Atatürk ve Halkçılık

Atatürk ve Halkçılık

1931 yılında Cumhuriyet Halk Fırkası programında belirtilen, 1937’de Anayasa’ya alınan halkçılık, Cumhuriyet Türkiyesi’nin Meşrutiyet Türkiyesi’nden devraldığı ilkelerden biridir. Dayanışmacı, Batı’daki deyimiyle “solidarist” düşünceden kaynaklanan halkçılık, Milli Mücadele yıllarından başlayarak egemen bir siyasal düşünce akımı olarak gelişmiştir.

Milli Mücadele döneminde halkçılık, ulus-devlet kuruculuğunu amaçlamaktadır: iktidar sorununa çözüm arayan, İstanbul Hükümeti’ne karşı güçlü bir seçenek olarak ulusal egemenliği benimseyen, toplumsal içerikten çok siyasal yönü ağır basan bir halkçılıktır. Nitekim 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, Ankara Hükümeti tarafından Halkçılık Programı olarak belirtilmiştir. Başka bir deyişle Milli Mücadele halkçılığı, emperyalizme karşı ulusal bağımsızlığı savunan, saltanata karşı ulusal egemenliği vurgulayan, gündemdeki ivedi sorunların çözümüne yönelik geniş bir program niteliğindedir. Halkçılığın toplumsal içeriği, Milli Mücadele ertesi, Halk Fırkası’nın kuruluş çalışmaları sırasında gündeme gelmiştir. Mustafa Kemal, 6 Aralık 1922’de Hakimiyet-i Milliye, Yeni Gün ve Öğüt gazetelerine verdiği bir demeçte halkçılığı ilke olarak benimseyen Halk Fırkası adında bir siyasal parti kurma niyetinde olduğunu açıklamıştır. 13 Ocak 1923’te ileri gazetesinde yayımlanan Halk Fırkası ’nın kuruluşuyla ilgili demecinde, “Ben öyle bir fırka teşkilini tasavvur ediyorum ki, bu fırka milletin bütün sunufunun (sınıflarının) refah ve saadetini temine matuf bir programa malik olsun” demiştir.

Mustafa Kemal, parti için ortam hazırlamak amacıyla uzun bir yurt gezisine çıkmış, yaptığı konuşmalarda kuracağı fırkanın halkçılık anlayışını ve toplumsal içeriğini ayrıntılı bir biçimde ele almıştır. 30 Ocak 1923’te İzmir’de gazetecilerle yaptığı söyleşide, “Bence bizim milletimiz yekdiğerinden çok farklı menfaatler takip edecek ve bu itibarla yekdiğerleriyle mücadele halinde bulunagelen muhtelif sınıflara malik değildir. Mevcut sınıflar yekdiğerinin lâzım ve melzumu mahiyetindedir” demiştir. İzmir iktisat Kongresi’nde de “mesleki dayanışma” gündeme alınmış, oturumlarda toplumsal sınıflar ve sınıf çelişkileri olmadığı vurgulanarak “milli tesanüd”ün, bugünkü deyişle ulusal dayanışmanın temel ilke olduğu belirtilmiştir. Kongrede benimsenen Misak-ı İktisadi’de, “Türkler hangi sınıf ve meslekte olurlarsa olsunlar, candan sevişirler” denmiştir.

Halk Fırkası’nın 9 Eylül 1923 tarihli, program niteliği de taşıyan nizamnamesinde halkçılık ilkesi şöyle açıklanmıştır:
“Halk Fırkası nazarında halk mefhumu, herhangi bir sınıfa münhasır değildir. Hiçbir imtiyaz iddiasında bulunmayan ve umumiyetle kanun nazarında mutlak bir müsavatı kabul eden bütün fertler halktandır. Halkçılar, hiçbir ailenin, hiçbir sınıfın, hiçbir cemaatin, hiçbir ferdin imtiyazlarım kabul etmiyen ve kanunları vaz etmekteki mutlak hürriyet ve istiklali tanıyan fertlerdir. ”

Halkçılık ilkesinin kesin biçiminin ortaya çıkışında Serbest Fırka deneyimi de etkili olmuştur. Çok partili düzene geçişi amaçlayan Serbest Cumhuriyet Fırkası girişimi geniş kitlelerce benimsenmiş, güdümlü muhalefet niteliğini kısa sürede yitirmiştir. CHF iktidarını tehdit eder bir nitelik kazanması iktidardaki kadroları kaygılandırmıştır. Hükümet çevreleri ve CHF yanlısı basın Serbest Fırka’yı gericilikten, anarşistlik ve komünistliğe dek suçlayan bir yıpratma kampanyasına girişmiştir. Mustafa Kemal’in de desteğinden yoksun kalışı üzerine Serbest Fırka kendisini feshetmiştir. Artık tek parti yönetimi uzun yıllar ülkenin yönetimini belirleyecektir. CHF’nın bütünleyici yönü tekrar vurgulanacak; parti, hükümet ve devletle bütünleşecek; tek parti olarak bütün ulusu temsil edecek, başka bir partiye gerek duyulmayacaktır.

Serbest Fırka deneyi ertesi, TBMM’ndeki uyumsuzluk nedeniyle erken seçimlere gidilme karan verilmiştir. Mustafa Kemal’in seçim öncesinde yayımladığı bildiri CHF programında ve daha sonra anayasada yer alacak halkçılık ilkesinin özünü oluşturacaktır. Bildiride şu satırlar yer alır:

“Türkiye Cumhuriyeti halkını ayn ayrı sınıflardan mürekkep değil ve fakat ferdi ve içtimai hayat için iş bölümü itibariyle muhtelif mesai erbabına ayrılmış bir camia telakki etmek esas prensiplerimizdendir. Çiftçiler, küçük sanat erbabı ve esnaf, amele ve işçi, serbest meslek erbabı, sanayi erbabı, tüccar ve memurlar Türk camiasını teşkil eden başlıca çalışma zümreleridir. Bunların her birinin çalışması diğerlerinin ve umumi camianın hayat ve saadeti için zaruridir. Fırkamızın bu prensiple istihdaf ettiği gaye sınıf mücadelesi yerine içtimai intizam ve tesanüt temin etmek ve birbirini nakzetmi-yecek surette menfaatlerde ahenk tesis eylemektir. ”

CHF’nın 1931 tarihli Üçüncü Kurultayı’nca kabul edilen programı, halkçılık ilkesini Mustafa Kemal’in bu bildirisinden almıştır. Birey, aile, sınıf, cemaat ayrımı gözetmeksizin yasalar önünde mutlak eşitlik ilkesini benimseyen program, halkı “işbölümü itibariyle muhtelif mesai esbabına ayrılmış bir camia” olarak açıklamıştır.

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi

Sitede Ara