Mısır Tarihi -Osmanlı Dönemi, Devri- Hakkında Bilgi

Mısır’da Osmanlı hâkimiyeti Yavuz Sultan Selim”in buraya yönelik seferi sonucunda 923’te (1517) başladı. Memlûk Suİtanltğı’nın XVI. yüz­yıl başlarından itibaren İslâm dünyasında iç huzursuzluklara çare bulamaması, dış tehlikeleri karşılamakta zorluk çekmesi, öte yandan Dulkadır Beyliği meselesi ve Safevî tehdidi iki devlet arasında savaşa zemin hazırladı. Mercİdâbık’ta yapılan sa­vaşı Osmanlılar kazandı ve Suriye Osmanlı hâkimiyetine girdi. Ardından Ridâniye’de Memlûk direnişi kırıldı; Osmanlı kuvvet­leri Kahire’yi ele geçirip zorlu sokak çatış­maları neticesinde duruma hâkim oldu.

Osmanlı idaresi altında Mısır beylerbe-yilik haline getirildi. Yavuz Sultan Selim Kahire’de iken önce Memlûk ileri gelen­lerinden yararlanmak istedi. Eski idare sistemi hakkında bilgi toplattı; Memluk emirlerini mevkilerinde bırakmaya özen gösterdi. Rumeli Kazaskeri Zeyrekzâde Rükneddın Efendİ’yİ Mısır kadısı, Dizdar Mehmed Çelebi’yi de Mısır defterdarı ta­yin etti. Fakat bazı huzursuzluklar üzeri­ne burada Osmanlı düzeninin kısa zamanda kurulamayacağını anlayınca Mı­sır’ın eski teşkilâtının ıslah edilmesi yolu­na gitti. Mısır’ın ilk beylerbeyliğine Mem­lûk asıllı Hayır Bey getirildi ve bunun ya­nma güvenilir Osmanlı beyleri verildi. Mı­sır muhafazası için 3000 kadar muhafız tayin edildi. Daha sonra padişah Hayır Bey’den halka adalet ve şefkatle davran­masını, fesadı menetmesini, Mısır’ın sı­nır ve limanlarını dış tehlikelerden koru­masını ve Haremeyn erzakını düzenli bi­çimde göndermesini emrederek Mısır’­dan ayrıldı.

Hayır Bey, Memlûk ve Osmanlı dönem­leri arasında çok hassas bir merhale sa­yılan beylerbeyi ligi sırasında Osmanlı hâ­kimiyetini Memlükler’e tanıttı; birçok Memlûk ileri gelenini yeni yönetime ısın­dırarak Mısır’ı başarılı bir şekilde yönetti. Onun 928’de (1522) vefatı üzerine Kanu­nî Sultan Süleyman Mısır valiliğine Çoban Mustafa Paşa’yı gönderdi. Mısır’da doğ­rudan merkezden tayin edilen ilk Osman­lı beylerbeyi olan Mustafa Paşa selefinin idarî teşkilâtında değişiklikler yaptı; kâ­şifleri yerinde bırakıp vergi tahsilini yerli mübaşirlere havale etti. Bunları denetle­mek için de yeni bir defterdar görevlen­dirdi. Fakat onun bu icraatı Memluk kö­kenli nüfuzlu emîrlerce benimsenmedi ve onların Memlûk Sultanlığı’nı ihya etmek için baş kaldırmalarına yol açtı. Bunun üzerine eyalette nizamı sağlamak ama­cıyla İstanbul’dan Defterdar Derviş Çele­bi ile bir miktar asker gönderildi; bu ara­da Mısır beyierbeyil iğine Güzelce Kasım Paşa getirildi. Çok geçmeden Hâin Ah-med Paşa’nm Mısır beylerbeyi olması, bu­nun da merkeze baş kaldırmasıyla Mısır tekrar karıştı. İkinci defa Mısır valisi olan Kasım Paşa eyalet işlerini ıslaha çalıştı. Ancak Mısır’da istikrarlı bir idarenin ku­rulması, geniş yetkilerle Mısır’a gönderi­len Veziriazam Makbul İbrahim Paşa ta­rafından sağlanabildi. İbrahim Paşa, Mı­sır idaresinin geçirdiği safhaları göz önü­ne alarak ve eski kanunlara dayanarak yeni bir kanunnâme hazırlatıp uygulama­ya koydu. Zamanla Mısır merkezin genel nizamı ve protokollerine, padişahın fer­man ve hükümlerine uyan bir eyalet hali­ne getirildi. Bulunduğu kıtada asker top­lama merkezi, silâh, barut ve çeşitli harp malzemelerinin deposu, Haremeyn dahil devletin güney ve doğu sınırlarının koru­yucusu oldu. Ayrıca ordu için gerekli hu­bubatla sâlyâne sistemine göre yıllık ge­lirin fazlasını “irsaliye” adıyla İstanbul’a gönderdi. Merkez idaresi, eyaletin Orta­doğu ülkeleriyle ilişkilerini İstanbul ile irtibatlandırarak devamını sağlaması do­layısıyla vezir rütbesindeki Mısır beylerbe­yine geniş yetkiler vermiştir.

