti, “Bulgar gönü” adı verilen işlenmiş deri çok meşhurdu. İdil Bulgarları’nın evleri ağaçtandı. Kalın ağaç tom­rukları üst üste konarak duvarlar çıkılır, damlar kereste ya da samanla örtülürdü. Şehirlerin ve köylerin çoğu orman ya da nehir kenarında kurulmuştu. İslâmiyet’in kabulünden sonra taştan cami ve saray benzeri bina yapımına başlanmıştır. İdil Bulgar Hanlığı’ndan Bulgar şehrindeki cami, saray ve hamam yıkıntıları, mezar taşlan ve kitabelerle bazı ziynet eşyası, ok, kılıç, miğfer, zırh gibi silâhlar günü­müze ulaşmıştır.

İdil Bulgarları sulama kanallarını kireç­ten imal etmişler, suyun tarlalara dağıtı­mını ise ağaç oluklarla sağlamışlardır. Bu usu! daha sonra Ruslar tarafından kendi ülkelerinde uygulanmıştır. Bulgar şehrin­de 1953 yılında yapılan kazılarda XIII ve X!V. yüzyıllara ait çok sayıda demir filizi eritme ocağına rastlanmıştır.

Sikkelerden ve İslâm tarihi kaynakların­dan adları tesbit edilebilen müslüman İdil Bulgar hanları şunlardır: Şülkî, Almış, Ahmed, Tâlİb, Mü’rnin. Haydar, Muham­med, Saîd b. Haydar, Baraj, İbrahim, Se­lim, İlham, Abdullah, Hasan, Mahmud, Abdullah, Altınbek, Âlimbek. XII. yüzyılın ikinci yarısında Ya’küb b. Nu’mân adlı Bulgar kadısının Bulgar Tâ­rihi adlı bir eser yazdığı rivayet edilir. İbn Fadlân’ın Seyahatname’sı, İdil Bulgar Devleti’yle ilgili en eski yazılı bilgileri ihti­va etmektedir. İdil Bulgarlan’nın bugün­kü Çuvaşlar’ın ataları olduğu kabul edilmektedir.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Sitede Ara