Maun Suresi Nedir, Kaç Ayettir, Neden İndirilmiştir, Hakkında Bilgi

Mâûn sûresi. Kur’ân-ı Kerîm’in yüz yedinci sûresi.

Sûrenin tamamının veya son dört âyeti­nin Medine döneminde nazil olduğu şek­linde rivayetler varsa da müfessirlerin çoğunluğu Mekke devrinin ilk yıllarında indiğini kabul etmektedir. Adını son âyetindeki “mâûn” kelimesin­den alır. Bu kelime “zekât; komşular ara­sında sıkça ödünç alınıp verilen çeşitli ev eşyası” anlamlarına gelmektedir. “Eraeyte, Dîn, Tekzîb, Yetîm” sûresi olarak da adlandırılır. Yedi âyet olup fasılası harfleridir.

Kısa bir sûre olmasına rağmen Mâûn sûresinde inkarcıların, din konusunda sa­mimiyetsiz ve iki yüzlü insanların ahlâkî ve içtimaî kötülüklerini tanıtmak suretiy­le Önemli mesajlar verilmiştir. Sûre, içe­riğinin önemine muhatapların dikkatini çekmek maksadıyla, “Dini yalanlayanı gör­dün mü?” şeklindeki soru ifadesiyle baş­lamaktadır. Müfessirler buradaki “din” kelimesinin “Kur’an, uhrevî yargı, Allah’ın hükmü, İslâm” gibi anlamlara geldiği gö­rüşündedir. Bu âyetin, Mekke müşriklerinden olan ve kıyameti inkâr eden As b. Vâil hakkında nazil olduğu ri­vayet edilmektedir. Daha sonra, dini asıl­sız saymanın insanın ahlâkında meydana getirdiği olumsuz etkilere yetimlere karşı şefkatsiz davranıp onları hor görme örneğiyle vurgu yapılır. Kur’ân-ı Kerîm’in başka âyetlerinde de yetimlerin mallarının ve haklarının korunup gözetilmesine dikkat çekilmektedir.[meselâ bk. Nisâ 4/6, 10; İsrâ 17/34; Fecr 89/17; Duhâ 93/6, 9] Ardından gelen âyette kınayıcı bir üslûpla yoksulların yiyeceklerini ken­dileri sağlamadıkları gibi başkalarını da buna özendirmekten uzak duranlara işa­ret edilir. Âyette “yoksulları doyurmak” yerine “yoksulun yiyeceği” denilmek su­retiyle varlıklı olanların malında yoksulla­rın haklarının bulunduğu belirtilmekte­dir. Nitekim bu husus, “Onların mallarında isteyenin ve yoksulun hakkı vardır” mea­lindeki âyette de ifade edilmektedir.[Zâriyât 51/19]

Sûrenin son dört âyetinde ibadetlerine riya karıştıranlar, iyiliğe engel olanlar ve­ya yoksullardan ihtiyaç duydukları şeyleri esirgeyenler kınanmıştır. İbn Abbas’tan nakledilen bir rivayete göre 5. âyette, yalnız kaldıklarında namazı terkedip baş­kalarıyla birlikte iken namaz kılan müna­fıklar kastedilmiştir. Bu âyette namazı ciddiye almayan, eğlence kabilinden namaz kılan kimselere dikkat çekildiği şeklinde de yo­rumlar mevcuttur. Bazı müellifler, Mekke döneminde müna­fıkların bulunmadığını ve müşrik Araplar’ın da kendilerine özgü bir tür namaz kıldıklarını ifade ederek sûrenin ilk bölü­münde olduğu gibi bu âyetlerde de Mekke müşriklerinin kastedildiğini söylemişler­dir.

Son âyette dini asılsız sayanların “mâûn”a da engel oldukları belirtilmiştir. Hz. Ali, İbn Abbas, İbn Ömer, Dahhâkve İkrime buradaki mâûnu zekât olarak açıkla­mışlardır. İbn Abbas’tan gelen diğer bir rivayete göre ise kelime, insanların gün­lük hayatlarında birbirlerinden ödünç alıp verdikleri maddeleri ifade etmektedir. Mâûn kelimesinin sözlük anlamından hareketle bu âyette, âhireti inkâr eden kimselerin başkalarına küçük fedakârlıklarda dahi bulunmaya­cak kadar bencil bir karakterde oldukları vurgulanmaktadır. Sûrenin en önemli mesajı, Allah’a gönülden ibadet etmekle toplumsal hayatta yardımlaşma, şefkat ve merhametin dindarlık bakımından bir­birinden ayrılamayacağı hususudur.

Mâûn sûresi üzerine yapılan çalışmalar arasında M. Fatih Kesler’in Kur’an-ı Kerim’de [Maun ve Kevser Sûrelerinde] İnsan Tipleri ve Kutbettin Ekinci’nîn Maûn Suresi Tefsiri [yüksek lisans tezi, 1979, MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü] adlı eserleriyle Harris Birkeland’ın “The Interpretation of Surah 107” başlıklı ma­kalesi zikredilebilir.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Daha yeni Daha eski