XVII. yüzyılın ortalarına kadar eyaletin yönetiminde Mısır beylerbeyi ve eyalet divanı ön planda olmuştur. Mahallî idare­cilerden nâzırü’l-emvâl ve kadılar ise bazı meseleleri yerinde halletmişlerdir. Mîrî gelirlerin tahsili ve muhasebesi de bey­lerbeyinin denetimindeydi. Aynı dönem­de eyalette istikrarlı bir idare uygulan­mış, Memlûk zümreleri Osmanlı idaresi­ne bağlı kalmıştır. Ancak bunlar eyaletin çeşitli kurumlarında zamanla birbirleri­ne rakip hale gelmişlerdir. XVI. yüzyılın sonlarında reisleri sancak beyliği payesi­ne yükseltilip eyaletin önemli mukâtaa-lannı işletmeye başlayınca kendi adamla­rını çeşitli gruplar arasına sokarak eyale­tin hem merkezinde hem nahiyelerinde idarî ve askerî nüfuzlarını arttırdılar. Bu­na rağmen ilk zamanlarda ciddi bir an­laşmazlık olmadı. Fakat zaptından beri şeyhülaraplara sancak olarak verilen Saîd bölgesi Kahire’den uzakta bulunduğun­dan eşkıya ve âsi grupların sığınağı haline geldi ve şeyhülarapların nüfuz mücadele­lerine sahne oldu. Bu sebeple Saîd’e za­man zaman Osmanlı sancak beyleri tayin edildi. XVII. yüzyılın başlarından itibaren Saîd şeyhülaraplannın nüfuzları çok art­tı. XVI. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı merkezî teşkilâtında görülen değişimin belirtileri Mısır’a da yansıdı, eski Memlûk zümreleri idarî karışıklıklara yol açmaya başladı. Mısır beylerbeyi, defterdarı ve kadısının sancak beyleri, asker cemaat­leri, kâşifler, Memlûk grupları ve şeyhü-laraplar üzerindeki otoriteleri sarsıldı.

XVII. yüzyılın başlarına kadar Mısır’ın idaresi merkezî yönetime paralel olarak istikrar, huzursuzluk, ıslah ve tanzim dö­nemleri olmak üzere üç safhaya ayrılabi­lir. İstikrar devresi (1525-1560). Vezîriâ-zam Makbul İbrahim Paşa’nın Mısır Kanunnâmesi’ni hazırlatıp eyaleti ıslah ve tanzim etmesiyle başlar. Ardından Mısır beylerbeyiliğine getirilen Hadım Süley­man Paşa, Mısır’ın bütün köylerini yeni­den sayıma tâbi tutarak mîrî, evkaf ve diğer arazileri ayrı defterler halinde tahrir ettirdi, maliyeyi düzene soktu. Devlete itaat eden Memlükler’e ve şeyhülaraplara mevkilerini ve mukâtaalarını iade etti ve bütün nüfuzu şahsında topladı. Onun za­manında Mısır eyaleti Osmanlı kanunla­rını benimsedi, idarî bir ferahlık ortaya çıktı. Genellikle bu dönemde Mısır beyler-beyileri görevlerini lâyıkıyla yaptıkların­dan makamlarında daha uzun süre kala­biliyorlardı. Deli Hüsrev Paşa zamanında ticarî hayat canlanmış ve buna bağlı ola­rak İstanbul’a her yıl gönderilmekte olan verginin miktarı artmıştı. Eyaletin asayiş ve emniyetini titizlikle koruyan Dâvud Pa­şa döneminde idarî yapının yanında as­kerî ve adlî bakımdan nisbî bir istikrar sağlanmıştı.

