Abdülaziz bin Ebu Revvad Kimdir, Hayatı, Hakkında Bilgi

Abdülazîz b. Ebû Revvâd (ö. 159/776) İlk devir safîlerinden. Aslen Horasanlı ve muhtemelen Türk olduğu rivayet edilir. Ezd kabilesi reislerinden Mugire b. Mühelleb’İn mevlâ’sıdır. Ebû Revvâd künyesiyle anılan babasının asıl adı Meymûn (Eymen) b. Bedr’dir. Mekke’de yaşadı ve orada öldü. Abdülazîz’in hayatı ve dinî şahsiyeti hakkındaki bilgiler son derece sınırlıdır. Kaynaklarda Mürcie’den olduğunu bil­diren çeşitli rivayetlerle bir hadis râvisi olarak cerh ve ta’dil’ini konu alan ifa­deler geniş bir yer tutar. Fikrî yapısı hakkında ipucu olabilecek kendi sözleri de fazla değildir. Tabiînin büyüklerin­den ve önceki ümmet ve devirler hak­kında naklettiği birtakım haberler, bazı muhaddislerin onu şiddetle tenkit et­melerine sebep olmuştur. Hadis usulü Ölçülerine uymayan bu rivayetleri tasavvufî anlayışa uygun gördüğü ve muhte­vayı benimsediği için nakletmiş olmalı­dır. Bu haberlerde bazı tasavvufî konu­ların ağırlık noktası olarak alındığı, iba­detlerde ve haramlarda titiz, daima hüzün dolu, korkan ve ağlayan zâhid temasının işlendiği görülmektedir.

Ondan nakledilen sözler ve dinî haya­tı hakkındaki değerlendirmeler, söz ko­nusu haberlerdeki muhteva ile birlikte ele alındığında, Abdülazîz b. Ebû Revvâd’ın zühd devri tasavvufunun seçkin bir temsilcisi olduğu anlaşılır. Hatırını soran birine cevap olarak, günahlar için­de yüzdüğünü, ömrü de hızla akıp geç­tiği halde ölümden ve sonraki hayattan gaflet içinde olduğunu söyleyerek ağla­dığı rivayet edilir. Abdülazîz’in bu cevabıyla zühd hareketini doğuran ve ge­liştiren fikrî disipline işaret ettiği gö­rülmektedir. En faziletli ibadetin ne ol­duğunu soranlara cevap olarak, gece gündüz daima hüzün içinde olmak ge­rektiğini söylemiştir. Bu klasik zühd te­lakkisi yanında Abdülazîz’in asıl önemli özelliği sabır, rıza ve şükür kavramları­nın onun manevî yaşantısının eksenini teşkil etmesidir. Rivayete göre, gözleri kör olmuş ve bunu yirmi yıl kimseye farkettirmemiştir. Durum anlaşılınca da rıza ve Allah’a teslimiyet düşüncesinin bunu açıklamasına engel olduğunu söy­lemiştir. Onun bu düşüncesi sonraki süfilerce tasavvufun tariflerinden biri hali­ne getirilmiştir: “Tasavvuf ilâhî lutufları bir bir saymak ve ayıpları gizlemektir.” Yine o, sabır ve rızaya aykırı bir davra­nış olarak yorumladığı için kırk yıl boyunca başını kaldırıp gözlerini semaya çevirmemiştir.

Zehebî, Abdülazîz’i tanıtırken çevre­sinde bir “Uhuvvet topluluğu” olduğunu haber verir. Hadis âlimi Şuayb b. Harb de Abdülazîz’in beş yüz meclisine katıldığını ve bu toplantılarda günaha düşü­recek bir davranışta bulunulmadığını nakleder. Bu iki ifadeden Abdülazîz’in Mekke’de belli sa­yıda talebesi olduğu ve tasavvufî bir eğitim faaliyeti yürüttüğü anlaşılmak­tadır.

Abdülazîz b. Ebû Revvâd, imanı sade­ce kalbin tasdiki ve dilin ikrarı olarak tanımladığı ve “Mürtekib-i kebîre’yi (bü­yük günah işleyen) Allah’a havale (İrca) ettiği için Mürcie’den sayılmış, bu se­beple de hadis âlimleriyle arası açılmış­tır. Bu konudaki rivayetler gözden geçi­rildiğinde onun ömrünün son yıllarında bu fikri benimsediği, daha önceleri mür­tekib-i kebîrenin cehennemlik olduğuna inanan muhaddislerle aynı görüşü pay­laştığı anlaşılır. Onu irca görüşünden dolayı tenkit edenlerden biri de menkı­belerini nakleden, hadis ilminde talebe­si, zühdde dostu Süfyân es-Sevridir.

Abdülazîz b. Ebû Revvâd hafıza (zabt) gücü bakımından bazı hadis münekkit-lerince zayıf görülmekle birlikte genel olarak güvenilir bir râvi kabul edilmiş­tir. Ahmed b. Hanbel, Nesâî, Dârekutnî ve İbn Ebû Hatim eserlerinde onun ri­vayetlerine yer vermişlerdir. Nâfi*. Ata, İkrime, Dahhâk b. Müzâhim, Salim b. Abdullah gibi tabiîn büyüklerinden ha­dis dinlemiş, Şube, Vekî. Abdürrezzâk, Zaide, Süfyân es-Sevrî, İbnül-Mübârek, Yahya b. Saîd el-Kattân vb. tanınmış âlimler de ondan hadis rivayet etmiş­lerdir.

Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

Sitede Ara