Huzursuzluk devresi (1561 -1583)- Bu dönemde merkezî idaredeki zaaf buraya da yansıdı. Sıkça yapılan tayinler dolayı­sıyla alınan hediyelerle (pîşkeş) yenileme yüzünden alınan berat resimlerindeki usulsüz uygulamalar bunlar arasında sa­yılabilir. Nitekim Mısır’a yeni tayin edilen beylerbeyi her kâşiften “keşüfiye” adıyla bir meblağ alıyordu; bu da kâşiflere vergi ödeyen halktan çıkarılıyordu. Ayrıca mev­cudu zamanla artan Mısır’ın bazı asker cemaatleri idarî işlere karışıp divan erkâ­nına ve beylerbeyilere müdahale eder ha­le geldiler. XVI. yüzyılın sonlarına doğru Mısır’daki Çerkez beyleri tekrar nüfuz sa­hibi olarak vilâyet kâşifliklerini iltizama aldılar, oğullarını ve kendi köle / adamla­rını da askerî gruplara soktular. Böylece Memlükler zamanında yayılmış olan uy­gunsuzluklar yeniden ortaya çıktı, taşra idaresinde de huzursuzluklar arttı.

Islah ve tanzim dönemi (1584-1611). Mısır’daki idarî ve malî bozukluklar, daha ziyade merkeze yollanan irsaliyenin duru­muna göre merkezin dikkatini çekiyordu. 981’den (1573) itibaren eyalette huzuru sağlayıp irsaliyeyi eksiksiz temin etmek üzere geniş yetkili beylerbeyiler tayin edildi, istanbul’dan gönderilen emirlerde mahallî harcamaların sınırlandırılması is­tendi, bu da beylerbeyi ve beylerin bazı yeni hususlar ihdas etmesine yol açtı. Mı­sır eyaletinin ıslahı için beylerbeyi tayin edilen Damad İbrahim Paşa (1583-1584) eyaletin bütün nahiyelerini teftiş edip dü­zeltmeye çalıştı. Ancak yerine gelen Sinan Paşa’nin (1584-1587] idarede gösterdiği zaaf askerî bir ayaklanmaya sebep oldu. Onun yerine gönderilen eski defterdar Üveys Paşa ise (1587-1590) eyaletin duru­munu büyük ölçüde düzeltip İstanbul’a yılda 600.000 altın irsaliye gönderdiyse de asker gruplarının müdahalesiyle du­rum tekrar karıştı.

Ahmed ve Kurd paşaların beylerbeyilik-leri sırasında karışıklık çıkaranlar berta­raf edildi, bu arada bazı malî ıslahat da yapıldı, fakat karışıklıkların gerçek sebep­leri ortadan kaldırılamadı. Eski defter­darlardan Seyyid Mehmed Paşa beylerbe­yi olarak Mısır’a gidince eyaleti ıslaha ça­lıştı ve asker sayısını azalttı; ancak bazı sancakbeyi ve askerlerin tehditleri üzeri­ne girişimleri sonuç vermedi. Gerek Hızır Paşa’nın gerekse halefi Ali Paşa’nın bey-lerbeyilikleri döneminde de Mısır askerle­rinin fesat ve isyanı sürdü. Hacı İbrahim Paşa (1603-1604), Mısır’ın genel durumu­nu teftişle görevli beylerbeyi tayin edil­diyse de hiçbir icraat yapamadan asker­ler tarafından öldürüldü. Yerine gönderi­len Gürcü Mehmed Paşa selefini öldüren­leri cezalandırıp eyaletin durumunu dü­zeltmeye çalıştı. Asayiş ancak halefi Ye­menli Hasan Paşa zamanında (1605-1607) sağlanabildi.

101 Ste (1607) Mısır beylerbeyi olan Da­mad Mehmed Paşa eyaletteki huzursuz­luk sebeplerini araştırdıktan sonra ısla­hata girişti. Olayların başlıca sebebi olan keşûfiyeyi, mukâtaafarın iltizamla veril­mesi ve iltizamların kâşifler vasıtasıyla ta­sarruf edilmesi sistemini kaldırdı. Bunu doğrudan Mısır divanına bağladı. Bu ara­da devamlı isyan halinde bulunan urbanı itaat altına aldı. “Tulbe” denilen uygula­manın kaldırılması sebebiyle ayaklanan âsileri dağıttı. Sikke ayarını düzeltti, mî­rî ambarın defterlerini inceleyip emin-liğini dürüst bir kişiye verdi. Kale içinde evli olmayan yeniçeri ve azeblere odalar yaptırdı; diğer asker cemaatleriyle de il­gilenerek eyalette huzur ortamını sağla­dı. AncakXVII. yüzyılın ortalarından iti­baren Mısır’da huzur ve istikrar yeniden bozulmaya başladı.

Mısır, XVI. yüzyılda Osmanlı eyaletleri İçinde malî açıdan zengin kaynaklara sahip olma özelliğiyle ön plana çıkmıştı. Mısır gelirlerinin önemli bir kısmı eyalet merkezinde veya civarındaki masraflara tahsis edilirdi. Sıkıntısı çekilen erzak ve barut gibi maddelerle Akdeniz ve Kızıl-deniz’de Mısır sahillerinin muhafazasın­da bulunan kadırgaların ihtiyaçlarının te­mini. Yemen ve Habeşistan’a gönderilen askerlerin masrafları, hac için İstanbul’­dan Haremeyn’e giden görevlilerin mas­raflarının karşılanması, Haremeyn’deki tamirler, hac yolundaki su tesisleri ve ka­lelerin binası ve ıslahı, Mısır eyaletine be­ratla gönderilenlerin ulufe ve ihtiyaçları, eyaletteki köprülerin muhafaza ve tami­ri ve tabii âfetlerin tahribatını giderme masrafları mahallî hazineden karşılanır­dı. Bu harcamalardan geriye kalan mik­tar yıl sonunda İstanbul’a “ceyb-i hümâ­yun harçlığı” olarak gönderilirdi. XVI. yüz­yılın sonlarına kadar irsaliyenin miktarı 500.000 altın, XVII. yüzyılın ikinci çeyre­ğine kadar 700.000 altın civarında olmuş­tur. XVI. yüzyılın ilk yarısında beylerbeyi­ler makamlarında uzun müddet kaldıkları için irsaliye hazinesi temininde zorluk çe­kilmemiştir. Ancak yüzyılın ikinci yarısın­da beylerbeyilerin tayin müddetleri kı­saltılıp irsaliye miktarı arttırıldığından irsâliyenin her yıl zamanında gönderilme­sinde sıkıntı çekilmiş, meblağın toplan­masında halka baskı yapılmıştır.

Mısır eyaleti, Osmanlı Devleti’nin gü­ney sınırları ile Ortadoğu bölgesinin kara ve deniz yollarını muhafaza etmesi, bir taraftan Kuzey ve Güney Afrika’ya, diğer taraftan Kızıldeniz ve Arap yarımadasına yönelik siyasî faaliyetlerde anahtar ülke olması dolayısıyla büyük bir askerî öneme sahipti. Buradaki mahallî asker grupları gerek Arap yarımadası gerekse Kuzey Af­rika, Habeşistan, Yemen gibi uzak bölge­lere yönelen seferlere katılıyordu. Hadım Süleyman Paşa’nın 945’teki (1538) Hint seferi buradan başlamıştı. Özdemİr Pa-şa’nın Habeş harekâtında da (962/1555] eyalet ana üs rolü oynamıştı. 975’ten (1567) itibaren hızlanan Yemen olayları eyaleti kilit konumuna getirmişti. Ayrıca bu sıralarda hem Hint taraflarından hac ve ticaret için Osmanlı ülkelerine gelip gi­denleri Portekizlilerin saldırılarından ko­rumak hem de Yemen, Hicaz ve Habeş vilâyetlerini muhafaza etmek üzere kuv­vetli bir donanma oluşturulmuştu.

XVII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Mısır eyaletinde idarî, malî, askerî bakım­dan önemii sıkıntılar yaşandı. Merkezî idare ve onun temsilcisi olan beylerbeyi­nin eyaletteki Osmanlı ve Memluk yöne­ticileriyle şeyhülarapların üzerindeki oto­ritesi zayıfladı. Memlûk grupları XVII. yüzyılda çeşitli yollarla eyaletin asker ce­maatlerine geçti ve sayıları giderek art­tı. Kendilerine Mısır’ın içinde ve dışında verilen askerî ve idarî görevler vesilesiyle eyalette etkili, zamanla da Mısır beyler­beyine rakip olabilecek bir güç haline gel­diler. Osmanlı merkezî idaresi gerek nü­fuzlu mahallî güçler arasında dengeyi sağlayabilmek gerekse yıllık geliri düzenli olarak alabilmek için bu gibi yerel grupla­rın varlığını kabul etmek zorunda kaldı. Özellikle XVII. yüzyıl ortalarına kadar hiç­bir siyasî nüfuzu bulunmayan ve birbirine rakip iki büyük grup olan Kâsımiyye ile Zülfikâriyye fırkaları ön plana çıktı. XVIII. yüzyılın ikinci yarısına kadar Mısır’da üs­tünlük sağlamak için aralarında bütün eyaleti etkileyen birçok çatışma meydana geldi. 1123te (1711) azebân ile müstahfı-zân cemaatleri içinde çıkan anlaşmazlık Kâsımiyye ve Zülfikâriyye fırkalarını yeni bir mücadele içine itti. Sonunda Mısır Beylerbeyi Halil Paşa makamından İndiri­lip karışıklığın sebebi olan Efrenc Ahmed ve birçok taraftarı öldürüldü. 1135’te (1723) Kâsımiyye fırkasından Çerkez Mehmed şeyhülbelediik makamına ulaşınca rakiplerini bertaraf edip bütün yetkileri eline aldı. Mısır bu karışıklıktan Çerkez Mehmed Bey’in 1729’da öldürülmesiyle kurtulabildi. Böylece Kâsımiyye fırkasının gücü azaldı. Fakat bu defa asker sınıfın­dan olup Kazdağlı İbrahim Kethüda lider­liğinde ortaya çıkan Kazdağlı fırkası Mı­sır’da etkili hale geldi ve eyalette önemli görevleri elde etmekle yetinmeyerek eski Memlûk Devleti’ni kurmaya dahi çalıştı. Kazdağlılar 1173’te (1760) Bulutkapan Ali Bey’i şeyhülbeledliğe tayin edince Ali Bey Mısır’daki rakiplerine üstün gelip mev­kilere kendi adamlarını getirdi. Ardından tehlikeli gördüğü kimseleri memlüklerin-den Ebü’z-Zeheb Muhammed vasıtasıyla ortadan kaldırdı ve yetiştirdiği memlük-leri ümerâ sınıfına dahil ettirdi (1768).

Bulutkapan’ın bertaraf edilmesinin ardından Mısır’da hâkimiyet ve nüfuz Ebü’z-Zeheb’e intikal edince Ebü’z-Zeheb, Osmanlı Devleti’nin Mısır’da şeklî idaresini tanımış, hatta Şam’da Osmanlı hükümetine baş kaldıran Zahir el-Ümer’in üzerine sefere çıkmış ve bu seferde öl­müştür.[1222] Ebü’z-Zeheb’in vefatından sonra onun tâ-bilerinden (Muhammediyye) İbrahim ve Murad beylerle Bulutkapan tâbilerinden jsmâil Bey arasında Mısır’da tekrar hâki­miyet ve nüfuz rekabeti başladı. Önce nü­fuz Muhammediyye fırkasının eline geçip şeyhülbeledliğe İbrahim Bey sahip olduy­sa da ardından Aleviyye fırkasının reisi İs­mail Bey ile mücadelesinin sonunda Mı­sır Beylerbeyi İzzet Mehmed Paşa, İsmail Bey’e şeyhülbeledlik hil’ati giydirdi.

Bu devirde Yukarı Mısır, İbrahim ve Mu­rad beylerin ve Aşağı Mısır İsmail Bey’in nüfuzu altında bulunuyordu. Yukarı Mı­sır’a hâkim olanlar erzak nakline engel ol­duklarından Aşağı Mısır’daki halk kıtlık ve sefalet çekiyor, İsmail Bey’in sefer mas­raflarını karşılamak üzere koyduğu vergi­ler bu sefaleti büsbütün ağırlaştırıyordu. Muhammediyye ile Aleviyye zümreleri arasında mücadele sürerken Mısır bey-lerbeyilerinin sık sık değiştirilmesi mer­kezî idarenin nüfuzunun bir kat daha kı­rılmasına, halkın bu gibi mahaliî zümrele­rin keyfî tutumlarına terkedilmesine yol açıyordu. 1783’te İbrahim ve Murad bey­ler İskenderiye, Dimyat ve Reşîd’de askerî merkezler verilmesi karşılığında Mı­sır’ın bağımsızlığına yardımcı olması için Rusya’ya başvurdular. Ertesi yıl Rusya’­dan üç subay Mısır limanlarının durumu­nu araştırmak üzere peşpeşe Mısır’a geldi ve bu ziyaretlerin neticesi olarak İs­kenderiye’de Rus Konsolosluğu kuruldu (1785).

Mısır’da Memluk zorbaları ile Rusya arasındaki ilişkiler İngiltere ve Fransa’nın bu bölgede faaliyetlerini arttırdı; Fran­sızlar bir ticaret antlaşması İmzalamayı başardı. İngiltere ise İstanbul’a baskı ya­parak Fransız-Memlûk antlaşmasını ilga­ya çalıştı. Nihayet Osmanlı hükümeti, çok önemli vilâyeti olan Mısır’ın iç ve dış teh­likelerle sarıldığını görünce Memlûk zor­balarını ortadan kaldırmaya karar verdi ve Cezayirli Gazi Hasan Paşa’yı deniz yo­luyla Mısır’a gönderdi.[11 Şaban 1200/9 Haziran 1786] Hasan Paşa Mısır’a varır varmaz önce toplumsal huzuru sağladı, Rahmaniye civarında âsilerin ordularını bozdu. Kahire’ye gelerek Ezher Camii’nin ulemâsıyla zorbaların yok edilmesini sağlayacak tedbirler hakkında meşverette bulundu. Askerlere de eski kanunlarına ri­ayet etmelerini tembih edip kaçan üme­rânın mahlûl olan mukâtaalarının satıl­ması, birkaç yıldan beri geri kalmış irsa­liye hazinelerinin İstanbul’a gönderilme­si, hac kafileleri işinin yoluna konulması gibi meselelerin halliyle uğraştı. Ancak Murad ve İbrahim beylerin direnişi sürdü. Osmanlı kuvvetleri Kahire’ye, Memlükler ise Circe’ye çekildi. Bu sırada ortaya çıkan Türk-Rus savaşı Mısır işlerini oluruna bağlama zaruretini doğurdu. Gazi Hasan Paşa, bazı vilâyetleri İbrahim ve Murad beylere bırakıp İsmail Bey’e de bir miktar yardımcı kuvvet verdiKten sonra Mısır’ın iç işlerinde esaslı bir değişiklik yapma­dan Mısır’dan ayrıldı. Murad ve İbrahim beyler Saîd’de bulunan Memlûk beyleriyle birleşerek tekrar ayaklandılar. Şeyhülbe-led Osman Bey’in yanlış hareketlerinden istifade edip Kahire’ye girmeyi başardı­lar. Babıâli ise Fransızlar’ın Mısır’a girişi­ne kadar bu durumu kabul etmek zorun­da kaldı.

  • Mısır Mimarisi, Mısır’da Mimari
  • Mısır, Mısır’da İlim, Kültür, Medeniyet
  • Mısır Tarihi -Abdünnasır, Sedat, Mübarek Dönemi-
  • Mısır Tarihi -Krallık Dönemi- Hakkında Bilgi
  • Mısır Tarihi -İngiliz İşgali Dönemi-
  • Mısır Tarihi -Başlangıçtan Bizans Dönemine Kadar-
  • Mısır Tarihi -Fransız İşgali Dönemi-
  • Mısır Tarihi -Osmanlı Dönemi İdari Teşkilat, Sosyal ve Ekonomik Du­rum-
  • Mısır Tarihi -İslam Fethinden, Osmanlı Dönemine Kadar-
  • Mısır Tarihi -Bizans Dönemi, İslam Fethine Kadar-
  • Mısır Başkenti, Yüzölçümü, Hangi Kıtada, Nüfusu, Önemli Şehirleri
  • Mısır Fiziki, Beşeri, Ekonomisi, Coğrafyası

TDV İslâm Ansiklopedisi

Yorum ekle...

Konu hakkında yorum ya da düşüncelerini paylaş...

Daha yeni Daha eski